Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2019/6763 E. 2021/1848 K. 03.03.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2019/6763
KARAR NO : 2021/1848
KARAR TARİHİ : 03.03.2021

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu İptali Ve Tescil, Elatmanın Önlenmesi, Yıkım

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R
Davacı vekili asıl ve birleşen davalarında; dava konusu taşınmazın devletin hüküm ve tasarrufu yerlerden olan kıyı kenar çizgisi içerisinde yer aldığını bildirerek, taşınmazın Hazine adına tescilini talep ve dava etmiştir.
Davalılar; davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece asıl ve birleşen davaların reddine karar verilmiş olup; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Asıl ve birleşen davalar; tapu iptali ve terkin istemine ilişkindir.
Tüm dosya incelendiğinde; dava konusu taşınmazın 1956 yılında yapılan kadastro tespiti sırasında tescil harici alanda bırakıldığı, Kadastro Müdürlüğü tarafından taşınmazın hangi sebeple tescil harici bırakıldığının bilinmediğinin bildirildiği, 22.11.1996 tarihinde taşınmazın 399 m2’sinin 1332 parsel numarası ile … Belediyesi adına tescil edildikten sonra 30.12.1997 tarihinde Belediye Encümen kararı ile davalı …’e temlik edildiği; Hazinenin Belediyeye karşı, taşınmazın tahsis ve satımına ilişkin işlemlerin iptaline ilişkin açtığı davanın reddine yönelik kararın kesinleştiği, bundan ayrı; yine dosya içerisinde mevcut Alanya Asliye Hukuk Mahkemesinin 2002/261 Esas sayılı dosyasında dava konusu taşınmazın güneyindeki 970 m2’lik alanın çekişme konusu olduğu, eldeki davada dava dışı olan İsmet Ergin tarafından 970 m2’lik alana ilişkin tescil istemli dava açıldığı, davanın çekişme konusu taşınmazın sahil şeridi içerisinde yer alması sebebi ile reddedildiği ve ret kararının Dairemizin 13.03.2007 tarihli ve 2007/26 Esas, 2007/1512 Karar sayılı ilamı ‘taşınmazın kuzeyindeki 327 parselin güneyinin deniz kumluğu okuması’ açıklaması ile onandığı; her ne kadar dava konusu 1332 parselin 16.4.2000 tarihli jeolog bilirkişi raporunda dava konusu taşınmazla deniz arasında 10-12 metre civarında falezler olması sebebi ile taşınmazın kıyı kenar çizgisinin dışında olduğu bildirilmiş ise de, kıyı kenar çizgisinin tespiti amacı ile yeterli inceleme ve araştırmanın yapılmadığı görülmüştür.
Bilindiği üzere, 3621 sayılı Kıyı Kanunu’nun “kıyı kenar çizgisini” belirleme yöntemine ilişkin 5 ve 9. maddelerinin uygulanmasına yorum getiren ve görülmekte olan davalarda dikkate alınması zorunlu bulunan 28.11.1997 tarihli ve 5/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında “Kural olarak, mülkiyet hukuku yönünden kıyı kenar çizgisi belirlenmesi görevinin idari yargıya ait olduğuna; ancak 3621 sayılı Kıyı Kanunu’nun 9. maddesi uyarınca idare tarafından kıyı kenar çizgisi belirlenmiş ve yazılı bildirime rağmen yasal süresinde idari yargıya başvurulmaması nedeniyle yargı yolunun kapanmış olması veya idare tarafından verilip kesinleşmiş karar bulunması durumlarında, bunlara uygun şekilde kıyı kenar çizgisinin adli yargı tarafından saptanması gerektiğine” işaret edilmiştir. 3621 sayılı Kanun’un 5 ve 9. maddelerine göre de kıyı kenar çizgisinin belirlenmesi zorunludur. Uzman bilirkişilerin, Yasanın ve İçtihadı Birleştirme Kararlarının emredici hükümleri dışında, hiçbir bilimsel incelemeye, araştırmaya ve verilere dayanmaksızın belirlenen kıyı kenar çizgisine itibar etmek doğru değildir. Değinilen İçtihadı Birleştirme Kararı kapsamı ve 3621 sayılı Kanun’un 5. ve 9. maddelerinde öngörüldüğü biçimde üç kişilik jeolog ya da jeomorfolog ile bir harita mühendisinden oluşacak bilirkişi kurulu aracılığıyla yerinde keşif yapılması, 28.11.1997 tarihli ve 5/3 sayılı İnançları Birleştirme Kararı doğrultusunda bilimsel verilerden de yararlanılarak kıyı kenar çizgisinin belirlenmesi zorunludur.
Somut olayda, dosya içerisindeki 16.04.2000 tarihli jeoloji mühendisi … tarafından sunulan bilirkişi raporunda her ne kadar taşınmazın yapılan gözlem neticesinde kıyı kenar çizgisi dışında kaldığı belirtilmiş ise de; az yukardaki ilke kapsamında üç kişilik bilirkişi heyeti oluşturulmayıp, araştırma çukurları açılmadığı gibi bilirkişi tarafından tespit edilen kıyı kenar çizgisi ile idare tarafından onaylanan kıyı kenar çizgisi kroki üzerinde gösterilmemiş ve çakıştırma yapılmamış, komşu parsellerin kıyı kenar çizgisine ilişkin durumu araştırılıp değerlendirilmemiştir.
Hal böyle olunca, Mahkemece yapılması gereken iş; üç kişilik jeolog ya da jeomorfolog ile bir harita mühendisinden oluşacak bilirkişi kurulu aracılığıyla, dava konusu taşınmazda yeniden keşif yapılması, taşınmazın farklı noktalarında gözlem çukurları açılarak bu çukurlardan alınan verilerin incelenmesi, açılan gözlem çukurlarının harita üzerinde işaretlenerek gösterilmesi ve kıyı kenar çizgisinin tespit edilmesi, keşfen tespit edilen kıyı kenar çizgisi ile Bakanlık tarafından onaylanan kıyı kenar çizgisinin fen bilirkişi tarafından kroki üzerinde gösterilmesi, farklılık olursa sebebinin açıklattırılması, varsa komşu parseller ile ilgili oluşturulan kıyı kenar çizgisi ve komşu parsellerin kıyı kenar çizgisine ilişkin durumunun araştırılması, bitişik veya yakın parsellere ilişkin varsa kesinleşmiş veya derdest dosyalardaki uzman bilirkişi raporları nazara alınarak ve gerektiğinde karşılaştırılarak inceleme yapılması, ondan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesidir. Anılan hususlar gözetilmeden eksik araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla ve HUMK’un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 03.03.3021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.