Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2020/1175 E. 2021/5118 K. 15.06.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/1175
KARAR NO : 2021/5118
KARAR TARİHİ : 15.06.2021

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Elatmanın Önlenmesi, Yıkım, Eski Hale Getirme

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup, hükmün davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

KARAR

Davacılar vekili, 879 parsel sayılı taşınmazda hisse sahibi olduklarını, gayrimenkul hissedarlarının tamamının belirlenen ve bilinen sınırlar içerisinde kendilerine düşen mevcut yeri kullandıklarını, gayrimenkul hissedarlarının kendilerine ait yerlerini kullanırken arazi üzerinde bulunan yollarda yazılı olmayan sözlü bir yararlanma anlaşması yaptıklarını, davalı tarafın 2009 ve 2011 yıllarında farklı hissedarlardan hisse satın aldığını, alınan hisselere tekabül eden yerde fiili olarak yol bulunduğunu bilmesine rağmen bu yer üzerine yeni ağaç dikerek mevcut yolu kabul etmediğini, yoldan geçişi engellediğini belirterek davalının kadim yola elatmasının önlenmesine, yolun eski hale getirilmesine, mevcut yapı ve diğerlerinin kal’ine, kal’in eski hale getirme masraflarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, (önceki kararda) davanın kabulüne, davacılara ait 879 nolu parseldeki ve 15.02.2013 tarihli fen bilirkişileri raporunda kırmızı renkle çizilen öncesinde yol olarak kullanılan ve davacı tarafça yol olarak terk edilmesi istenilen 1.230 m²’lik kısma davalının vaki müdahalesinin önlenmesine, fen bilirkişilerinin krokisinde kırmızı renk ile belirtilen kısımda bulunan muhdesatların kal’ine karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiştir. Dairenin 17.10.2018 tarihli ve 2018/7586 Esas, 2018/17444 Karar sayılı ilamında belirtilen “…. mahkemece, davalıya tanıklarının isim ve adreslerini bildirmesi için süre ve imkan tanınması, bildirmesi halinde, mahallinde yeniden keşif icra edilerek, davacılar ve davalı tanıklarının beyanlarının keşif mahallinde alınması, toplanacak delillere göre, davaya konu edilen taşınmaz yönünden, özel parselasyon ya da fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığının, her paydaşın payına özgülenen bir kısım bulunup bulunmadığının belirlenmesi, yolun da fiili kullanıma dahil edilip edilmediğinin saptanması, var ise, yol olarak özgülenen alana bir müdahale olup olmadığının duraksamaya yer vermeyecek şekilde belirlenmesi ve sonucuna göre karar verilmesi, özel parselasyon ya da fiili kullanma biçiminin oluşmamış olması halinde, uyuşmazlığın TMK’nin müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmesi, bu çerçevede, davacıların taşınmazda kullandığı ya da kullanabileceği bir yer olup olmadığının açıkça saptanması ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, özetlenen ilkelere uygun düşmeyecek biçimde yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır.” gerekçeleriyle bozulmuştur.
Mahkemesince, bozmaya uyma kararı verilerek, yeniden yapılan yargılama neticesinde, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, paydaşlar arasında elatmanın önlenmesi, kal ve eski hale getirme isteğine ilişkindir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden davaya konu edilen taşınmazın davacılar, davalı ve üçüncü kişiler adına paylı mülkiyet üzere kayıtlı olduğu anlaşılmaktadır.
Somut olayda, her ne kadar Mahkemece, bozmaya uyularak karar verilmiş ise de, bozma gereklerinin tam olarak yerine getirildiğini söyleyebilme olanağı bulunmamaktadır. Şöyle ki, bozma sonrası yapılan keşifte davalı tanıkları dinlenmediği gibi tanık beyanları arasındaki çelişkininde giderilmeden sonuca gidildiği anlaşılmaktadır.
O halde, mahkemece yapılacak iş, yerinde yeniden keşif yapılarak taraf tanıklarının (usulüne uygun tebligat ile çağrılarak) HMK’nin 259 ve 290/2. maddeleri gereğince keşif yerinde dinlenmelerinin sağlanması, ilk bozma ilamında ayrıntılı olarak belirtilen ilkeler ışığında, öncelikle dava konusu taşınmaz üzerinde davaya konu edilen taşınmaz yönünden, özel parselasyon ya da fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığının, her paydaşın payına özgülenen bir kısım bulunup bulunmadığının belirlenmesi, yolun da fiili kullanıma dahil edilip edilmediğinin ve davalının satın alması öncesi de yol olarak benimsenip benimsenmediğinin saptanması, var ise, yol olarak özgülenen alana bir müdahale olup olmadığının duraksamaya yer vermeyecek şekilde belirlenmesi, özel parselasyon ya da fiili kullanma biçiminin oluşmamış olması halinde, uyuşmazlığın TMK’nin müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmesi, bu çerçevede, davacıların taşınmazda kullandığı ya da kullanabileceği bir yer olup olmadığının açıkça saptanması, izah edilen hususların taraf tanıklarından ayrıntılı bir şekilde sorulması, (bu şekli ile niza konusu yolun davalının satın alma öncesi ve sonrası durumunun tereddüte mahal bırakılmayacak biçimde tespit edilmesi,) bozma öncesi ve bozma sonrası tanık beyanları arasında çelişki bulunduğundan 6100 sayılı HMK’nin 261/1 maddesi uyarınca çelişkinin yüzleştirmek suretiyle giderilmeye çalışılması, beyanlar arasındaki çelişkinin giderilememesi durumunda hangi taraf tanığının beyanının üstün tutulduğunun karar gerekçesinde gösterilmesi, tüm taraf tanık beyanlarının birlikte tartışılıp değerlendirilmesi ve ondan sonra tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde dosya kapsamına uygun bir karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ile yazılı olduğu şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Açıklanan nedenlerle, davacılar vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulü ile Yerel Mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 15.06.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.