Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2018/5763 E. 2020/7388 K. 19.11.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/5763
KARAR NO : 2020/7388
KARAR TARİHİ : 19.11.2020

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Müdahalenin Önlenmesi Ve Kal

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup, hükmün davacı mirasçıları vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

KARAR

Davacı vekili, dava dilekçesinde belirtilen dava konusu 267 ve 313 parsel sayılı taşınmazlarda vekil edenin de hissesi olduğunu, davalının ağaç dikerek, ziraat yaparak müdahale ettiğini belirterek, müdahalenin önlenmesini ve ağaçların kaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili 10.11.2015 tarihinde keşif tutanağındaki beyanıyla 313 parsel yönünden davadan feragat etmiştir. Davacı yargılama sırasında vefat etmiş olup, mirasçıları davaya devam etmiştir.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın 313 parsel sayılı taşınmaz yönünden davacı vekilinin davadan feregat ettiği gerekçesiyle reddine, 267 parsel sayılı taşınmaz yönünden tapu maliki kök muris …’nın nüfus kaydına göre davacı ve davalının mirasçıları olduğu, 267 nolu parselde mirastan kaynaklanan hisselerinin bulunduğu, davacının parselde az ya da çok kullanabileceği yer bulunduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Hüküm, davacı mirasçıları vekili tarafından 267 parsel sayılı taşınmaz yönünden temyiz edilmiştir.
Dava, müdahalenin önlenmesi ve kal isteğine ilişkindir.
Bilindiği üzere; paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan payına vaki elatmanın önlenilmesini her zaman isteyebilir. Hatta elbirliği mülkiyetinde dahi paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine elatmanın önlenilmesi davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı elatmanın önlenilmesi davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay içtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre, payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu elatmanın önlenilmesi davası ile değil, kesin sonuç getiren taksim veya ortaklığın satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.
Öte yandan, yurdumuzda sosyal ekonomik nedenlerle kırsal kesimlerden kentlere aşırı akım, nüfus çoğalması, büyük mesken ve işyeri ihtiyacı nedeniyle hızlı yapılaşma karşısında görevli mercilerin aciz kalmaları veya çeşitli nedenlerle göz yummaları sonucu, izinsiz, ruhsatsız, resmi kayıtlara bağlanmayan büyük yerleşim alanları oluştuğu, bu arada paylı taşınmazların tapuda resmi ifrazları yapılmadan paydaşlar arasında haricen veya fiilen taksim edilip üzerlerine büyük mahalleler hatta beldeler yapıldığı bir gerçektir.
4721 s. Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 706, 6098 s. Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 237, Tapu Kanunu’nun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne var ki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş yada fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemsel olarak (fiilen) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya ortaklığın satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması, “ahde vefa” kuralının yanında TMK’nin 2. maddesinde düzenlenen iyiniyet kuralının da bir gereğidir. Aksi halde, pek çok kimse zarar görecek toplum düzeni ve barışı bozulacaktır.
O halde, paydaşlar arasındaki elatmanın önlenilmesi davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planın olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulmalı, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terk edildiği saptanılmalı, harici veya fiili taksim yoksa uyuşmazlık yukarıda değinildiği gibi, TMK’nin müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmelidir.
Tüm dosya kapsamı birlikte incelendiğinde, Mahkemece 267 parsel sayılı taşınmaz yönünden davanın reddine karar verilmiş ise de, yapılan araştırma ve inceleme yeterli değildir. Şöyle ki, dava konusu 267 parsel sayılı 5.000,00 m2 tarla niteliğindeki taşınmazın 224/448 payının … adına 04.07.1979 tarihinde tapulama nedeniyle tescil edildiği, diğer hisselerin dava dışı 3. kişiler adına kayıtlı olduğu, tapu malikinin veraset belgesi dosya kapsamına alınmadan sadece dosya kapsamına alına nüfus kayıtlarına göre tarafların …’nın mirasçısı olduğu kabul edilerek, davacının parselde az ya da çok kullanabileceği yer bulunduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. O halde, Mahkemece, davacı vekiline tapu malikinin veraset belgesini alması için süre ve imkan verilmesi, tapu maliki ile veraseti alınan …’nın aynı kişi olup olmadığı ile veraset belgesine göre tarafların tapu malikinin mirasçısı olup olmadığının tereddüte yer vermeyecek şekilde tespit edilmesi; tarafların tapu malikinin mirasçısı olduğunun tespit edilmesi halinde ise, davacının payına karşılık çekişmesiz olarak kullanabileceği bir kısım yerin olup olmadığının araştırılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekir.
SONUÇ: Davacı mirasçıları vekilinin temyiz itirazları yukarıda gösterilen sebeplerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 19.11.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.