Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2020/3322 E. 2021/5545 K. 28.06.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/3322
KARAR NO : 2021/5545
KARAR TARİHİ : 28.06.2021

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi
MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 6. İcra Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda İstanbul Anadolu 6. İcra Hukuk Mahkemesinin davalı üçüncü kişi Kama Vinç Elleçleme ve Hidrolik İş Mak. San. Tic. A.Ş. yönünden reddine, davalı borçlu Özdörtler Hidrolik Makine San. ve Tic. Ltd. Şti. yönünden usulden reddine hükmüne karşı, davacı alacaklılar vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması sonunda İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesinin ret kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne karar verilmiş, bu kez Bölge Adliye Mahkemesi kararının Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak davalı üçüncü kişi vekili, duruşmasız olarak davalı borçlu vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 08.06.2021 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden davalı üçüncü kişi vekili Av. … ile karşı taraftan davacı alacaklı vekili Av. Emre Çoban geldiler. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra dosyanın incelenmesi sonucu UYAP sistemi üzerinden dosya eksiklik talebi ile görülen eksikliklerin ikmali istenmiş olup eksiklik tamamlanmış olmakla dosya yeniden incelendi, gereği düşünüldü.

KARAR

Davacı alacaklı vekili, borçlu ile üçüncü kişi şirket arasında organik bağ bulunduğunu, aynı alanda aynı adreste faaliyet gösterdiklerini, muvazaalı devirler yapıldığını iddia ederek, üçüncü kişinin istihkak iddiasının reddine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı üçüncü kişi vekili, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Davalı borçlu, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, haciz mahalli ile ödeme emrinin tebliğ edildiği adresin farklı olması, haciz mahallinde borçluya ait evrak bulunamaması, borçlunun gıyabında haczin yapılmasına dayalı ispat külfetinin davacı alacaklı da olduğu, üçüncü kişinin noter satış sözleşmesine delil olarak dayanması ve mahcuzun ticaret sicil odasına kayıtlı olması, davacı tarafından sunulan deliller ve dosya kapsamında davalı borçlu ile üçüncü kişi şirket arasında organik bağın varlığına dair herhangi bir delil ve emareye ulaşılamaması gerekçesi ile davanın reddine, borçlunun istihkak iddiasına karşı itiraz etmemesi nedeni ile borçlu şirket yönünden davanın husumetten reddine karar verilmiş, karara karşı davacı alacaklı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesince, borçlu şirket ve üçüncü kişi şirketin kurucularının aynı olması, Tekin Kama ve Can Kama’nın öncesinde borçlu şirkette ortak ve yetkili olmaları, haciz adresinin daha önce borçlu tarafından kullanılmış olması, borçlu şirket yetkilisi İbrahim Karakaş’ın üçüncü kişi şirkette sigortalı işçi olarak çalışması ve üçüncü kişi şirketin takibe konu ilamın yargılamasının yapıldığı iş kazasının gerçekleştiği tarihten sonra kurulmuş olması, borçlu şirket ve üçüncü kişi şirket arasında organik bağ olduğunu gösterdiğinden istinaf talebinin yerinde olduğu, ancak borçlunun istihkak iddiasına ilişkin tavrının belirli olmaması nedeniyle borçlu şirket yönünden husumet nedeni ile davanın reddine karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçesi ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne karar verilmiş, karar bu kez davalı üçüncü kişi vekili ile borçlu vekili tarafından bu kez temyiz edilmiştir.
Dava, alacaklının İİK’nin 99. maddesine dayalı istihkak iddiasının reddi talebine ilişkindir.
Dosya kapsamına göre, dava konusu 29.02.2016 tarihli haciz işlemi üçüncü kişi şirket ortağı huzurunda yapılmış olup, haciz sırasında üçüncü kişi şirket adına ortağı istihkak iddiasında bulunmuştur. İcra Müdürlüğünce 07.03.2016 tarihinde alacaklıya istihkak iddiasının reddi davası açmak üzere yedi gün süre verilmiş, eldeki dava süresi içinde açılmıştır.
Hemen belirtmek gerekir ki, İİK madde 106’ya göre, alacaklı haczedilen taşınır malın satışını altı ay içerisinde istemek zorundadır. Aksi halde İİK madde 110’a göre taşınır mal üzerindeki haciz kendiliğinden düşer. Ancak haczedilen mal hakkında, İİK madde 97/8 gereğince istihkak davası açılır ise, satış isteme süresi işlemez.
Somut olayda, süresi içinde istihkak davası açılmış olduğundan, hacizler halen geçerli olup, işin esasına girilerek hüküm verilmiş ise de, dosya kapsamında yer alan İstanbul Anadolu 17. İcra Hukuk Mahkemesinin 19.04.2021 tarihli ve 2021/ 88 Esas, 2021/267 Karar sayılı kararı ile, haciz işleminin 29.02.2016 tarihinde yapıldığı ve 6 aylık satış isteme süresinin bu tarihten itibaren başladığı, İİK madde 99; “Alacaklı tarafından süresinde açılan dava sonuçlanıncaya kadar, haczedilen malın satışı yapılamaz.” hükmü düzenlenmiş ise de İİK madde 106 ve 110 hükümlerinde istihkak davası açılmasının satış isteme süresini durdurmayacağı, İİK madde 99 uyarınca istihkak davası açılması ile yalnızca satışın yapılamayacağı, ancak satış isteme süresince satış talep edilmesinin gerektiği, ancak dosyanın incelenmesinde alacaklı tarafından süresinde yapılmış bir satış talebinin bulunmadığı gerekçesi ile şikayetin kabulüne, İstanbul Anadolu 2. İcra Dairesi 2015/18685 Esas sayılı dosyasında 03.02.2021 tarihli müdürlük işleminin kaldırılmasına ve süresinde satış talep edilmeyen hacizli mal üzerindeki haczin kaldırılmasına karar verilmiştir. Dairemizin 10.06.2021 tarihli eksiklik talebi ile anılan kararın kesinleşip kesinleşmediğinin bildirilmesi istenmiş, Mahkemece taraflara çıkartılan e tebliğ mazbata suretleri eklenerek talep olmadığından kesinleştirme yapılamadığı bildirilmiş ise de, UYAP sistemine göre anılan kararın 02.06.2021 tarihinde kesinleştiği görülmüştür. Bu durumda, kesinleşen mahkeme kararı ile davaya konu haczin kaldırılmasına karar verildiğinden, istihkak davasının konusuz kaldığının kabulü gerekir. Davanın konusuz kalması nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi 6100 sayılı HMK’nin 331. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, davanın açıldığı tarihteki tarafların haklılık durumuna göre yargılama giderlerinin takdiri gerektiğinden bahisle kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Davalı üçüncü kişi vekilinin temyiz isteminin kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK’nin 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK’nın 371. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, bozma nedenine göre davalı borçlunun temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 3.050,00 TL avukatlık ücretinin davacı alacaklıdan alınarak Yargıtay duruşmasında avukat marifetiyle temsil olunan davalı üçüncü kişiye verilmesine, dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edenlere ayrı ayrı iadesine, 28.06.2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.