YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/5467
KARAR NO : 2020/5367
KARAR TARİHİ : 24.09.2020
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Elatmanın Önlenmesi
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R
Davacı, dava konusu 801 parselin babalarının sağlığında haricen ve rızai olarak taksim edildiğini, parselin orta kısmında kalan alanın davacıya ait olduğunu, davalının bu taşınmazı kullanmasına engel olduğunu, 2013 yılında davalı tarafından ekim yapıldığını, 2014 yılında ise davacının zeytin fidelerine müdahale edildiğini, davalıya karşı kaymakamlıktan da men kararı alındığını el atmanın önlenmesini talep etmiştir.
Davalı; davacının babası Osman ile kendi dedesi Ali’nin yıllar önce babalarından kalan yerleri taksim ettiklerini, tarafların çok sayıda taşınmazda hissedar olduğunu, taraflar dışında başkaca hissedarlar da olduğunu, taşınmazlar küçük m2’li olduğundan her hissedarın hissesine düşen yeri kullanmasının mümkün olmadığını, bu nedenle hissedarların bütün parsellerdeki hisselerine karşılık bir kaç parselde yer kullandığını, dava konusu taşınmazın 4 dönümünün babası Feti tarafından 1988-2001 yılları arasında kullanıldığını, sonrasında ise kendisi ve kardeşi tarafından kullanıldığını, davacının taşınmazı kullanmadığını davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece; dava konusu taşınmazların tarafların murisleri arasında taksime konu edildiği dava konusu taşınmaz kesiminin davacının babasına ve sonrasında davacıya intikal ettiği, davalının müdahalesinin haksız olduğu yıllardır tarafların taksime uygun olarak kullanımlarını sürdürdüğü gerekçesiyle davanın kabulüne, dava konusu 801 parsel taşınmaza vaki fen raporunda kırmızı ile boyalı 3.200 m2’lik alana müdahalenin men’ine karar verilmiştir. Hüküm davalı asil tarafından süresinde temyiz edilmiştir.
Dava; paydaşlar arası elatmanın önlenmesi davasına ilişkindir.
1. Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller Mahkemece takdir edilerek karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre davalının aşağıdaki bent kapsamı dışındaki sait temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. Hemen belirtilmelidir ki, paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan payına vaki elatmanın önlenilmesini her zaman isteyebilir. Hatta elbirliği mülkiyetinde dahi paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine elatmanın önlenmesi davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı veya kullanabileceği bir kısım yer varsa açacağı elatmanın önlenmesi davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay içtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre, payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu elatmanın önlenmesi davası ile değil, kesin sonuç getiren taksim veya ortaklığın satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlenmesi gerekmektedir.
Bilindiği üzere 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 237., Borçlar Kanunu’nun (BK) 213.), Tapu Kanunu’nun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne var ki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş ya da fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemsel olarak (fiilen) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya ortaklığın satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması, “ahde vefa” kuralının yanında TMK’nin 2. maddesinde düzenlenen iyi niyet kuralının da bir gereğidir.
Somut olaya gelince; tarafların babalarından kendilerine kalan başkaca taşınmazlar ile dava konusu 801 parselde davacı ile davalının paydaş oldukları ve dava dışı birçok paydaşın daha bulunduğu; dosya kapsamında tanık beyanlarından anlaşıldığı üzere dava konusu taşınmazın parsel bazında taksimnin yapıldığı, 3 parçaya bölünerek paydaşlardan sadece bir kısmı olan dava dışı iki paydaş ile davacının babasının kullanımına bırakıldığı tespit edilmiş olup paydaşlar arasında hukuken geçerli bir fiili ya da harici taksimden söz edilebilmesi için her bir taşınmazın ayrı ayrı tüm paydaşlar arasında paylaşılması gerektiği, parsel bazında kullanım durumlarının belirlenmesinin TMK’nin 688. ve devamı maddelerinde öngörülen paylı mülkiyet hükümlerine uygun düşmeyeceği ilkeleri gözönünde tutulduğunda, dava konusu parsel bakımından tüm paydaşları bağlayıcı bir taksimden söz edilemeyeceği; ayrıca, taşınmazın tamamının değil sadece geçersiz taksim ile davacının babasına düştüğü iddia edilen kısmın davalı tarafından kullanıldığı anlaşılmıştır. Hal böyle olunca; Mahkemece kanunun aradığı anlamda geçerli bir taksimden söz edilemeyeceği ve davalının kullandığı bölümün payına karşılık gelen miktardan fazla olduğu göz önüne alındığında davalının davacının payına vaki müdahalesinin önlenmesine karar verilmesi gerekmekte iken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamakla Mahkemece, hükmün 1. fıkrasındaki “…fen bilirkişi raporuna ekli krokide kırmızı ile boyalı gösterilen 3.200 m2’lik alana…” ifadesinin çıkarılarak yerine “… davalının davacının payına yönelik …” ifadesinin eklenmesi gerekmektedir.
Ne var ki; bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden temyiz edilen hükmün HUMK’un 438/7 maddesi uyarınca düzeltilerek onanması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda 2. bentte açıklanan nedenlerle davalının temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün 1. bendindeki “…fen bilirkişi raporuna ekli krokide kırmızı ile boyalı gösterilen 3200 m2lik alana… ”ifadesinin çıkarılmasına, “… davalının davacının payına yönelik …”ifadesinin eklenmesine Yerel Mahkeme hükmünün 1086 sayılı HUMK’un 438/7. fıkrası gereğince DÜZELTİLMİŞ BU ŞEKLİ İLE ONANMASINA, davalının sair temyiz itirazlarının yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle reddine, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 24.09.2020 tarihinde oy birliği ile karar verilmiştir.