Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2019/4364 E. 2019/8436 K. 02.10.2019 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2019/4364
KARAR NO : 2019/8436
KARAR TARİHİ : 02.10.2019

MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Soybağının Reddi

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

KARAR

Dava dilekçesinde, evlilik birliği içinde 26.03.2009 tarihinde doğan…’un davacı …’ın çocuğu olmadığı ileri sürülerek soybağının reddi istenmiş; Mahkemenin hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesi ile verdiği davanın reddine dair kararı davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 286 ve devamı maddeleri kapsamında düzenlenen koca tarafından anne ve çocuk aleyhine açılan soybağının reddi istemine ilişkindir.
Soybağı, geniş anlamda bir kimsenin üst soyu ile olan kan bağını, biyolojik bağı dar anlamda soybağı ise, bir kimsenin sadece ana-babasıyla arasındaki bağı ifade etmektedir. Bir kişi (çocuk) ile kendilerinden biyolojik (genetik) olarak türemiş olduğu kişiler arasındaki bağa doğal soybağı (biyolojik nesep), hukuk düzeni tarafından aranan bazı koşulların gerçekleşmesiyle, bir çocuğun hukuki olarak bir ana-babaya bağlanması sonucunda, ana-baba ile çocuk arasında kurulan bu hukuki ilişkiye ise hukuki soybağı (hukuki nesep) denir. Buna göre soybağı, bir kimseyle ana-babası arasındaki doğal ve/veya hukuki bağ olarak tanımlanmaktadır.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’na göre, çocuk ile anne arasındaki hukuki soybağı doğumla; çocuk ile baba arasındaki hukuki soybağı ise anneyle evlilik, tanıma, babalık davasında verilen hüküm veya evlat edinmeyle kurulmaktadır. Baba ile çocuk arasında evlilik içinde doğmaya, babalık karinesine (TMK mad. 285), dayalı olarak hukuken kurulmuş bulunan soybağı ilişkisinin ortadan kalkması ancak soybağının reddi ile söz konusu olabilmektedir. Soybağının reddi davasının başarıya ulaşarak çocuk ile babası arasındaki soybağının ortadan kalkması sonucunda çocuk, baba yönünden soybağı bulunmayan çocuk statüsüne girer. Anayasa Mahkemesinin 25.06.2009 tarihli ve 2008/30 Esas, 2009/96 Karar sayılı kararında belirtildiği üzere, kişinin genetik-biyolojik kökeni kendisine ait olmayan çocuğu reddetme hakkı en temel haklarından birisidir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 286. maddesinde, Kocanın, çocuk ve anne aleyhine açacağı soybağının reddi davası ile babalık karinesini çürütebileceği, 289. maddesinde ise kocanın soybağının reddi davasını doğumu ve baba olmadığını veya ananın gebe kaldığı sırada başka bir erkek ile cinsel ilişkide bulunduğunu öğrendiği tarihten başlayarak bir yıllık süre içinde açması gerektiği, gecikmeyi haklı kılan sebepler varsa bir yıllık sürenin bu sebebin ortadan kalkmasından sonra başlayacağı hükme bağlanmıştır. 289.madde metninde yer alan “her halde doğumdan başlayarak beş yıl” ibaresi Anayasa Mahkemesinin 25.06.2009 tarihli ve 2008/30 Esas, 2009/96 Karar sayılı kararı ile iptal edilmiş, … bu iptal kararı 07.10.2009 tarihli 27369 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Anayasa Mahkemesinin iptal kararı ile artık doğumdan itibaren 5 yıl içinde soybağının reddi davası açılamaması önündeki hak düşürücü süre engeli kaldırmış, sadece öğrenmeden itibaren bir yıllık hak düşürücü süre muhafaza edilmiştir.
Soybağının reddi davasında, davanın hak düşürücü süre içerisinde açılıp açılmadığı hususunda ve davanın temellendirilmesinde belirleyici olan “öğrenmenin”, ne zaman gerçekleştiği ile öğrenmeye rağmen davanın bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılamamasının haklı nedenden kaynaklanıp kaynaklanmadığının üzerinde durulmalıdır. Yerleşik Yargıtay uygulamalarında yargılama dışında elde edilmiş babalık raporlarına özellikle hak düşürücü süre niteliğindeki dava açma süresinin öğrenme tarihinden itibaren başlaması bakımından sonuç bağlandığı görülmektedir. Ancak somut olayda davacının 27.10.2005 tarihinden itibaren 16.09.2013 tarihine kadar cezaevinde olması ve çocuğunda bu süre içerisinde doğması sebebi ile davacının çocuğun varlığından ne zaman haberdar olduğu önem kazanmaktadır. Bu yönde dosyada açık bir beyan ve delil mevcut olmadığı gibi, davacının bir yıllık hak düşürücü süreden önce evlilik birliği içinde kendisinden olmayan çocuğu öğrenmiş olsa bile eğer haklı neden var ise bir yıllık hak düşürücü süre geçmiş olsa bile bu sürenin haklı nedenin ortadan kalması ile başlayacağı açıktır.
Dosyadaki bilgi ve belgelerden; davacı …’in işlediği iddia edilen suçtan dolayı 27.10.2005 tarihinde tutuklandığı, cezaevinde iken davacı … ile davalı …’un 24.05.2006 tarihinde evlendikleri ve 28.07.2011 tarihinde boşandıkları, evlilik birliği içinde 26.03.2009 tarihinde doğan çocuk Hilal …’un boşanmadan sonra 10.10.2011 tarihinde nüfusa tescil edildiği, davacının 16.09.2013 tarihinde cezaevinden çıktığı ve bu tarih üzerinden bir yıl geçmeden 01.04.2014 tarihinde incelemeye konu davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; soybağının reddi davası yönünden üst sınır olarak öngörülen doğumdan itibaren beş yıllık hak düşürücü süre Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiğinden, soybağının reddi davası yönünden hak düşürücü süreyi düzenleyen TMK’nin 289. maddesindeki bir yıllık hak düşürücü sürenin haklı sebep var ise bu sebebin ortadan kalkması ile başlayacağı, davacının cezaevinde olması, çocuğun doğumundan çok sonra ve tarafların boşanmalarından sonra nüfusa tescil edilmesi durumu da birlikte değerlendirildiğinde gecikmenin haklı sebepten kaynaklandığı anlaşılmakla; Mahkemece davanın süresi içinde açıldığı kabul edilerek işin esasına girilip, iddia doğrultusunda taraf delillerinin toplanması, soybağının tespiti yönünden gerekli DNA incelemesi de yaptırılarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken davanın hak düşürücü süreden reddi doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Davacının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün, yukarıda açıklanan nedenlerle 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi ve 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine,
peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 02.10.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.