Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2020/1493 E. 2021/5567 K. 28.06.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/1493
KARAR NO : 2021/5567
KARAR TARİHİ : 28.06.2021

MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
MAHKEMESİ : Osmaniye 2. Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Osmaniye 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 28.05.2019 tarihli ve 2017/286 Esas, 2019/264 Karar sayılı kararıyla davanın reddine karar verilmiş, Mahkeme hükmüne karşı davacılar vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Adana Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun HMK’nin 353/(1)-b.1 maddesi gereğince esastan reddine şeklinde hüküm kurulmuş olup, bu kez davacılar vekilinin Bölge Adliye Mahkemesi kararını temyizi üzerine Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü:

K A R A R

Davacılar vekili, vekil edenlerinin paydaş olduğu dava konusu taşınmazlara davalı tarafından 6 yıldan beri haksız şekilde müdahale edildiğini belirterek paya vaki elatmanın önlenmesi ile fazlaya ilişkin talep ve hakları saklı kalmak kaydıyla 6 yıllık kullanım bedeli olan 10.000 TL ecrimisilin yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı vekili, tarafların bir araya gelerek şifaen taksim yaptıklarını, davacıların kendilerine düşen taşınmazı sattıklarını ve 1992 senesinden beri kullanımın bu şekilde olduğunu belirterek, davanın reddini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesince, davacı …’ın 107 ada 21, 111 ada 2, 111 ada 3, 124 ada 173, 164, 169, 50 ve 131 parsel nolu taşınmazlar yönünden, davacı …’in 124 ada 142 parsel nolu taşınmaz yönünden taleplerinin aktif husumet yokluğu nedeniyle reddine, davacı …’ın 103 ada 2, 124 ada 142, 172, 154, 141, 168 parsel nolu taşınmazlar yönünden; davacı …’in ise 107 ada 21, 111 ada 2, 111 ada 3, 103 ada 2, 124 ada 173, 164, 169, 50, 131, 172, 154, 141 ve 168 parsel nolu taşınmazlar yönünden taleplerinin esastan reddine, karar verilmiştir. Hükme karşı, davacılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince, istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiş; hüküm, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava; paydaşlar arası elatmanın önlenmesi ve ecrimisil istemine ilişkindir.
1. Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller Mahkemece takdir edilerek karar verildiğine, dava konusu taşınmazlar dahil geçersiz olmakla birlikte parsel bazında kullanım taksiminin yapıldığına, davacıların nizalı taşınmazlara yönelik intifadan men’i kanıtlayamadığının anlaşılmasına ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre, ecrimisil talebine yönelik temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. Davacılar vekilinin (107 ada 21, 111 ada 3, 103 ada 2, 124 ada 142, 172 ve 173 parsel sayılı taşınmazlara ilişkin) elatmanın önlenmesine yönelik temyiz itirazlarının inlenmesinde;
Dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden; dava konusu 107 ada 21 (davacı … hariç), 111 ada 3 (davacı … hariç), 103 ada 2, 124 ada 142 (davacı … hariç), 172 ve 173 parsel sayılı taşınmazların davacılar, davalı ve dava dışı kişiler adına paylı şekilde tapuda kayıtlı olduğu anlaşılmaktadır.
Hemen belirtilmelidir ki, paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan payına vaki elatmanın önlenilmesini her zaman isteyebilir. Hatta elbirliği mülkiyetinde dahi paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine elatmanın önlenmesi davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı veya kullanabileceği bir kısım yer varsa açacağı elatmanın önlenmesi davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay içtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre, payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu elatmanın önlenmesi davası ile değil, kesin sonuç getiren taksim veya ortaklığın satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlenmesi gerekmektedir.
Bilindiği üzere 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 237., Borçlar Kanunu’nun (BK) 213., Tapu Kanunu’nun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne var ki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş ya da fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemsel olarak (fiilen) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya ortaklığın satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması, “ahde vefa” kuralının yanında TMK’nin 2. maddesinde düzenlenen iyi niyet kuralının da bir gereğidir.
O halde, paydaşlar arasındaki elatmanın önlenilmesi davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planının olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı hususu üzerinde özenle durulmalı, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terkedildiği saptanılmalı, harici veya fiili taksim yoksa uyuşmazlık yukarıda değinildiği gibi, TMK’nin müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmelidir.
Ayrıca; paylı mülkiyet şeklindeki taşınmazların kullanım tarzlarının parsel bazında belirlenmesi paydaşlar arasında birbirlerine karşı açılacak davalarda TMK’nin paylı mülkiyet hükümlerine aykırılık teşkil edeceği tartışmasızdır. Bir başka ifade ile her bir parsel bakımından tüm paydaşların veya hissedarların aynı taşınmaz içerisinde benimsenen kullanım durumuna hukuken değer verilmesi, bunun dışındaki bir kullanıma itibar edilmemesi gerekmektedir.
Somut olaya gelince; dava konusu taşınmazların davacılar, davalı ve dava dışı bir çok paydaş adına kayıtlı olduğu sabittir. Paydaşlar arasında hukuken geçerli bir fiili ya da harici taksimden söz edilebilmesi için her bir taşınmazın ayrı ayrı tüm paydaşlar arasında paylaşılması gerektiği, parsel bazında kullanım durumlarının belirlenmesinin TMK’nin 688. ve devamı maddelerinde öngörülen paylı mülkiyet hükümlerine uygun düşmeyeceği ilkeleri gözönünde tutulduğunda, dava konusu parseller bakımından tüm paydaşları bağlayıcı bir taksimden söz edilemeyeceği açıktır. Bu şekli ile davalının geçersiz taksim ile taşınmazları kullanıldığı anlaşılmaktadır. Ayrıca 107 ada 21, 111 ada 3 ve 103 ada 2 parsel sayılı taşınmazların kısmen, 124 ada 142, 172 ve 173 nolu taşınmazların ise tamamen davalının tasarrufu altında olmasına rağmen, kısmen kullanılan parseller yönünden davacıların az ya da çok kullandığı ya da kullanabileceği bir yerin bulunup bulunmadığı ayrıntılı bir şekilde araştırılmadan sonuca gidildiği görülmektedir.
Hal böyle olunca; Mahkemece (öncelikle) 124 ada 142, 172 ve 173 nolu taşınmazların davalının kullanımında olduğu ve kanunun aradığı anlamda geçerli bir taksimden söz edilemeyeceğine göre, davalının davacıların payına vaki müdahalesinin önlenmesine karar verilmesi gerekmekte iken, (geçersiz taksime değer verilmek suretiyle) yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi, (akabinde) 107 ada 21, 111 ada 3 ve 103 ada 2 parsel sayılı taşınmazlar yönünden ise, yeniden yerel, teknik ve uzman bilirkişiler ile listede bildirilen tanıklar aracılığıyla keşif yapılarak davacıların payları karşılığında az ya da çok bir yer kullanıp kullanmadıkları veya kullanmalarına müsait boş yer bulunup bulunmadığı hususlarının keşif mahallinde dinlenen mahalli bilirkişi ve tanıklara ayrıntılarıyla sorularak, mahalli bilirkişilerin ve tanıkların açıklamalarının fen elemanının teknik raporuna ve krokisine duraksamaya yer bırakmayacak açıklıkta yansıtılmasının sağlanması ondan sonra, iddia ve savunma çerçevesinde toplanmış ve toplanacak deliller çerçevesinde uyuşmazlığın çözüme kavuşturularak karar verilmesi gerektiği halde açıklanan hususlar nazara alınmadan eksik inceleme ve araştırma ile yazılı olduğu üzere karar verilmiş olması doğru değildir.
SONUÇ: Yukarıda (2) nolu bentte gösterilen nedenlerle davacılar vekilinin yazılı temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesinin istinaf isteminin esastan reddine dair kararının KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi hükmünün 6100 sayılı HMK’nin 371. maddesi uyarınca BOZULMASINA, davacılar vekilinin sair temyiz itirazlarının yukarıda (1) nolu bentte yazılı nedenlerle reddine, HMK’nin 373/1. maddesi gereği kararın bir örneğinin Adana Bölge Adliye Mahkemesi (1.) Hukuk Dairesine, dosyanın ise İlk Derece Mahkemesi Osmaniye 2. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 28.06.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.