YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/4396
KARAR NO : 2019/11106
KARAR TARİHİ : 09.12.2019
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı İdare vekili, vekil edeni İdare’nin maliki olduğu 19 ada 18 parsel sayılı taşınmazın 50 m2’lik kısmının hiçbir akdi ve kanuni sebebe dayanmaksızın Kadıköy Müftülüğü tarafından aşevi olarak kullanılmak suretiyle işgal edildiğini belirterek, 01.06.2009-31.08.2013 tarihleri arası için 7.755,00 TL ecrimisilin kademeli faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı İdare vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, kesin hüküm nedeniyle davanın reddine karar verilmiş olup; hüküm, davacı İdare vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, ecrimisil istemine ilişkindir.
Dosya kapsamı ve toplanan delillerden dava konusu taşınmazın mazbut … Ağası … Vakfı adına kayıtlı olduğu, davanın temsile yetkili … tarafından ecrimisil istemine yönelik olarak açılmıştır.
Davacı İdare’nin davalı İdare’ye karşı 01.06.1999-31.05.2009 tarihleri arasına ilişkin ecrimisil istemiyle açtığı davanın İstanbul Anadolu 8. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2010/250 Esas ve 2013/315 Karar sayılı dosyasında görüldüğü ve “…davalı idarenin aşevi işletmek suretiyle kamu yararına yönelik zilyetliğinde TMK’nin 995. maddesinde öngörülen kötüniyet unsurunun bulunmaması nedeniyle ecrimisil koşullarının oluşmadığı” gerekçesiyle reddine karar verildiği ve kararın Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nce 08.09.2014 tarihinde onandığı anlaşılmıştır.
Öncelikle belirtmek gerekir ki; 6100 sayılı HMK’nin 303. maddesi uyarınca; bir davaya ait şeklî anlamda kesinleşmiş olan hükmün, diğer bir davada maddi anlamda kesin hüküm oluşturabilmesi için, her iki davanın taraflarının, dava sebeplerinin ve talep sonuçlarının aynı olması gerekir.
Bu açıklamalar ışığında somut olaya gelince; Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nce onanan karar ile eldeki davadaki ecrimisil talep edilen dönemlerin birbirinden farklı olduğu, bu sebeple, önceki hükmün eldeki dava açısından ancak güçlü delil teşkil edebileceği ve bunun da aynı güçte başka bir delille ortadan kaldırılabileceği yani bahsi geçen kararın eldeki dava açısından kesin hüküm etkisi bulunmadığı açıktır.
Öte yandan; davacı İdare, mazbut … Ağası … Vakfı’nı temsilen dava açmıştır. İhtilafa konu uyuşmazlığın çözümü için; Mahkemece, söz konusu vakfa ait vakfiye getirilerek, dava konusu edilen aşevi olarak kullanılan yapının vakfiyede sözü edilen bir yapı olup olmadığı ve yapıldığı şekilde muhafaza edilip edilmediği belirlenmelidir. Eğer dava konusu yapı vakfiyede sözü edilen yapıldığı şekilde muhafaza edilen bir yapı ise vakfiye hükümlerine göre vakıf kurucusunun iradesi doğrultusunda sorun çözülmelidir. Eğer yapıldığı şekilde muhafaza edilmemiş, Vakıflar Kanunu’nun 15. maddesinde ifade edildiği üzere, işe yaramaz bir duruma gelmiş ve yerine yeni bir bina yapılmışsa yeni yapılan yapı hakkında Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün tahsis yapıp yapmadığı belirlenerek sonuca gidilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile kesin hüküm nedeniyle davanın reddine karar verilmesi doğru değildir.
SONUÇ: Davacı İdare vekilinin temyiz itirazlarının yukarıda açıklanan nedenlerle kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK’un 440/III-1, 2, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 09.12.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.