Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2018/6407 E. 2020/6687 K. 02.11.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/6407
KARAR NO : 2020/6687
KARAR TARİHİ : 02.11.2020

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Ecrimisil

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece davanın reddine karar verilmiş olup, hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

K A R A R

Davacı vekili, 121 ada 18, 19 ve 27 nolu, 122 ada 27, 35 ve 36 nolu, 135 ada 18 ve 27 nolu parsellerde tapuya kayıtlı taşınmazlarda vekil edeninin ve davalının müşterek malik olduklarını, bu taşınmazların toplam büyüklüğünün yaklaşık 39.000 m2 ve davalının hissesine düşen miktarın ise 6.000 m2 olmasına rağmen taşınmazların tamamının davalı tarafından kullanılarak hasat edildiğini belirterek, 2008, 2009, 2010, 2011 ve 2012 yıllarına ait fındık mahsulü gelirinden vekil edeninin hissesine düşen 22.000,00 TL ecrimisil bedelinin hasat dönemlerinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı …, taşınmazlardan bir kısmını davacının kullandığını, babaları …’ın ölümünden sonra ondan kalan taşınmazların kullanımı konusunda davacı ile anlaşma yaptıklarını ve babalarından kalan taşınmazları yaptıkları anlaşmaya uygun olarak kullandıklarını belirterek davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, tarafların paylı mülkiyetinde bulunan taşınmazlardan 122 ada 35 ile 135 ada 18 ve 27 nolu parsellerin davacı … tarafından kullanılmış olduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, paylı mülkiyete konu taşınmazlarda paydaşlar arasında ecrimisil istemine ilişkindir.
1. Davacı vekilinin dava konusu 122 ada 35 ve 135 ada 18 ve 27 nolu parsellere yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde, bu parsellerin davacı … tarafından kullanılması nedeniyle bu parsellere ilişkin talebin reddine karar verilmesi doğrudur. Bu sebeple davacı vekilinin bu parsellere ilişkin temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. Davacı vekilinin dava konusu 121 ada 18, 19 ve 27, 122 ada 27 ve 36 nolu parsellere ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde,
Bilindiği üzere, paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan payına vaki elatmanın önlenmesi ve ecrimisil isteyebilir. Hatta elbirliği mülkiyetinde dahi paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine elatmanın önlenmesi davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı elatmanın önlenmesi davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu elatmanın önlenilmesi davası ile değil, kesin sonuç getiren taksim veya şuyuun satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.
Öte yandan, yurdumuzda sosyal ekonomik nedenlerle kırsal kesimlerden kentlere aşırı akım, nüfus çoğalması, büyük mesken ve işyeri ihtiyacı nedeniyle hızlı yapılaşma karşısında görevli mercilerin aciz kalmaları veya çeşitli nedenlerle göz yummaları sonucu, izinsiz, ruhsatsız, resmi kayıtlara bağlanmayan büyük yerleşim alanları oluştuğu, bu arada paylı taşınmazların tapuda resmi ifrazları yapılmadan paydaşlar arasında haricen veya fiilen taksim edilip üzerlerine büyük mahalleler hatta beldeler yapıldığı bir gerçektir. Bilindiği üzere Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 706., Borçlar Kanunu’nun 2l3., Tapu Kanunu’nun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne var ki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş yada fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemsel olarak (fiilen) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya şuyun satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması, “ahde vefa” kuralının yanında TMK’nin 2. maddesinde düzenlenen iyiniyet kuralının da bir gereğidir. Aksi halde, pek çok kimse zarar görecek toplum düzeni ve barışı bozulacaktır.
O halde, paydaşlar arasındaki elatmanın önlenilmesi davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planın olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulmalı, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terk edildiği saptanılmalı, harici veya fiili taksim yoksa uyuşmazlık yukarıda değinildiği gibi, TMK’nin müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmelidir.
Ecrimisil ise, kötüniyetli şagilin malike ödemekle yükümlü olduğu tazminat olup en azı kira geliri en çoğu ise tam gelir yoksunluğudur.
Kural olarak, intifadan men edilmedikçe paydaşlar birbirlerinden ecrimisil isteyemezler. İntifadan men koşulunun gerçekleşmesi de, ecrimisil istenen süreden önce davacı paydaşın davaya konu taşınmazdan ya da gelirinden yararlanmak isteğini davalı paydaşa bildirilmiş olmasına bağlıdır. Ancak, bu kuralın yerleşik yargısal uygulamalarla ortaya çıkmış bir takım istisnaları vardır. Bunlar; ecrimisil istenen taşınmazın (bağ, bahçe gibi) doğal ürün veren yada (işyeri, konut gibi) kiraya verilerek hukuksal semere elde edilen yerlerden olması, paylı taşınmazı işgal eden paydaşın bu yerin tamamında hak iddiası ve diğerlerinin paydaşlığını inkâr etmesi, paydaşlar arasında yapılan kullanım anlaşması sonucu her paydaşın yararlanacağı ortak taşınmaz veya bölümlerinin belirli bulunması, davacı tarafından diğer paydaşlar aleyhine daha önce bu taşınmaza ilişkin, elatmanın önlenmesi, ortaklığın giderilmesi, ecrimisil ve benzeri davalar açılması veya icra takibi yapılması halleridir. Bundan ayrı, taşınmazın getirdiği ürün itibariyle de, kendiliğinden oluşan ürünler; biçilen ot, toplanan fındık, çay yahut muris tarafından kurulan işletmenin yahut, başlı başına gelir getiren işletmelerin işgali ve davaya konu taşınmazın kamu malı olması halinde intifadan men koşulunun oluşmasına gerek bulunmamaktadır.
Bu nedenle, sayılan istisnalar dışında intifadan men koşulunun gerçekleşmesi aranacak ve intifadan men koşulunun gerçekleştiği iddiası, her türlü delille kanıtlanabilecektir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 27.02.2002 tarihli ve 2002/3-131 E, 2002/114 K sayılı ilamı)
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; çekişmeli taşınmazlardan 121 ada 18, 19 ve 27, 122 ada 27 parselin davacı, davalı ve dava dışı kişi adına paylı mülkiyet şeklinde, 122 ada 36 parselin davacı ve davalı adına paylı mülkiyet şeklinde kayıtlı olduğu, taraf tanıklarının beyanlarından taşınmazlardan 122 ada 35 ve 135 ada 18 ve 27 nolu parsellerin davacı …, 121 ada 18, 19 ve 27, 122 ada 27 ve 36 nolu parsellerin tamamının davalı … tarafından kullanıldığı, davacının bu parsellerde kullandığı ya da kullanabileceği uygun bir yer bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Hal böyle iken, Mahkemece 121 ada 18, 19 ve 27 nolu parseller ile 122 ada 27 ve 36 nolu parseller için davacının 2008-2012 yıllarındaki taşınmazlardaki değişen pay oranları dikkate alınarak fındık gelir getirisine göre belirlenen 17.02.2016 tarihli ziraat bilirkişi raporundaki ecrimisil bedelinin kabulüne karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması yerinde değildir.
SONUÇ; Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulüyle, usul ve yasaya uygun bulunmayan hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK’un 440/III-1, 2, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 02.11.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.