Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2018/4218 E. 2019/9012 K. 15.10.2019 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/4218
KARAR NO : 2019/9012
KARAR TARİHİ : 15.10.2019

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Elatmanın Önlenmesi

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

K A R A R

Davacı … vekili, davacının 449 parsel sayılı gayrimenkulün 7/96 hisse maliki olduğunu, davacı satın almadan önce kimseden izin almadan bu arsadaki üç adet eve giren davalıların bu evlerde ikamet etmeye başladıklarını, davacının arsanın kendine ait olduğunu ve bu evlerden çıkmalarını söylemesine rağmen davalıların buna aldırmadan burada ikamet etmeye devam ettiklerini açıklayarak davalıların el atmasının önlenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalılar …, … ve … vekili, davalılardan … annesinin tapudaki paydaşlardan … oğlu İsmail mirasçısı, diğer davalıların ise … oğlu … mirasçısı dava dışı … Kıvılcım’ın kiracısı olduklarını, dava konusu yapıların 1990’lı yıllarda yaptırıldığı ve o tarihlerden beri davalıların kullandığını, taşınmaz üzerinde davacının taşınmazı satın aldığı dava dışı Selda’ya ait bina bulunduğu gibi ayrıca boş yerlerde bulunduğunu, mülkiyet hakkına dayanılarak taşınmazın kullanıldığını ileri sürerek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, toplanan delillere göre davacının davasını ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Hüküm, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Bilindiği ve TMK’nin 683. maddesinde düzenlendiği üzere; ”Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız elatmanın önlenmesini de dava edebilir.” Mülkiyet hakkının sağladığı yetkilerin malik tarafından gereği gibi kullanılmasını önleyen ve üçüncü kişilerden gelen etkilere karşı korunma aracı olarak haksız elatmanın önlenmesi, taşkınlığın giderilmesi, durdurulması için, elatmanın önlenmesi davası hakkı tanınmıştır. El atmanın önlenmesi davalarında tarafların taşınmazda paydaş olması halinde Yargıtay ve Daire’nin yerleşik ilke ve esasları gereğince uyuşmazlığın çözümü gerekmektedir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun “Paydaşlardan her biri, bölünemeyen ortak menfaatlerin korunmasını diğer paydaşları temsilen sağlayabilir.” şeklindeki 693/son maddesi uyarınca, paylı mülkiyet üzere kayıtlı olan taşınmazda her bir paydaşın taşınmaza el atmanın önlenmesi davası açabileceği açıktır. Paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan da payına vaki elatmanın önlenilmesini her zaman isteyebilir. Hatta elbirliği mülkiyetinde dahi paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine elatmanın önlenilmesi davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı elatmanın önlenilmesi davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay içtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre, payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu elatmanın önlenilmesi davası ile değil, kesin sonuç getiren taksim veya ortaklığın satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.
Öte yandan, yurdumuzda sosyal ekonomik nedenlerle kırsal kesimlerden kentlere aşırı akım, nüfus çoğalması, büyük mesken ve işyeri ihtiyacı nedeniyle hızlı yapılaşma karşısında görevli mercilerin aciz kalmaları veya çeşitli nedenlerle göz yummaları sonucu, izinsiz, ruhsatsız, resmi kayıtlara bağlanmayan büyük yerleşim alanları oluştuğu, bu arada paylı taşınmazların tapuda resmi ifrazları yapılmadan paydaşlar arasında haricen veya fiilen taksim edilip üzerlerine büyük mahalleler hatta beldeler yapıldığı bir gerçektir. Bilindiği üzere 4721 s. Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 237., Borçlar Kanunu’nun (BK) 213., Tapu Kanunu’nun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne var ki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş yada fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemsel olarak (fiilen) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya ortaklığın satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması, “ahde vefa” kuralının yanında TMK’nin 2. maddesinde düzenlenen iyi niyet kuralının da bir gereğidir. Aksi halde, pek çok kimse zarar görecek toplum düzeni ve barışı bozulacaktır.
O halde, paydaşlar arasındaki elatmanın önlenilmesi davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planının olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulmalı, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terk edildiği saptanılmalı, harici veya fiili taksim yoksa uyuşmazlık yukarıda değinildiği gibi, TMK’nin müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmelidir.
Yukarıda izah edilen ilke ve esaslar ışığında somut uyuşmazlık incelendiğinde mahkemece yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiş ise de dosya kapsamının hüküm kurmaya elverişli olmadığı anlaşılmaktadır. Dosyadaki bilgi, belge ve beyanlardan dava konusu 449 parsel sayılı taşınmazın 7/96 hissesinin davacı adına 24.04.2013 tarihinde satış yolu ile tapuda tescil edildiği, taşınmaz üzerinde 7 adet yapı bulunduğu, bunlardan dava konusu edilen tek katlı binada davalı …’in, zemin ve iki kattan oluşan binada ise davalılar … ikamet ettikleri anlaşılmaktadır. İhtilaf, davalıların taşınmazı mülkiyet hakkına dayanarak kullanıp kullanmadıkları noktasında toplanmaktadır. Davalı tarafça taşınmazda 32/48 hissesi bulunan tapu kaydında … oğlu İsmail olarak gözüken kişinin mirasçılarının rızasıyla kullanıldığı savunulmuş ve dosyaya buna dair veraset ilamı, kira kontratları sunulmuş ise de tapu kaydında gözüken soy ismi bulunmayan “… oğlu İsmail” ile veraset ilamındaki “… oğlu İsmail”‘in aynı kişi olup olmadıkları hususu netleştirilmeksizin davanın reddine karar verilmiştir.
Mahkemece yapılacak iş, öncelikle yöntemince gereği gibi araştırma yapılıp taşınmazda paydaş olan … oğlu İsmail’in, savunmada geçen şekilde davalıların kullandıkları yapı maliklerinin murisi … oğlu İsmail olup olmadığının belirlenmesi olmalıdır. Çekişmeli taşınmazda davalıların kayıttan ve mülkiyetten kaynaklanan bir hakkı bulunmayıp paydaş olmadıklarının tespiti halinde üçüncü kişi konumunda olan davalılar yönünden açılan davanın kabulüne, paydaş ve paydaştan kaynaklı kullanımın tespiti halinde ise Dairenin yerleşik içtihatları doğrultusunda taşınmazda tüm paydaşları bağlayan taksim sözleşmesi veya özel bir parselasyon planının olmadığı ve taşınmazda fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı değerlendirmesi yapılıp, oluşacak sonuç dairesinde bir karar verilmelidir. Mahkemece, yazılı şekilde eksik araştırma ve inceleme ile hüküm tesisi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenlerle davacı vekilinin yazılı temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 15.10.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.