YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/7886
KARAR NO : 2019/9385
KARAR TARİHİ : 22.10.2019
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacılar vekili, vekil edenleri ile davalıların dava konusu 43 parsel sayılı taşınmazda müştereken malik olduklarını, dava konusu taşınmazın kadastro tespitinin yapıldığı tarihe kadar fiilen hissedarlar arasında rızaen bölündüğünü, kadastro tespitinden önce vekil edenleri tarafından kullanılan ve davalı …’nun evinin bulunduğu yerin yanındaki 600 m2’lik kısmın kadastro tespitinden sonra davalılardan…’ın kullanılmasına izin verildiğini, ancak davalının kötüniyetli tutumlarından dolayı, davalıya iznin sona erdiğine dair… Noterliğinin 19.03.2012 tarihli ihtarnamesinin keşide edildiğini, davalının kullanıma son vermediğini belirterek, davalı …’ın dava konusu taşınmaza yaptığı haksız müdahalesinin önlenmesine ve haksız kullanımından dolayı aleyhine ecrimisil tazminatına hükmedilmesine ayrıca davalı …’ in tapudaki hissesine isabet eden yerden daha fazla yer kullanması nedeni ile de, TMK’nin 693.maddesi gereğince taşınmazdan yararlanma ve kullanma hususunun Mahkemece belirlenmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı …, rızai taksim sonucu payına düşen yeri kullandığını, anlaşmazlığın davalı kardeşleri arasında meydana geldiğini beyan etmiştir.
Davalı …, dava konusu taşınmazda rızai taksim olduğunu, payına düşen yeri kullandığını, dava konusu yer hakkında tapu iptal ve tescil davası açtığını, belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, dinlenen tanık beyanlarına ve alınan bilirkişi raporlarına göre davacıların taşınmazda kullandığı kısımların bulunduğu, paydaşlar arasındaki elatmanın önlenmesi davalarında TMK 693. maddesinin uygulanma yerinin bulunmadığı, davacıların intifadan men edildiği de ispatlamadığından ecrimisil taleplerinin yerinde olmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, paydaşlar arasında el atmanın önlenmesi, ecrimisil ve TMK 693/2 maddesi gereği taşınmazda kullanma ve yararlanma biçiminin hükmen belirlenmesi isteklerine ilişkindir.
Tüm dosya içeriği ve toplanan delillerden, dava konusu 43 parsel sayılı taşınmazda davacılar ve davalıların paylı müşterek şeklinde malik oldukları, mahkemece yapılan keşif sonrası alınan teknik bilirkişi raporunda, tarafların yer göstermesi neticesinde, davacılar ile davalıların dava konusu taşınmazda kullandıkları yerlerin yüzölçümleri ile belirlenip renkli kalemlerle işaretlendiği anlaşılmaktadır
Paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan payına vaki elatmanın önlenilmesini her zaman isteyebilir. Hatta elbirliği mülkiyetinde dahi paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine elatmanın önlenmesi davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı ya da kullanabileği bir kısım yer varsa açacağı elatmanın önlenmesi davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay içtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre, payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu elatmanın önlenilmesi davası ile değil, kesin sonuç getiren taksim veya ortaklığın satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.
Öte yandan, yurdumuzda sosyal ekonomik nedenlerle kırsal kesimlerden kentlere aşırı akım, nüfus çoğalması, büyük mesken ve işyeri ihtiyacı nedeniyle hızlı yapılaşma karşısında görevli mercilerin aciz kalmaları veya çeşitli nedenlerle göz yummaları sonucu, izinsiz, ruhsatsız, resmi kayıtlara bağlanmayan büyük yerleşim alanları oluştuğu, bu arada paylı taşınmazların tapuda resmi ifrazları yapılmadan paydaşlar arasında haricen veya fiilen taksim edilip üzerlerine büyük mahalleler hatta beldeler yapıldığı bir gerçektir.
Bilindiği üzere 4721 s. Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 237., Borçlar Kanunu’nun (BK) 213.), Tapu Kanunu’nun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne var ki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş ya da fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemsel olarak (fiilen) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya ortaklığın satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması, “ahde vefa” kuralının yanında TMK’nin 2. maddesinde düzenlenen iyi niyet kuralının da bir gereğidir. Aksi halde, pek çok kimse zarar görecek toplum düzeni ve barışı bozulacaktır.
O halde, paydaşlar arasındaki elatmanın önlenmesi davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planının olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulmalı, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terk edildiği saptanmalı, harici veya fiili taksim yoksa uyuşmazlık yukarıda değinildiği gibi, TMK’nin müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmelidir.
Somut olaya gelince; davacılar dava dilekçesinde, dava konusu taşınmazın kadastro tespitine kadar uzun yıllardır paydaşlar arasında yapılan rızai taksime göre kullanıldığını, kadastro tespitinden sonra, rızai taksim neticesinde kendilerine düşen yerin bir kısmını davalı …’a kullanması için izin verdiklerini, ancak davalının kötüniyetli hareket ettiğini belirterek, davalıya rızaen verilen yere dair el atmanın önlenmesine karar verilmesini istemiş, 14.05.2015 tarihinde mahallinde yapılan keşif sonucu düzenlenen 16.06.2015 havale tarihli fen bilirkişi raporunda, dava konusu taşınmazda tarafların kullandıkları alanlar kroki üzerine işaretlenmiştir. Her ne kadar hükme esas alınan az yukarıda zikredilen bilirkişi raporunda tarafların kullandıkları alanlar gösterilmiş ise de, davaya konu taşınmazda taraflar arasında yapılan fiili taksimin ve taşınmazın kullanım biçiminin ne şekilde olduğu hususun da tereddütler oluşmuştur.
Hal böyle olunca Mahkemece yapılacak …, öncelikle, tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planının olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulması, paydaşlar arasında fiili kullanım biçiminin oluştuğunun tespiti halinde, davacıların ve davalıların kullanımına bırakılan yerlerin belirlenmesi, fiili kullanım biçiminde davacılara düşen yerden, davalıya rızaen bırakılan yerde, davalının kullanımının davacıların rızasına bağlı olduğu ancak, davacıların rızanın sona erdiğine dair, davalı …’a ihtarname keşide ettiği hususlarının değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi olmalıdır. Dava konusu taşınmazda taşınmazın kullanma biçimine ilişkin tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmemiş ya da fiili bir kullanma biçiminin oluşmamış olduğunun tespiti halinde ise yukarıda bahsedilen paylı mülkiyet hükümlerine göre, toplanmış ve toplanacak delillere göre bir karar verilmedir. Tüm bu hususlar düşünülmeden, diğer yandan davacının TMK’nin 693.maddesi gereğince talebi irdelemeden, uygulama yeri bulunmadığından bahisle diğer yandan davacının TMK’nin 693. maddesi gereğince talebi irdelenmeden, uygulama yeri bulunmadığından bahisle eksik inceleme ve araştırma ile karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Açıklanan nedenlerle, davacılar vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulü ile Yerel Mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz eden davacılara iadesine, 22.10.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.