YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2019/4107
KARAR NO : 2019/8696
KARAR TARİHİ : 08.10.2019
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davacı vekili ile davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı, maliki olduğu 92 parsel sayılı taşınmaza komşu parsel maliki davalının yapmış olduğu binanın 48 m²’lik kısmının taşkın olduğunu ileri sürerek, elatmanın önlenmesi ve yıkım isteğinde bulunmuş, birleştirilen davada davalının toplam müdahale ettiği alanın 139 m² olduğunu ileri sürerek kalan 91m² alanda bulunan yapı için de elatmanın önlenmesine ve yıkıma karar verilmesini istemiştir.
Davalı, yapının önceki kayıt maliki tarafından yapıldığını, iyiniyetli olduğunu belirtip savunma yoluyla temliken tescil isteğinde bulunmuştur.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne dair verilen karar, Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nce ” … dava dilekçesinde davalıya ait binanın 48 m²’lik taşkın bölümü yönünden elatmanın önlenmesi ve yıkım istenildiği halde mahallinde yapılan keşif sonucunda davalının toplam 139,15 m²’lik alana elattığı saptanmış ve davacı ıslah yoluyla dava dilekçesinde belirtilmeyen bölümleride dava konusu etmiştir. Mahkemece, istek kabul edilmek suretiyle bu bölümlerde hüküm kapsamına alınmıştır. Oysa, hiç dava konusu edilmeyen bir hususun ıslahla dava konusu haline getirilmesine yasal olanak yoktur. Kaldı ki, davacı ıslah dilekçesini usulü dairesinde harçlandırmış da değildir. Bu durumda dava konusu yapılmayan bölümlerin kabul kapsamına alınmış olması isabetli değildir. Diğer taraftan; davalı savunma yoluyla taşkın bölümün arsa bedeli karşılığı temliken tescilini istemiştir… Somut olaya gelince, mahkemece savunma yoluyla getirilen bu istek üzerinde durulmamış, olumlu veya olumsuz bir karar oluşturulmamıştır. Hal böyle olunca, davalının temliken tescil isteği yönünden yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda araştırma ve inceleme yapılması, koşulların oluşmadığının saptanması halinde krokide (A) ve (B) ile gösterilen bölümler yönünden elatmanın önlenmesi ve yıkım kararı verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile talep aşılarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir. … ” gerekçesiyle bozulmuş, Mahkemece, bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda davanın reddine, temliken tescil isteğinin kabulüne dair verilen karar, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
Asıl ve birleştirilen dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi ve yıkım isteklerine ilişkindir.
1. Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; 92 parsel sayılı taşınmazın davacıya, komşu 93 parsel sayılı taşınmazın ise kayden davalıya ait olduğu, davalının maliki olduğu 93 parsel sayılı taşınmazda bulunan binanın krokide (A) ve (B) ile gösterilen bölümlerin davacının maliki olduğu parsele tecavüzlü, ayrıca (C ), (D) ve (E) ile gösterilen bölümlerin ise davalının işgalinde olduğu sabittir.
Hemen belirtilmelidir ki; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297/2. maddesinde; hüküm kısmında isteklerden her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların açık şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesinin zorunlu olduğu düzenlenmiştir. Öte yandan birleşen davalar birlikte görülmekle birlikte, ayrı dava olma özelliğini korumaya devam eder. Bu nedenle her bir dava hakkında ayrı ayrı hüküm kurulması gerektiğinde kuşku yoktur.
Somut olaya gelince; Mahkemece, asıl ve birleştirilen davaların ayrı davalar olduğu gözetilerek birleştirilen dava hakkında ayrı hüküm kurulması gerekirken HMK’nin 297/2. maddesine aykırı olacak şekilde yazılı olduğu üzere karar verilmesi doğru değildir.
2. Dosya içeriğinden 92 ve 93 parsel sayılı taşınmazların kadastro tespitinin 12.03.1974 tarihinde kesinleştiği, 16.05.2017 tarihli bilirkişi raporuna göre davaya konu binanın 8-10 yıl önce yapılmış olduğunun belirtildiği,… Belediye Başkanlığı’nın 20.12.2017 tarihli cevabında (C) harfi ile gösterilen kısmın tamamının ifrazı gerekmekte olup (A) ve (B) harfi ile gösterilen kısımların ifrazının yapılamayacağı belirtildikten sonra 26.07.2018 tarihli cevabında ise imar planında tecavüzlü kısımların nakıs parsel içerisinde kaldığını, 93 parselin imar parseli olabilmesi için oluşacak nakıs parselle tevhit edilmesi-birleşmesi ile mümkün olacağını bildirdiği görülmektedir.
Somut olayda, Mahkemece, davaya konu yapının hangi tarihte inşa edildiği, kadastrodan önce mi sonra mı yapıldığı tespit edilmeden sonuca gidildiği anlaşılmaktadır.
Hal böyle olunca, yapının hangi tarihte inşa edildiğinin kuşkuya mahal vermeyecek şekilde saptanması ve sonucuna göre temliken tescil isteği hakkında bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
3. Öte yandan,… Belediyesi İmar ve Şehircilik Müdürlüğü’nün 20.12.2017 ve 26.07.2018 tarihli cevapları arasında çelişki olduğu gözetilerek çekişmeli taşınmazda imar işlemlerinin yapılıp yapılmadığı sorularak, yapılmamış ise yapının bulunduğu alanların ifrazının mümkün olup olmadığı hususu açıklığa kavuşturulduktan sonra temliken tescilin değerlendirilmesi gerekirken anılan husus tam olarak belirlenmeden sonuca gidilmesi de isabetsizdir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte yazılı nedenle taraf vekillerinin, (2) ve (3) numaralı bentlerde yazılı nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden, kabulüyle, hükmün 6100 sayılı HMK’nin geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edenlere ayrı ayrı iadesine, 08.10.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.