YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2019/5640
KARAR NO : 2020/2735
KARAR TARİHİ : 01.06.2020
DAVA TÜRÜ : Katılma Alacağı, Katkı Payı Alacağı
MAHKEMESİ : … 1. Aile Mahkemesi
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda … 1. Aile Mahkemesinin 02.11.2017 tarihli ve 2015/279 Esas, 2017/839 Karar sayılı kararıyla davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, Mahkeme hükmüne karşı davalı vekili vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun kısmen kabulüyle İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak, davanın kısmen kabulü ile katılma alacağıyla ilgili yeniden hüküm kurulmuş olup, bu kez taraf vekillerinin Bölge Adliye Mahkemesi kararını temyizi üzerine Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı … vekili, davalıya ait … 426 ada 3 parselde kayıtlı taşınmaz ile 2264 parsel 5 numaralı daire üzerinde mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 30.000 TL alacağın dava tarihinden itibaren faiziyle davalıdan tahsilini talep etmiş, 14.03.2017 tarihinde talebini 153.219 TL olarak artırmıştır.
Davalı … vekili, davanın reddini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesince, davacının 426 ada 3 parsele yönelik katkı payı alacağı talebinin reddine, 2264 parselde kayıtlı 5 numaralı daireye yönelik katılma alacağı talebinin kabulü ile 153.219 TL katılma alacağının dava tarihinden itibaren faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmiş, karara karşı davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuş, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesince, davalı vekilinin istinaf isteminin kısmen kabulüne, … Aile Mahkemesinin 02.11.2017 tarihli ve 2015/279 Esas 2017/839 Karar sayılı kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulü ile 119.391 TL katılma alacağının karar tarihinden itibaren faiziyle davalıdan tahsiline fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1. Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller Mahkemece takdir edilerek karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre, davacı vekilinin ve davalı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. Davacı vekilinin temyiz itirazlarına gelince;
Maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hakime aittir (6100 sayılı HMK mad. 33). İddianın ileri sürülüş şekline göre 5 numaralı daireye yönelik dava, artık değere katılma alacağı isteğine ilişkindir.
Mal rejiminin devamı süresince, bir eşin sahip olduğu edinilmiş malda, diğer eşin artık değerin yarısı oranında katılma alacağı hakkı vardır. Artık değere katılma alacağı; eklenecek değerlerden (TMK mad. 229) ve denkleştirmeden (TMK mad. 230) elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere, eşin edinilmiş mallarının (TMK mad.219) toplam değerinden, bu mallara ilişkin borçlar çıktıktan sonra kalan artık değerin (TMK mad. 231) yarısı üzerindeki diğer eşin alacak hakkıdır (TMK mad. 236/1). Katılma alacağı, Yasa’dan kaynaklanan bir hak olup, bu hakkı talep eden eşin gelirinin olmasına veya söz konusu mal varlığının edinilmesine, iyileştirilmesine ya da korunmasına katkıda bulunulmasına gerek yoktur.
Artık değere katılma alacağı miktarı hesaplanırken, mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan malların, bu tarihteki durumlarına göre, ancak tasfiye tarihindeki sürüm (rayiç) değerleri esas alınır (TMK mad. 227/1, 228/1, 232 ve 235/1). Yargıtay uygulamalarına göre, tasfiye tarihi karar tarihidir.
Belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse, iddiasını ispat etmekle yükümlüdür. Eşlerden hangisine ait olduğu ispat edilemeyen mallar onların paylı mülkiyetinde sayılır. Bir eşin bütün malları, aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal olarak kabul edilir (TMK mad. 222).
Yukarıdaki değer tespiti, belirleme ve hesaplamaların yapılabilmesi için gerek görülürse konusunun uzmanı bilirkişi veya bilirkişilerden de yardım alınmalıdır.
Somut olaya gelince; eşler, 14.09.1986 tarihinde evlenmiş, 12.02.2010 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün, kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarih itibarıyla sona ermiştir (TMK mad. 225/son). Sözleşmeyle başka mal rejiminin seçildiği ileri sürülmediğinden evlilik tarihinden 4721 Sayılı TMK’nin yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı (743 Sayılı TKM mad.170), bu tarihten mal rejiminin sona erdiği tarihe kadar ise, edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (4722 Sayılı Yasa mad.10, TMK mad.202/1). Tasfiyeye konu 5 numaralı daire eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu 12.05.2004 tarihinde satın alınarak, davalı eş adına tescil edilmiştir. Mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı bulunduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır (TMK mad.179).
Mahkemece, 5 numaralı bağımsız bölüm için davalı tarafça babasından miras yolu ile gelen para ile alındığı iddiasında bulunulduğu, fakat miras gelen bu paradan yalnızca 10.000 TL ‘nın kapora olarak kullanıldığı kabul edilerek , katılma alacağı hesabında 10.000 TL yönünden davalı lehine denkleştirme yapıldıktan sonra , davacı kadının 153.219 TL katılma alacağı olduğuna hükmedilmiş, davalı vekilinin istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, dava dışı 163 parselin davalıya miras yoluyla intikal eden taşınmaz olduğu, bu taşınmazda davalının 24/80 hisse sahibi bulunduğu, bu taşınmazın 29.01.2004 tarihinde 129.000 TL bedelle satıldığı, miras kalan taşınmazın satışı ile dava konusu taşınmazın alım tarihi arasındaki süre dikkate alındığında davalının savunmasına itibar etmek gerektiği, buna göre, satıştan elde edilen bedelin davalı hissesine düşen miktarı olan 38.700 TL ile davalının kişisel malı ile katkıda bulunduğunun kabul edilmesi gerektiği gerekçesiyle, 119.391 TL katılma alacağına hükmedilmiş ise de verilen karar dosya kapsamıyla örtüşmemektedir. Şöyle ki, dava dışı 163 parselin satım tarihinde davalının Koçbank hesabına 127.940 TL para yatırıldığı, bir gün sonra fon alındığı, 04.03.2004 tarihinde fon bozdurularak hesabından 10.000 TL para çıkışı olduğu, kalan miktarın davaya konu taşınmazın ediniminde kullanıldığına yönelik davalı tarafça somut bir delil sunulamadığı, dolayısıyla kalan miktara yönelik kişisel mal ile katkı iddiasının dosya kapsamına göre ispatlanamadığı anlaşılmaktadır. Buna göre, İlk Derece Mahkemesinin kabulü doğrultusunda karar verilmesi gerekirken 5 numaralı daire için yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
3. Davalı vekilinin vekalet ücretine yönelik temyiz itirazlarına gelince;
Bölge Adliye Mahkemesi tarafından davalı davayı vekille takip ettiğinden karar tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret tarifesine göre reddedilen miktar üzerinden hesaplanan vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine karar verilmesi gerekirken, davalıdan alınarak davacıya verilmesine şeklinde hüküm tesisi de doğru olmamıştır.
4. Bölge Adliye Mahkemesi tarafından istinaf istemiyle önüne gelen dosya ve karar bir bütün olarak değerlendirilerek, HMK’nin 353/(1)-b maddesinde yer alan “b) Aşağıdaki durumlarda davanın esasıyla ilgili olarak; 1) İncelenen mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığı takdirde başvurunun esastan reddine, 2) Yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, Kanun’un olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında, 3) Yargılamada bulunan eksiklikler duruşma yapılmaksızın tamamlanacak nitelikte ise bunların tamamlanmasından sonra yeniden esas hakkında, duruşma yapılmadan karar verilir” düzenlemesi uyarınca, davanın hangi kısmı ile ilgili olursa olsun, istinaf isteminin kısmen bile kabulüne karar verilecek olsa dahi, şayet yeniden hüküm kurulacak ise, İlk Derece Mahkemesi kararının tamamen kaldırılması ve tüm hükümlerin yeniden kurulması gerekir.Bu nedenle somut olayda, istinaf başvurusunun kısmen kabul edildiği durumda öncelikle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesi, yeniden tüm talepler bakımından hüküm kurulması gerekirken, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından yalnızca İlk Derece Mahkemesi hükmünün 5 numaralı bağımsız bölüm nedeniyle katılma alacağı yönünden hüküm kurulması, diğer dava konusu taşınmaz hakkında hüküm verilmemesi de doğru olmamış, hükmün bu nedenle de bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin, (3) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin, (4) numaralı bentte açıklanan nedenlerle taraf vekillerinin yazılı temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile HMK’nin 371. maddesi gereğince Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, davacı vekilinin ve davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının (1) numaralı bentte gösterilen nedenlerle reddine, dosyanın İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edenlere ayrı ayrı iadesine, 01.06.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.