YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2019/5153
KARAR NO : 2019/8030
KARAR TARİHİ : 25.09.2019
MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Evlatlık İlişkisinin Kaldırılması
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonucunda Mahkemece verilen davanın reddine dair kararın davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairenin 08.04.2019 tarihli ve 2017/9165 Esas, 2019/3799 Karar sayılı ilamı ile bozulmasına karar verilmişti. Davalı vekilince süresinde kararın düzeltilmesi istenmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü:
KARAR
Dava dilekçesinde, … Asliye Hukuk Mahkemesinin 05.05.2011 tarihli ve 2011/137-168 sayılı ilamı ile …’ın evlat edinmesine dair evlatlık ilişkisinin kaldırılması istenmiş; Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Davanın reddine dair verilen kararın davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 08.04.2019 tarihli ve 2017/9165 Esas, 2019/3799 Karar sayılı ilamı ile davacının taraf sıfatı bulunup bulunmadığının araştırılması ile açılan davada hak düşürücü sürenin geçmediği gerekçeleri ile mahkeme kararının bozulmasına dair kararının davalı vekili tarafından düzeltilmesi istenildiğinden dosya yeniden incelenmiştir.
04.06.1958 tarihli ve 15/6 Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararı gereğince, maddi olayları açıklamak taraflara ve ileri sürülen olayları hukuken nitelemek ve uygulanacak Kanun hükümlerini tesbit etmek ve uygulamak görevi hakime aittir. Nitekim 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 33. maddesinde hâkimin, Türk hukukunu resen uygulayacağı belirtilmiştir. Bu ilke gereği açılan davayı nitelemek ve açılmış bir dava hakkında doğru hukuk kurallarını bulup uygulamak hâkime düşen bir görevdir.
Dava, evlatlık ilişkisinin kaldırılmasına ilişkindir.
4721 sayılı TMK sisteminde, Mahkeme kararı ile kurulmuş olan bir evlatlık ilişkisi, ancak, 317 ve 318. maddelerde düzenlenmiş olan sebeplerin varlığı halinde, belirli kişilerin ikame edeceği evlatlık ilişkisinin kaldırılması davası ile kaldırılabilir. TMK’nin 318. maddesi gereği; evlât edinmenin esasa ilişkin diğer noksanlıklardan biriyle sakat olması halinde, Cumhuriyet savcısı veya her ilgilinin evlâtlık ilişkisinin kaldırılmasını isteyebilecektir
Dava ehliyeti, taraf sıfatı ve kanunî temsil 6100 sayılı HMK’nin 114. maddesi uyarınca dava şartı olup aynı Kanunun 115/2. maddesi uyarınca da dava şartı eksikliğinin giderilmesi mümkündür. Ancak açılan bir davada ilk önce HMK’nın 114. Maddesinde sayılan dava şartlarının bulunup bulunmadığı incelenmeli, dava şartları mevcut ise işin esası incelenmelidir. Dolayısı ile bozma ilamında hem taraf sıfatının olup olmadığına yönelik usul bozması hem de işin esasına yönelik olarak açılan dava da hak düşürücü sürenin geçmediği yönündeki saptama ve bozma öncelikle dava şartlarının incelenmesi daha sonra işin esasının incelenmesi yapılması gerekliği karşısında yeniden yapılan inceleme sonucu;
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 114. maddesi gereği dava şartı olan taraf sıfatının 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun evlatlık ilişkisinin kaldırılmasına dair 318.maddesi kapsamında değerlendirmek ve taraf sıfatı kavramı üzerinde durulmasında yarar bulunmaktadır.
Sıfat, dava konusu sübjektif hak (dava hakkı) ile taraflar arasındaki ilişkidir. Taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisi, davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olduğu hâlde, taraf sıfatı dava konusu sübjektif hakka ilişkindir. Dava dilekçesinde davacı ve davalı olarak gösterilen (nitelendirilen) kişiler, şeklen (biçimsel açıdan) o davanın taraflarıdır. Ancak mahkemenin taraflar arasında dava konusu hakkın esası hakkında bir karar verebilmesi için, bu kişilerin o davada gerçekten davacı ve davalı sıfatına sahip olmaları gerekir. Bir davada taraf olarak gösterilen kişiler, taraf ve dava ehliyetine ve davayı takip yetkisine sahip olsalar dahi, bu kişilerden birinin o davada gerçekten davacı veya davalı olmak sıfatı yoksa dava konusu hakkın esasına ilişkin bir karar verilemez. Dava sıfat yokluğundan reddedilir.
Hemen belirtmek gerekir ki, usul kanununda “husumet” olarak ifade edilen hukuki bir terim de bulunmamaktadır. Bir subjektif hakkı dava etme yetkisi (dava hakkı) kural olarak o hakkın sahibine aittir. Bu nedenle, o hakka ilişkin bir davada davacı olma sıfatı da o hakkın sahibine aittir. Meselâ, bir alacak davasında davacı olma sıfatı o alacağın alacaklısına aittir. Alacak davası, o alacağın alacaklısından başka bir (üçüncü) kişi tarafından açılırsa, dava, davacı sıfatına sahip olmadığından (sıfat yokluğundan) dolayı reddedilir (Kuru, Baki/Arslan, …/Yılmaz, Ejder: Medeni Usul Hukuku, 22. Baskı, … 2011, s. 234; Yılmaz, Ejder; Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi, … 2012, s. 530).
Bir subjektif hak kendisinden davalı olarak istenebilecek olan kişi, o hakka uymakla yükümlü (borçlu) olan kişidir (davalı sıfatı). Mesela, bir alacak davasında davalı olma sıfatı o alacağın borçlusuna aittir. Alacak davası, o alacağın borçlusundan başka bir (üçüncü) kişiye karşı açılırsa, davalının davalı (borçlu) sıfatına sahip olmadığından (sıfat yokluğundan) dolayı reddedilir.
Yukarıdaki açıklamalardan anlaşılacağı üzere, bir subjektif hakkın sahibinin ve o hakka uymakla yükümlü olan kişinin kimler olduğu (yani bir davada, davacı ve davalı sıfatının kimlere ait olduğu) tamamen maddî hukuka göre belirlenir. Bu nedenle, bir kişinin belli bir davada gerçekten davacı veya davalı sıfatına sahip olup olmadığı hususu, usul hukuku sorunu olmayıp, dava konusu (subjektif) hakkın özüne ilişkin bir maddi hukuk sorunudur.
Sıfatın usul hukuku bakımından önemi (usul hukukunu ilgilendiren yönü) şudur: Bir davanın tarafları (veya taraflardan biri) o davada gerçekten (davacı veya davalı olarak) taraf sıfatına sahip değilse mahkeme, dava konusu hakkın esası (mevcut olup olmadığı) hakkında inceleme yapıp karar veremez. Mahkeme, davanın sıfat yokluğundan reddine karar verir. Bu karar, davanın görülebilir olmadığına (dinlenemeyeceğine) ilişkin bir karar olmayıp, davanın esasına ilişkin bir karardır (taraf olarak gösterilenlerden birinin taraf sıfatının bulunmadığını tespit eden bir karardır)
Mahkemenin sıfat yokluğunu kendiliğinden (resen) gözetmesi gerekir. Çünkü sıfat yokluğu, bir defi değil, davada taraf olarak gözüken kişiler arasında dava konusu hakkın doğumuna engel olan bir itirazdır. Hâkim, kendisine sunulan dava malzemesinden (davalı veya davacının bildirdikleri vakıalardan, yani dava dosyasından) bir itiraz sebebinin varlığını (sıfat yokluğunu) öğrenirse, bunu kendiliğinden gözetir.
Dava ehliyeti, taraf sıfatı ve kanunî temsil 6100 sayılı HMK’nin 114. maddesi uyarınca dava şartı olup aynı Kanunun 115/2. maddesi uyarınca da dava şartı eksikliğinin giderilmesi mümkündür.
Dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden davacı … ile evlatlık ilişkisi kaldırılması istenen evlat edinen … arasında soybağının bulunmadığı anlaşılmaktadır. Buna göre, davacının evlat edinene mirasçı olup olamayacağı, dolayısıyla dava açmakta hukuki yararının bulunup bulunmadığı tespit edilmeksizin Mahkemece davanın esası hakkında karar verilmesi,
Bu defa ki inceleme sonucu doğru görülmeyerek hükmün bozulması gerektiğinden bozma kararının kaldırılarak hükmün öncelikle dava şartının incelenmesine yönelik değiştirilen bu gerekçe ile bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin karar düzeltme itirazlarının kabulü ile Dairemizin 08.04.2019 tarihli ve 2017/9165 Esas, 2019/3799 Karar sayılı onama ilamının KALDIRILMASINA, yerel mahkeme hükmünün açıklanan nedenlerle 6100 Sayılı HMK’nin Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca değiştirilen gerekçe ile BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair yönlerin incelenmesine şimdilik yer olmadığına, HUMK’un 442/1 maddesi gereğince aynı mahkeme ilamı ile ilgili bir defadan fazla karar düzeltme isteğinde bulunulamayacağından ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna, peşin harcın istek halinde karar düzeltme isteyene iadesine, 25.09.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.