Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2019/921 E. 2021/5478 K. 24.06.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2019/921
KARAR NO : 2021/5478
KARAR TARİHİ : 24.06.2021

MAHKEMESİ : Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi
MAHKEMESİ : Erzurum 3. Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Erzurum 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 16.11.2017 tarihli ve 2015/500 Esas, 2017/560 Karar sayılı kararıyla davanın reddine karar verilmiş, Mahkeme hükmüne karşı asıl ve birleşen davada davacılar vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesince davacılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesinin kararının kaldırılarak davanın kabulüne şeklinde hüküm kurulmuş olup, bu kez davalı vekilinin Bölge Adliye Mahkemesi kararını temyizi üzerine Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü:

K A R A R

Davacılar vekili asıl ve birleşen dava dilekçesinde, müvekkillerinin davalının eşi…’ın kardeşleri olduklarını, …’ın babası …’dan kendisine intikal eden taşınmazları 09.03.1974 tarihli sözleşme uyarınca kardeşi olan davacılara sattığını öne sürerek, dava konusu taşınmazların muris… adına olan kayıtlarının iptali ile müvekkilleri adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, davaya tutanak hakkında müvekkilinin bilgisinin olmadığını, tutanak içeriğini kabul etmediklerini, dava konusu senedin miras payının devri için gerekli yasal koşulları içermediğini, müvekkilinin taşınmazlar üzerinde uzunca süredir hak sahibi olup, ortaklığın giderilmesi davası açılması üzerine bu davanın açıldığını, hak sahibi olduğunu iddia eden davacıların bugüne kadar mevcut durumu kabullenerek dava konusu etmemiş olmamalarının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu açıklayarak, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesince, dava dilekçesine ekli “köy senedidir” başlıklı belgede satıcı olarak…, alıcı olarak da …’ın isim ve imzalarının bulunduğu, davacı kardeşlerin dayanak senet altında isim ve imzalarının bulunmaması nedeniyle bu senede istinaden hak talep edemeyecekleri gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş; hükme yönelik asıl ve birleşen davada davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince, TMK’nin 677/1 maddesine göre terekenin tamamı veya bir kısmı üzerinde miras payının devri konusunda mirasçılar arasında yapılan sözleşmelerin geçerliliğinin yazılı şekle bağlı olduğu, davanın dayanağı olan 09.03.1974 tarihli sözleşmenin… ile… arasında yapılmış olup …’ın diğer mirasçılarının imzalarının yer almadığı, …’ın tek taraflı olarak 7.000 TL karşılığında babasından kendisine intikal eden taşınmazlardaki miras payını kardeşlerine devrettiğini beyan ettiğinden, bu hususta … dışındaki kardeşler ve onların mirasçıları arasında bir ihtilaf bulunmadığından sözleşmenin geçerli olduğu gerekçesi ile davacılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile, İlk Derece Mahkemesi kararın kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, miras payının devri sözleşmesine dayalı TMK’nin 677. maddesi uyarınca açılan pay iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
1. Davalı vekilinin dava konusu taşınmazlardan 246 parsel sayılı taşınmaza ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde,
Bölge Adliye Mahkemesince her ne kadar dava konusu taşınmazın tarafların ortak miras bırakanı …’dan mirasçılarına intikal eden taşınmazlar arasında yer aldığı ve mirasçılarından…’ın miras payının geçerli sözleşmesi ile mirasçı kardeşlerine devrettiği gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiş ise de, Daire eksiklik talebi üzerine dosya içerisine alınan tedavüllü tapu kayıtları ve kadastro tespit tutanağının içeriğine göre, anılan taşınmazın ortak miras bırakanı …’dan mirasçılarına intikal etmediği, kadastro çalışmaları esnasında bizzat… adına tespit ve tescil edildiği, bilahare vefatı üzerine davacı ve davalı mirasçılarına intikal ettiği nazara alınmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
2. Davalı vekilinin diğer taşınmazlara ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde,
TMK’nin 677/1 maddesi hükmüne göre; terekenin tamamı veya bir kısmı üzerinde miras payının devri konusunda mirasçılar arasında yapılan sözleşmelerin geçerliliği yazılı şekle bağlıdır. Mirasçılar arasındaki devirler için söz konusu olan bu yazılı şeklin adi yazılı olarak yapılması yeterlidir. Ortak mirasbırakan ya da elbirliği şeklinde tüm mirasçılar adına kayıtlı bulunan tapulu taşınmazlardaki miras paylarının, mirasçılar arasında harici olarak yazılı senetle satışı geçerli bulunmakta ise de; söz konusu satış senedine dayanılarak iptal ve tescil davasının açılabilmesi için başta geçerli olarak yapılan mirasçılar arasındaki harici satış senedinin geçerliliğini koruması gerekir. Başka bir anlatımla, mirasçılar arasında yapılan harici satış sözleşmesinden dönülmemiş olması gerekir.
Somut uyuşmazlıkta ise, davacıların davasının dayanağını oluşturan sözleşme 09.03.1974 tarihli olup, sözleşmenin düzenlendiği bu tarihte dava konusu taşınmazlar tarafların ortak miras bırakanı … adına tapuda kayıtlı bulunmaktadır. Böyle bir taşınmazda … mirasçıları olduğu anlaşılan davacılar ile davalı murisi… arasında yapılan ve miras payının devrine ilişkin bulunan dayanak sözleşme, TMK’nin 677. maddesi hükmü uyarınca kural olarak geçerli ve sonuç doğuran bir sözleşmedir. Yukarıda da açıklandığı üzere, miras payının devrine ilişkin sözleşmeye değer verilebilmesi için terekenin kısmen veya tamamen tasfiye edilmemiş (paylaşılmamış) olması gereklidir.
Ancak; Dairenin eksiklik talebi uyarınca dosya içerisine alınan tedavüllü tapu kayıtları ve dayanaklarının incelenmesinde, temyize konu davaların açıldığı 26.05.2015 ve 15.12.2015 tarihlerinden önce 1995 yılında davacıların ve…’ın da katılımıyla tapuda yapılan intikal işlemi ile, taşınmaz paylı mülkiyete dönüştürülmüş; böylece miras ortaklığı bu taşınmaz yönünden sona ermiştir. Bu işlem tarafların oybirliğiyle miras payının devrine ilişkin 09.03.1974 tarihli sözleşmeden dönme niteliğindedir. Buna göre miras payının devri sözleşmesinin bozulduğunun ve artık hukuki sonuç doğurma özelliğini kaybetmiş olduğunun kabulü gereklidir. Bu nedenle bu sözleşmeye dayanılarak hak istenemez. Hal böyle olunca, Bölge Adliye Mahkemesince 09.03.1974 tarihli sözleşmeye dayanılarak açılan davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin yazılı temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulüyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK’nin 371. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HMK’nin 373/2. maddesi gereğince dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine, karardan bir suretin de İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 24.06.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.