Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2020/2391 E. 2021/2119 K. 09.03.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/2391
KARAR NO : 2021/2119
KARAR TARİHİ : 09.03.2021

MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : İstihkak

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup, hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtayca incelenmesi davacı üçüncü kişi vekili tarafından duruşmasız olarak ise davalı alacaklı vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 09.03.2021 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden davacı üçüncü kişi vekili ve karşı taraftan davalı alacaklı vekili geldiler. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı üçüncü kişi vekili; borçlunun davacı şirketin % 40 oranında ortağı olduğunu, ancak tek başına imza yetkisi olmadığını, ortakların şahsi borcundan dolayı şirket mallarının haczedilemeyeceğini, haczedilen menkullerin üçüncü kişi şirkete ait olduğunu iddia ederek, davanın kabulü ile haczin kaldırılmasına karar verilmesini dava ve talep etmiştir.
Davalı alacaklı vekili, borcun şahsi olmadığını, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece yapılan ilk yargılama sonucunda, davanın kabulüne ilişkin verilen karar davalı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiş, Dairemizin 16.10.2018 tarihli ve 2018/10435 Esas, 2013/10287 Karar sayılı ilamı ile, dava konusu haciz, ödeme emrinin tebliğ edildiği adreste yapılmış olup, borçlu da haciz sırasında hazır bulunduğundan IİK’nin 97/a maddesinde öngörülen mülkiyet karinesinin borçlu dolayısıyla alacaklı yararına olduğu, yasal karinenin aksinin davacı üçüncü kişi tarafından inandırıcı ve güçlü delillerle ispat edilmesi gerektiği, davacı tarafından sunulan, isteyen her kişi adına düzenlenmesi olanaklı ve ayırt edici niteliği bulunmayan faturaların, yasal karinenin aksini ispata yeterli bulunmadığı gibi istihkak davalarında güçlü delil teşkil etmeyecekleri, ayrıca davacı üçüncü kişi vekili, borcun, şirketin yüzde 40 oranında ortağı konumunda bulunan borçlu Karaoğlan’ın şahsi borcundan doğduğunu, şirket ortaklarının şahsi borçlarından dolayı şirket mallarının haczedilemeyeceğini iddia etmişse de, borç miktarı da nazara alındığında, borcun şirket ortağı …’in şahsi borcu olduğuna dair iddiasını da ispatlayamadığından Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözönüne alınarak, davanın reddine karar verilmesi gerektiğinden hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozma ilamına uyularak davanın reddine karar vermiş, davacı üçüncü kişi ve vekalet ücreti yönünden davalı alacaklı vekili kararı temyiz etmiştir.
Dava, üçüncü kişinin İİK’ nin 96. vd. maddelerine dayalı istihkak iddiasına ilişkindir.
1. Yargıtay ilamında belirtilen bozma sebepleri çerçevesinde işlem yapılarak karar verilmiş, bozma ile kesinleşen hususların yeniden temyiz sebebi yapılmasına usul hükümleri elvermemiş bulunmasına ve temyiz edilen kararda yazılı gerekçelere göre davacı üçüncü kişi vekilinin yerinde olmayan temyiz itirazlarının reddine;
2-Davalı alacaklı vekilinin temyiz itirazlarına gelince;
Davanın esasına yönelik karar verildiğine göre; karar tarihi itibarı ile yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hacizli malların değeri ile alacak miktarından hangisi az ise onun üzerinden hesaplanacak nispi vekâlet ücretine hükmedilmesi gerekir. Somut olayda, takibe konu alacak miktarı 215.834 TL, hacizli malların değeri ise 195.260 TL olup davanın 20.000 TL üzerinden açıldığı, dava harcının bu değer üzerinden alındığı ancak Mahkemece mahcuzların değeri üzerinden harç ikmalinin yapıldığı, buna rağmen hükümde 20.000 TL üzerinden hesaplanan 3.000,00 TL vekalet ücretine hükmedildiği görülmektedir. Bu sebeple, yargılama sırasında, yatırılması gerekli harcın ikmali yoluna gidildiğinden, hükümde yargılama gideri hesaplanırken harç ikmali yapılan mahcuzun değerinin dikkate alınması gerekirken bu usule riayet edilmeksizin davalı alacaklı aleyhine az vekalet ücretine hükmedilmesi hatalı olmuştur.
Ne var ki yapılan bu yanlışlığın giderilmesi yargılamanın tekrarını gerektirir nitelikte görülmediğinden, 6100 sayılı HMK’nin ek Geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı HUMK’un 438/7. maddesi uyarınca hükmün düzeltilerek onanması uygun görülmüştür.
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı üçüncü kişi vekilinin temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davalı alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüne ve kararın hüküm fıkrasının 4. bendindeki “ … 20.000 TL üzerinden hesaplanan 3.000 TL …” rakam ve sözcüklerinin çıkartılarak yerine “mahcuzların değeri üzerinden hesaplanan 22.118,20 TL …” ibaresinin yazılmasına, hükmün düzeltilen bu şekli ile ONANMASINA, Yargıtay duruşmasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 3.050,00 TL avukatlık ücretinin davacı üçüncü kişiden alınarak Yargıtay duruşmasında avukat marifetiyle temsil olunan davalı alacaklıya verilmesine,
taraflarca İİK’nin 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 09.03.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.