YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2019/5038
KARAR NO : 2021/4009
KARAR TARİHİ : 04.05.2021
MAHKEMESİ : Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
DAVA TÜRÜ : TMK 693.maddesine Dayalı Kullanım ve Yararlanma Hakkının Belirlenmesi
İLK DERECE
MAHKEMESİ : Of Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Of Asliye Hukuk Mahkemesinin 12.12.2018 tarihli ve 2017/207 Esas, 2018/677 Karar sayılı kararıyla davanın kabulüne karar verilmiş, Mahkeme hükmüne karşı davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine şeklinde hüküm kurulmuş olup, bu kez davalı vekilinin Bölge Adliye Mahkemesi kararını temyizi üzerine Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı vekili, müvekkili ve davalıların paydaş maliki bulunduğu dava konusu 112 Ada 8, 9, 106 Ada 3,4,5, 107 Ada 59, 60, 61, 62, 63, 64, 30, 31, 32, 33, 13, 14, 15, 16, 104 Ada 26, 27, 30, 102 Ada 1 Parsel sayılı taşınmazların evvelce yapılmış olan fiili taksime göre kullanıldığını, ancak davalı …’nun taksime göre müvekkilinin kullanımına bırakılmış olan bir kısım yeri kullandığını, davalı …’na Noter aracılığıyla ihtar gönderdiğini, ancak davalının cevap vermediğini, diğer davalı … ile müvekkilinin bir ihtilafı olmadığını ancak paydaş olması nedeniyle husumet yöneltildiğini belirterek, mahkemenin müdahalesi ile TMK’nin 693. maddesine göre dava konusu taşınmazların kullanma ve yararlanma şeklinin daha önce yapılan fiili taksime uygun olarak belirlenmesini talep etmiştir.
Davalı …, davacının iddialarının gerçeği yansıtmadığını, kullanımın fiili taksime uygun olduğunu belirterek, davanın reddini savunmuş, diğer davalı davaya cevap vermemiştir.
İlk Derece Mahkemesince, davanın kabulüne karar verilmiş, bu karara karşı davalı … vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince, istinaf kanun yolu başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, karar davalı … vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, paylı mülkiyet şeklinde tapuda kayıtlı olan taşınmazlarda TMK’nin 693. maddesine dayalı kullanma ve yararlanma hakkının belirlenmesi isteğine ilişkindir.
Mahkemece, yasada veya Yargıtay içtihatlarında belirlenmeyen şekilde bir taksim yapılmasının hukuka uygun olduğu söylenemez. TMK’nin 693. maddesine göre, “Paydaşlardan her biri, diğerlerinin hakları ile bağdaştığı ölçüde paylı maldan yararlanabilir ve onu kullanabilir. Uyuşmazlık hâlinde yararlanma ve kullanma şeklini hâkim belirler. Bu belirleme, paylı malın kullanılmasının zaman veya yer itibarıyla paydaşlar arasında bölünmesi biçiminde de olabilir.”
Buna göre, paydaşlar arasında, paylı malı kullanma ve bu maldan yararlanma şekliyle ilgili olarak ortaya çıkacak uyuşmazlıkların çözümünde hakimin yetkili olduğu; bu bölünmenin paylı malın kullanılmasının zaman veya yer itibariyle bölünme biçiminde mümkün olacağı belirlenmiştir. Maddede hakime tanınan yetki, paylı malın yer itibariyle olduğu kadar, zaman bakımından da bölünebileceği esasına dayandırılmıştır. Taksim, taşınmazların sürekli özgülenmesi şeklinde yapılamaz.
Taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş ya da fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemsel olarak (fiilen) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya şuyun satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması, “ahde vefa” kuralının yanında M.K.nin 2. maddesinde düzenlenen iyiniyet kuralının da bir gereğidir. Aksi halde, pek çok kimse zarar görecek toplum düzeni ve barışı bozulacaktır. Öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planının olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulmalı, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terk edildiği saptanılmalı, harici veya fiili taksim yoksa uyuşmazlık, paylı mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmelidir.
Yasanın paylı mülkiyete ilişkin hükümleri bütün olarak incelendiğinde, 688. maddeden, 695. maddeye kadar, paylı taşınmazda yönetim, tasarruf, yararlanma, koruma, giderlere katılma ve bu konularda paydaşlarca verilen kararların etkisi düzenlenmiş, bu suretle paydaşların mülkiyet haklarını bir çekişmeye meydan vermeden, uyum ve düzen içerisinde kullanmaları amaçlanmıştır. Böyle bir amacın gerçekleşme olasılığı bulunmayan hallerde, sorunlu paydaş yönünden paydaşlıktan çıkarma (Md. 696, 697), nihayet paylı mülkiyetin sona ermesi (Md. 698-699) düşünülmüştür. Görüldüğü üzere yasa koyucu, öncelikle, kimi halde devamı zorunlu paylı mülkiyet ilişkisinin ayakta tutulmasına özen göstermiş, paydaşlık ilişkisinin ve paydaşlığın sona erdirilmesini son çare olarak amaçlamıştır.
Yasanın bu amacı 693/2. maddesi ile birlikte değerlendirildiğinde, mülkiyet çekişmesi ve sorunu olmayan paylı taşınmazlarda, kullanma ve yararlanma biçimi yönünden hakimin müdahale zorunluluğu bulunduğu tartışmasızdır.
O halde hakim, paydaşlık ilişkisinin devamında fayda ve zorunluluk olan hallerde, paydaşların sicilden kaynaklanan haklarını ihlal etmeksizin, diğer paydaşların hakları ile bağdaştığı ölçüde, somut olayın özelliğini, taşınmazın konumunu, kullanma amaçlarını, niteliklerini, yöresel örf ve adetlerini, tarafların ihtiyaç ve gereklerini gözetmek suretiyle paylı malın kullanılmasının zaman veya yer itibariyle paydaşlar arasında ne şekilde bölünebileceğini saptayıp buna göre karar vermek durumundadır.
Bunun için de, taşınmazlar başında keşif yapılarak, uzman bilirkişilerden açıklanan ölçütleri yansıtan, paylı taşınmazların zaman ve yer olarak bölünme biçimini belirleyen, çeşitli seçenekleri içeren rapor alınması, bunlardan en uygun olanına hükmedilmesi gereklidir.
Hal böyle olunca; tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde, öncelikle paydaşlar arasında kabul edilmiş olan bir fiili kullanım biçiminin bulunup bulunmadığının belirlenmesi, fiili kullanım biçimi bulunması durumunda, davalıların bu anlaşmaya uygun olmayan kullanımlarının tespit edilmesi, ve buna ilişkin olarak yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde araştırma ve inceleme yapılması ve oluşacak sonuca göre bir hüküm kurulması gerekirken, eksik araştırma ve inceleme ile yetinilerek yazılı şekilde yer itibariyle bölünemeyen taşınmazlar yönünden zaman sınırlaması belirtilmeden karar verilmiş olması doğru görülmediğinden, Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılarak ilk derece mahkemesi kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda belirtilen nedenlerle davalı vekilinin yazılı temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi’nin 13.06.2019 tarihli ve 2019/1343 Esas, 2019/1233 Karar sayılı istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararının KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi hükmünün 6100 sayılı HMK’nın 371. maddesi uyarınca BOZULMASINA, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 04.05.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.