YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/5529
KARAR NO : 2019/7940
KARAR TARİHİ : 23.09.2019
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Haksız İşgal Tazminatı
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı vekili, müvekkillerine murislerinden intikal eden 266 ada 1 parsel, 261 ada 32 parsel sayılı taşınmazlardan birinde 4 daireden oluşan bina, diğerinde kahvehane ve dükkan olarak kullanılan bina bulunduğunu, davalıların hem dairelerden hem dükkanlardan yararlandıklarını ve vekil edenlerine herhangi bir ödemede bulunmadıklarını belirterek, 34.630 TL ecrimisilin davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiş ve ıslahla taleplerini 54.630 TL’ye yükseltmiştir.
Davalılar cevap dilekçesi vermemiştir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup; hüküm, davacılar vekilince temyiz edilmiştir.
Dava, ecrimisil istemine ilişkindir.
1.Tarafların tüm delilleri toplanıp, tetkik edildikten, son sözleri dinlenip duruşmanın bittiği bildirildikten sonra hakimin, Mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun (HUMK) 388, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun (HMK) 298. maddesi uyarınca kararı gerekçesi ile birlikte (tam olarak) yazması ve hüküm sonucunu HUMK’un 389., yine HMK’nin 297/2. maddesinde öngörülen biçimde tefhim etmesi asıldır.
Ne var ki, uygulamada HUMK’un 381. maddesinin son fıkrasının HMK’nin 294. maddesinin getirdiği imkândan faydalanarak bazı zorunlu nedenlerle sadece hükmün sonucu tutanağa geçirilip tefhim edilmekte, gerekçeli karar daha sonra yazılmaktadır.
İşte bu gibi hallerde, tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren tefhim ile aleniyet ve hukuki varlık kazanan kısa karara daha sonra yazılan gerekçeli kararın uygun olması zorunludur.
Öte yandan; 6100 sayılı HMK’nin 445/2. maddesinde; “… Bu kanun kapsamında fiziki olarak hazırlanması öngörülen tutanak ve belgeler güvenli elektronik imzayla elektronik ortamda hazırlanabilir ve gönderilebilir.” hükmüne yer verilmiştir.
Somut olayda, dosya içerisinde biri ıslak imzalı diğeri elektronik imzalı olmak üzere gerekçeleri birbirinden farklı iki karar bulunduğu ve taraflara ıslak imzalı kararın tebliğ edildiği ve davacı vekilince kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nce yapılan inceleme neticesinde 23.02.2015 tarihli 2015/871 Esas ve 2015/2581 Karar sayılı ilam ile UYAP’ta kayıtlı elektronik imzalı gerekçeli kararın taraflara tebliğ edilmesi ve temyiz süresi beklendikten sonra dosyanın gönderilmesi yönünde mahal mahkemesine geri çevirme yapıldığı anlaşılmıştır.
Mahkemece, birbirinden farklı gerekçeler içeren, çelişkili iki karar oluşturulması doğru değildir.
2.Kabule göre de; yemin, taraflardan birinin davanın çözümlenmesine etkili olan bir vakıanın doğru olup olmadığı hakkında kanunun belirlediği şekilde mahkeme (hakim) önünde beyanda bulunmasıdır. Yemin eden taraf bu beyanın doğruluğunu namus, şeref ve kutsal saydığı bütün inanç ve değerleri ile teyit etmektedir. Medeni Usul Hukukumuzda yemin delili kesin delil niteliğindedir.
Mülga 1086 sayılı HUMK’da 337’nci ila 362’nci maddeler arasında iki ayrı yemin müessesesi benimsenmiştir. Bunlardan birisi taraf yemini yani kati yemin, diğeri de hakimin teklif ettiği yemin olan resen yemindir.
Kati yemin, ispat yükü kendisine düşen tarafın davanın hâlline etkili bir vakıanın ispatı için diğer tarafa teklif ettiği yemin olup, mülga 1086 sayılı HUMK’un 344 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir.
Hakim bir davada gösterilen bütün (takdirî) delillerin incelenmesi sonucunda, dava konusu olay hakkında tam bir kanaata varamazsa, taraflardan birine vereceği yemin ile kanaatını kuvvetlendirdikten sonra, hükmünü verebilir (m.355). Bu yemin hâkimin kanaatını tamamladığı için buna tamamlayıcı yemin de denir (Kuru, Cilt III, s. 2547).
Hakimin teklif ettiği (tamamlayıcı) yemin, mülga 1086 sayılı HUMK’un 356’ncı maddesinde düzenlenmiştir. Bu madde hükmüne göre, “iddia olunan hususun kesin delillerle ispat edilememiş olması” ve “iddia olunan hususun ispatı için gösterilen delillerin hüküm verilebilecek derecede hakimi ikna edememesi” koşullarının birlikte gerçekleşmesi hâlinde hakimin yemin teklif etmesi mümkün olacaktır.
1086 sayılı HUMK döneminde tarafın delil olarak sair delile dayanmış olması durumunda bunun yemini de kapsadığı kabul edilmiş, bu şekilde uygulama yapılmıştır.
Somut olayda, dava 1086 sayılı HUMK döneminde açılmış olup, davacılar vekili dava dilekçesinde “…. her türlü kanuni delil….” ibaresine yer verdiğinden, yemin deliline dayandığının kabulü gerekir. O halde Mahkemece, davacı tarafa yemin teklifi hakkının hatırlatılması ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının yukarıda yazılı nedenlerle kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 23.09.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.