YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2019/2745
KARAR NO : 2021/3380
KARAR TARİHİ : 12.04.2021
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu İptali Ve Tescil
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı temsilcisi tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R
Davacılar vekili dava dilekçesinde, 360 ada 7 parsel ve 392 ada 18 parsel sayılı taşınmazın 1/12’şer payının Hasan ve Fatma adına kayıtlı olduğunu, bu kişilerin kim olduğunun anlaşılamadığını, gerçekte varsa bile uzun yıllar önce ölmüş olabileceklerini belirterek, tapu kaydının iptali ile müvekkilleri adına tescilini talep etmiştir.
Davalı Hazine temsilcisi cevap dilekçesinde, davanın reddini savunmuş ve TMK’nin 713/6. maddesi gereğince taşınmazın Hazine adına tescil edilmesini talep etmiştir.
Mahkemece yapılan yargılama sonunda, davanın kabulüne dair verilen karar, davalı Hazine temsilcisi tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, TMK’nin 713/2. maddesinde düzenlenen “malikin tapu kütüğünden anlaşılamaması” ve “ölüm” sebeplerine dayalı tapu iptali ve tescil talebine ilişkindir.
1. TMK’nin 713/2. maddesinde düzenlenen “malikin tapu kütüğünden anlaşılamaması” hukuki sebebine dayalı tapu iptali ve tescil isteği yönünden;
Kural olarak, tapulu bir taşınmazın veya tapuda kayıtlı bir payın kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilmesi mümkün değildir. Ancak, kanunun açıkça izin verdiği ve düzenlediği ayrık durumlarda tapulu bir yerin veya tapuda kayıtlı bir payın koşulları oluştuğu takdirde kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilmesi mümkün olabilir. Kanunun açıkça izin verdiği hallerden biri de TMK’nin 713/2. maddesindeki düzenlemelerdir. Anılan maddede, “aynı koşullar altında, maliki tapu kütüğünden anlaşılmayan (veya yirmi yıl önce ölmüş) ya da hakkında gaiplik kararı verilmiş bir kimse adına kayıtlı bulunan taşınmazın tamamının veya bölünmesinde sakınca olmayan bir parçasının zilyedi de, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir.” hükmüne yer verilmiştir.
Kanunun açık hükmü dikkate alındığında tapu sicilinden malikin kim olduğunun anlaşılamaması hali; taşınmaz malın sahibinin kim olduğunun bilinmesine yarayacak, kimliğini ortaya koyacak gerekli bilgi ve belgelerin tapu sicilinden (kütüğünden) çıkarılmasının imkansız olmasıdır. (Yargıtay HGK’nin 10.04.1991 tarihli ve 1991/8-51 Esas, 194 Karar ve 15.04.2011 tarihli ve 2011/8-111 Esas, 2011/180 Karar sayılı ilamları). Genel olarak, gerekli dikkati gösteren herkesin kayıtlarda malikin kim olduğunu anlayamayacağı hallerde tapu sicilinde yazılı olan malikin bilinmediğinin kabulü gerekir. Ayrıca tapu kütüğünde malik sütununun boş bırakılması, silinmesi ve yeniden yazılmaması, soyut ve nam-ı mevhum adına (mevcut olmayan hayali kişi) yazılması, hiç yaşamamış ve kaydının herhangi bir yerde bulunmamış olması, malik adının müphem, yetersiz ve soyut gösterilmiş olması gibi durumlarda malikin kim olduğunun anlaşılamadığı kabul edilir. Başka bir anlatımla, tapu kütüğünden kim olduğu anlaşılamayan malik, tanınmayan, hatırlanmayan, adresi tespit edilemeyen, kendilerine tebligat yapılamayan, mirasçıları belirlenemeyen, uzun yıllar önce ölmüş ya da taşınmış bir şahıs değildir. Özetle; kayıt malikinin mirasçılarının belirlenememesi, kimliğine ait bilgilerin elde edilememesi, adresinin saptanamaması gibi hususlar o kişinin tapu kütüğünden maliki bilinmeyen kişi olarak nitelendirilmesini gerektirmez. Bununla kanun koyucu tarafından tapu kütüğünün incelenmesinden anlaşılamayan, kim olduğu belirlenemeyen hayali kişiler amaçlanmıştır.
Somut olayda, dava konusu 392 ada 18 parsel sayılı taşınmaza ait kadastro tutanağının incelenmesinde, Ocak 1935 tarihli ve 430 numaralı tapu kaydına göre taşınmazın Hasan ve Fatma adına 1/12’şer payla malik olduğu belirtilerek adlarına tespit yapılıp, tespit 06.11.1980 tarihinde kesinleştiğinden, kayıt malikinin kim olduğuna yarar bilgilerin tapu kütüğünde mevcut olduğu, kanun anlamında tanınan ve bilinen kişiler olup, maddede yazılı koşulların gerçekleştiğini kabule olanak bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Mahkemece, davada TMK’nin 713/2. maddesinde düzenlenen “malikin tapu kütüğünden anlaşılamaması” sebebine dayanılmasına rağmen, dava konusu diğer taşınmaz olan 360 ada 7 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydı, kadastro tutanağı ve dayanak kayıtları ilgili yerden getirtilmemesi bu sebep yönünden bir araştırma yapılmaması, kararda da olumlu olumsuz değerlendirme yapılmadan eksik araştırmayla karar verilmesi doğru olmamıştır.
2. TMK’nin 713/2. maddesinde düzenlenen “maliki 20 yıl önce ölmüş” hukuki sebebine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine gelince;
TMK’nin 713/2. maddesinin 2.fıkrasında yer alan “…ölmüş…” sözcüğünün, Anayasa Mahkemesinin 17.03.2011 tarihli ve 2009/58 Esas, 2011/52 Karar sayılı kararıyla iptaline ve yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmişse de; Anayasa’nın 153/5. fıkrasında “iptal kararlarının geriye yürüyemeyeceği” açıklanmıştır. Nitekim Anayasa Mahkemesi de, 12.12.1989 tarihli ve 1989/11 Esas, 1989/48 Karar sayılı kararında iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralını kabul etmek suretiyle, hukuksal ve nesnel alanda sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadar ki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Bu açıklamalar ışığında; TMK’nin 713/1 ve 2. fıkralarına dayalı olarak açılan tapu iptal ve tescil davalarında, koşullarına uygun olarak 20 yıllık zilyetlik süresinin tamamlandığı anda mülkiyetin kazanıldığının ve zilyet lehine kazanılmış (müktesep) hak doğduğunun kabulü gerekmektedir. Şu halde, Anayasa Mahkemesince yürürlüğün durdurulması kararının verildiği 17.03.2011 tarihi ya da davanın açıldığı tarihten hangisi önce ise, o tarihe kadar kazanma koşulları tamamlanmışsa, tapunun iptaliyle zilyet adına tesciline karar verilmesi gerekmektedir. Bu gibi hak sahiplerinin 17.03.2011 tarihinden önce veya sonra dava açmalarının bir önemi bulunmamaktadır.
Ancak, tapu iptali davalarında, davanın, kayıt malikine, kayıt maliki ölmüşse mirasçılarına yöneltilmesi gereklidir. Ayrıca, kural olarak TMK’nin 713/2. maddesine dayalı olarak açılan davalarda kayyımın yeri bulunmamaktadır. Başka bir anlatımla, kayıt malikine kayyım tayin edilerek bu tür davaların yürütülmesi mümkün değildir. Kayıt malikinin mirasçılarının bilinmesi halinde davaya dahil edilerek mirasçılar aleyhine yargılamaya devam edilmesi, aksi halde gerek tapu sicilinin tutulmasından sorumlu olması ve gerekse TMK’nin 501.maddesi hükmü uyarınca son mirasçı sıfatıyla Hazine aleyhine yargılamaya devam edilerek hüküm kurulması gereklidir.
Mahkemece, kayıt malikinin ölmüş olması sebebi bakımından yeterli araştırma yapılmadan, kayıt maliki “Ahmet oğlu Hasan” ile “Hasan karısı Fatma” isimli şahısların ölme ihtimalinin yüksek olduğu gerekçesiyle ve taraf teşkili sağlanmadan davanın kabulüne karar verilmesi de doğru değildir.
Hal böyle olunca, bu sebep yönünden Mahkemece yapılması gereken iş; öncelikle, Hazine de hasım gösterilmek suretiyle tapuda malik gözüken Hasan ve Fatma’nın mirasçılık belgesinin alınması için davacılara süre verilerek, mirasçılık belgesinde belirlenecek mirasçılara göre taraf teşkilinin sağlanması, mirasçı bırakmadan ölmesi ve TMK 501. maddesi gereğince Hazine’nin mirasçı olması halinde dayanılan sebebe göre 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 18. maddesi uyarınca tapu iptali ve tescil kararı verilemeyeceğinin gözetilmesi, dava konusu 360 ada 7 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydı, kadastro tutanağı ve dayanak kayıtlarının getirtilmesi, toplanacak deliller hep birlikte değerlendirilerek sonucuna göre olumlu olumsuz karar verilmesi olmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı Hazine temsilcisinin temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulü ile usul ve kanuna aykırı bulunan hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 12.04.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.