YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2019/4249
KARAR NO : 2019/8697
KARAR TARİHİ : 08.10.2019
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu İptali
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup hükmün davacı Hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R
Davacı Hazine, davalı … adına kayıtlı 169 ada 3 parsel sayılı taşınmazın ifrazı sonucu oluşan aynı ada 7 ve 8 parsel sayılı taşınmazların kıyı kenar çizgisi içerisinde kaldığını ileri sürerek tapu kayıtlarının iptaline karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, dava konusu taşınmazların bir kısmının kıyı kenar çizgisi içerisinde kaldığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne dair verilen karar, taraf vekillerince temyiz edilmiş, davalı … vekilinin temyizi Mahkemece 29.02.2012 tarihli karar ile temyiz harcı süresinde ikmal edilmediği gerekçesiyle reddedilmiştir.
Dava, davalı adına tescil edilen taşınmazların kıyı kenar çizgisi içerisinde kaldığı gerekçesiyle açılan tapu kaydının iptali isteğine ilişkindir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişmeli, arsa nitelikli 169 ada 7 ve 8 parsel sayılı taşınmazların davalı …’si adına kayıtlı olduğu, kıyı kenar çizgisinin 30.12.1975 tarihinde idarece belirlendiği anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere, 362l sayılı Kıyı Kanunu’nun “kıyı kenar çizgisini” belirleme yöntemine ilişkin 5 ve 9. maddelerinin uygulanmasına yorum getiren ve görülmekte olan davalarda dikkate alınması zorunlu bulunan 28.11.1997 tarihli ve 5/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında “kural olarak, mülkiyet hukuku yönünden kıyı kenar çizgisi belirlenmesi görevinin idari yargıya ait olduğuna; ancak 3621 sayılı Kıyı Kanunu’nun 9. maddesi uyarınca idare tarafından kıyı kenar çizgisi belirlenmiş ve yazılı bildirime rağmen yasal süresinde idari yargıya başvurulmaması nedeniyle yargı yolunun kapanmış olması veya idare tarafından verilip kesinleşmiş karar bulunması durumlarında, bunlara uygun şekilde kıyı kenar çizgisinin adli yargı tarafından saptanması gerektiğine” işaret edilmiştir. 3621 sayılı Kanun’un 5 ve 9. maddelerine göre de kıyı kenar çizgisinin belirlenmesi zorunludur. Uzman bilirkişilerin, Yasanın ve İçtihadı Birleştirme Kararlarının emredici hükümleri dışında, hiçbir bilimsel incelemeye, araştırmaya ve verilere dayanmaksızın belirlenen kıyı kenar çizgisine itibar etmek doğru değildir. Değinilen İçtihadı Birleştirme Kararı kapsamı ve 3621 sayılı Kanun’un 5. ve 9. maddelerinde öngörüldüğü biçimde üç jeolog ya da jeoloji mühendisinden oluşturulacak uzman bilirkişi kurulu ve tapu fen memuru aracılığıyla yerinde keşif yapılması, 28.11.1997 tarihli ve 5/3 sayılı İnançları Birleştirme Kararı doğrultusunda bilimsel verilerden de yararlanılarak kıyı kenar çizgisinin belirlenmesi zorunludur.
Somut olaya gelince; Mahkemece yapılan inceleme ve araştırmanın karar vermeye elverişli olduğunu söyleyebilmek mümkün değildir.
Şöyle ki, hükme esas alınan bilirkişi raporunda idarece belirlenen kıyı-kenar çizgisi ile raporda belirlenen kıyı kenar çizgisi arasındaki çelişkinin neden oluştuğuna yeterince değinilmediği gibi taşınmazın farklı noktalarında toprak yapısını net bir şekilde belirleyecek derinlikte gözlem çukurları açılarak bu çukurlardan alınan verilerin irdelenmesi de yapılmamıştır.
Hal böyle olunca; yukarıda yazılı ilkeler doğrultusunda, 3 kişilik jeolog ya da jeomorfolog, 1 harita mühendisi ve 1 inşaat mühendisinden oluşacak yeni bir bilirkişi kurulu eliyle, mahallinde yeniden keşif yapılması, topoğrafik memleket haritalarından da yararlanılarak kıyı kenar çizgisinin tespit edilmesi, keşfen tespit edilen kıyı kenar çizgisi ile Bakanlık tarafından onaylanan kıyı kenar çizgisinin fen bilirkişi tarafından kroki üzerinde gösterilmesi, farklılık olursa sebebinin tereddüte yer bırakmayacak şekilde açıklattırılması, taşınmazın farklı noktalarında gözlem çukurları açılarak bu çukurlardan alınan verilerin irdelenmesi, gözlem çukurlarının kroki üzerinde işaretlenerek gösterilmesi, çevre parseller hakkında kesinleşmiş kıyı kenar çizgisi bulunup bulunmadığının araştırılması, bulunduğunun tespit edilmesi halinde kesinleşen kıyı kenar çizgisinin eldeki davada belirlenen kıyı kenar çizgisi ile çelişip çelişmediğinin göz önünde bulundurulması, çekişmeli taşınmazların tamamen veya kısmen kıyı kenar çizgisi içinde kalıp kalmadığının duraksamaya yer vermeyecek şekilde belirlenmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve araştırma ile yetinilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
SONUÇ: Yukarıda yazılı nedenlerle davacı Hazine vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulüyle, hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 08/10/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.