Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2020/549 E. 2021/4964 K. 10.06.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/549
KARAR NO : 2021/4964
KARAR TARİHİ : 10.06.2021

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 8. Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonucunda Yerel Mahkemece davanın kısmen kabulüne (davacı Aslı için 52.918,19 TL, davacı … … için 52.918,19 TL, davacı … için 35.278,79 TL) dair kararın taraf vekillerince yapılan istinaf başvurusu üzerine, davacılar vekilinin istinaf talebinin HMK’nin 353/(1)-b.1 maddesi gereğince esastan reddine; davalılar vekilinin istinaf talebinin kabulü ile İstanbul Anadolu 8. Asliye Hukuk Mahkemesinin 21.09.2017 tarihli ve 2011/100 Esas, 2017/213 Karar sayılı kararının HMK’nin 353/(1)-b.2. maddesi gereği kaldırılarak davanın reddine karar verilmiş olup, hüküm davacılar vekili tarafından temyiz edilmiş, Dairemizce Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiş, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2.Hukuk Dairesince davacılar vekilinin İstanbul Anadolu 8. Asliye Hukuk Mahkemesinin 21.09.2017 tarihli ve 2011/100 Esas, 2017/213 Karar sayılı ilamına yönelen istinaf başvurusunun HMK’nin 353/(1)-b.1. maddesi gereği esastan reddine; davalılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile; İstanbul Anadolu 8. Asliye Hukuk Mahkemesinin 21.09.2017 tarihli ve 2011/100 Esas, 2017/213 Karar sayılı kararının HMK’nin 353/(1)-b.2. maddesi gereği kaldırılmasına, davanın kısmen kabulü ile; 12.05.2008 (davacılar murisi ölüm tarihi) – 01.09.2008 tarihleri arası için toplam 59.269,42 TL ecrimisilin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalılardan müteselsilen tahsili ile mirasçılık payları oranında davacılara verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiş; hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir. Dosya incelendi, gereği düşünüldü.

KARAR

Davacılar vekili, müvekkillerinin murisi … …’nın 12.05.2008 tarihinde öldüğünü, dava konusu 2443 ada 13 parsel sayılı taşınmazda bulunan işyeri niteliğindeki binanın 4/10 payı ile; 1016 ada 293 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan binanın 4/10 pay maliki olduğunu, murisin 12.05.2008 tarihinde ölümü ile taşınmazların davacılara intikal ettiğini, davalıların müvekkillerinin paylarını kullanmalarına engel olup bir kısmını bizzat kullandıkları gibi büyük bir kısmını da üçüncü kişilere kiraya verdiklerini ileri sürerek 01.012003 tarihiyle 31.12.2007 tarihleri arasında 10.000,00 TL, 01.01.2008 ile 01.09.2008 tarihleri arasında 192.000,00 TL, 02.09.2008 ile 31.12.2009 (ki bu kısımla ilgili talep atiye terk edilmiştir) tarihleri arası 10.000,00 TL ecrimisilin, fazlaya dair hakları saklı kalmak üzere faizleriyle birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalılar vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece davanın kısmen kabulüne (davacı Aslı için 52.918,19 TL, davacı … … için 52.918,19 TL, davacı … için 35.278,79 TL) dair kararın taraf vekillerince yapılan istinaf başvurusu üzerine, davacılar vekilinin istinaf talebinin HMK’nin 353/(1)-b.1 maddesi gereğince esastan reddine; davalılar vekilinin istinaf talebinin kabulü ile İstanbul Anadolu 8. Asliye Hukuk Mahkemesinin 21.09.2017 tarihli ve 2011/100 Esas, 2017/213 Karar sayılı kararının HMK’nin 353/(1)-b.2 maddesi gereği kaldırılarak davanın reddine karar verilmiş olup, hüküm davacılar vekili tarafından temyiz edilmiş, Dairemizce Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiş, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2.Hukuk Dairesince davacılar vekilinin İstanbul Anadolu 8. Asliye Hukuk Mahkemesinin 21.09.2017 tarihli ve 2011/100 Esas, 2017/213 Karar sayılı ilamına yönelen istinaf başvurusunun HMK’nin 353/(1)-b.1. maddesi gereği esastan reddine; davalılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile; İstanbul Anadolu 8. Asliye Hukuk Mahkemesinin 21.09.2017 tarihli ve 2011/100 Esas, 2017/213 Karar sayılı kararının HMK’nin 353/(1)-b.2. maddesi gereği kaldırılmasına, davanın kısmen kabulü ile; 12.05.2008 (davacılar murisi ölüm tarihi) -01.09.2008 tarihleri arası için toplam 59.269,42 TL ecrimisilin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalılardan müteselsilen tahsili ile mirasçılık payları oranında davacılara verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiş; hüküm, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
Dava, paydaşlar arası ecrimisil istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesinin davanın kısmen kabulüne ilişkin kararına karşı taraf vekillerinin istinaf başvurusu sonunda İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme neticesinde, davacılar vekilinin istinaf talebi HMK’nin 353/(1)-b.1 maddesi gereğince esastan reddedilirken, davalılar vekilinin istinaf talebi ise kabul edilmiş ve İstanbul Anadolu 8. Asliye Hukuk Mahkemesinin 21.09.2017 tarihli ve 2011/100 Esas, 2017/213 Karar sayılı kararı HMK’nin 353/(1)-b.2 maddesi gereğince kaldırılmış, davanın reddine ilişkin yeniden hüküm kurulmuş, bu hüküm davacılar vekili tarafından temyiz edilmiş ve yapılan inceleme neticesinde Dairenin 16.05.2019 tarihli ve 2018/11249 Esas, 2019/5200 Karar sayılı ilamı ile davanın ecrimisil talebine yönelik olduğu, bu talep doğrultusunda inceleme ve araştırma yapılması gerektiği açıklanarak hüküm bozulmuş, bozmaya uyularak yapılan duruşmalı inceleme neticesinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesinin 28.11.2019 tarihli ve 2019/1501 Esas, 2019/1648 Karar sayılı ilamı ile, davacılar vekilinin İstanbul Anadolu 8. Asliye Hukuk Mahkemesinin 21.09.2017 tarihli ve 2011/100 Esas, 2017/213 Karar sayılı ilamına yönelen istinaf başvurusunun HMK’nin 353/(1)-b.1 maddesi gereği esastan reddine, davalılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile, İstanbul Anadolu 8. Asliye Hukuk Mahkemesinin 21.09.2017 tarihli ve 2011/100 Esas, 2017/213 Karar sayılı kararının HMK’nin 353/(1)-b.2 maddesi gereği kaldırılmasına, davanın kısmen kabulü ile, 12.05.2008 – 01.09.2008 tarihleri arası için toplam 59.269,42 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalılardan müteselsilen tahsili ile mirasçılık payları oranında davacılara verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine şeklinde hüküm kurulmuş, bu ikinci hüküm de taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda yer alan istinaf ve temyize dair hükümler gereğince; İlk Derece Mahkemesinin dava hakkındaki kararı istinaf incelemesi ile ortadan kaldırılıp Bölge Adliye Mahkemesince esas hakkında yeniden karar verildiği hallerde, söz konusu bu yeni kararın Yargıtay incelemesinden geçerek bozulduğu ve bozmaya Bölge Adliye Mahkemesince uyulmasına karar verildiği takdirde, ortada artık incelenecek bir İlk Derece mahkemesi kararı kalmadığından, bozmanın gerekleri doğrultusunda işlem yapılıp sonucunda davanın esası hakkında yeniden hüküm tesis edilmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Somut olayda, İlk Derece Mahkemesince verilen kararın, istinaf başvurusu sonunda Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kısmen kabulüne ve HMK’nin 353. maddesi hükmü doğrultusunda İlk Derece Mahkemesinin kararı kaldırılarak yeniden esasa ilişkin hüküm tesis edildiğine, ortada artık İlk Derece Mahkemesi kararı kalmadığına, temyiz üzerine incelenen karar Bölge Adliye Mahkemesi kararı olduğuna, yapılan inceleme neticesinde de Daire tarafından yukarıda açıklanan gerekçeyle Bölge Adliye Mahkemesi kararı HMK’nin 371. maddesi uyarınca bozulduğuna göre, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından HMK’nin 373/3. fıkrası doğrultusunda bozma ilamına uyulduktan sonra bozmaya uygun şekilde inceleme ve araştırma neticesinde davanın esası hakkında yeniden hüküm tesis edilmesi gerekirken, yazılı şekilde İlk Derece Mahkemesi kararına atıfla davacılar vekilinin İstanbul Anadolu 8. Asliye Hukuk Mahkemesinin 21.09.2017 tarihli ve 2011/100 Esas, 2017/213 Karar sayılı ilamına yönelen istinaf başvurusunun HMK’nin 353/(1)-b.1 maddesi gereği esastan reddine, davalılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile, İstanbul Anadolu 8. Asliye Hukuk Mahkemesinin 21.09.2017 tarihli ve 2011/100 Esas, 2017/213 Karar sayılı kararının HMK’nin 353/(1)-b.2 maddesi gereği kaldırılmasına, davanın kısmen kabulü ile, 12.05.2008 – 01.09.2008 tarihleri arası için toplam 59.269,42 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalılardan müteselsilen tahsili ile mirasçılık payları oranında davacılara verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine şeklinde hüküm kurulması doğru olmamış, hükmün öncelikle bu sebeple usulden bozulması gerekmiştir.
Kabule göre de, hükmün esası ile ilgili incelemeye gelince;
Dosya içeriği ve toplanan delillerden, dava konusu 293 parsel sayılı, arsa nitelikli, fiilen üzerinde bodrum kat, zemin kat artı 7 kat olan taşınmazda, 12.05.2008 tarihinde ölen davacılar murisi … …’nın (4/10 oranında), davalılar … ile paydaş olduğu; yine dava konusu olan 13 parsel sayılı, kat mülkiyeti kurulu, iki bodrum kat, zemin kat, asma kat ve iki normal katlı, 7 bağımsız bölümlü taşınmazda, 12.05.2008 tarihinde ölen davacılar murisi … …’nın (4/10 oranında), davalılar … ile paydaş olduğu , mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olduğu, bölge adliye mahkemesince talebin sebepsiz zenginleşmeye dayalı alacak olduğu ve alacağın zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine ve davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüyle yerel mahkeme kararının kaldırılmasına ve davanın reddine karar verildiği, davacılar vekilinin temyizi üzerine dairemizce talebin ecrimisile yönelik olduğu ve işin esasının incelenmesi gerektiği gerekçesiyle bozulduğu, bölge adliye mahkemesince bozmaya uyulmakla eldeki kararın verildiği, bölge adliye mahkemesince davacıların murisin ölüm tarihi itibarı ile mirasta hak sahibi olacağı, taşınmazlardaki mülkiyet ve tasarruf haklarının murisin ölüm tarihinde edinildiği, bu tarihten öncesi için mülkiyet ve tasarruf hakları bulunmayan taşınmaz için ecrimisil talep hakları da bulunmadığı, davacıların 12.05.2008-01.09.2008 tarihleri için ecrimisil talep edebilecekleri, murisin ölüm tarihinden öncesini kapsayacak şekilde ecrimisile hükmedilemeyeceği yönünde karar verildiği; davacılarca murisin ölüm tarihinden sonra 11.08.2008 tarihinde davalılara ve bir kısım kiracılara noter vasıtasıyla ihtarname gönderildiği ve muhatapların kiracısı olduğu mecurların mirasçı olan davacılara kaldığının, kira bedellerinin murisin ölüm tarihinden sonra davacıların ilgili hesap numaralarına yatırılmasının kiracılara bildirilmesinin, kira sözleşmelerinin ve kiracıların telefon numaralarının, ödenen kira bedellerinin bildirilmesinin istendiği sabittir.
Hemen belirtilmelidir ki, dava konu taşınmazda taraflar paydaştırlar. Paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan her zaman payına vaki elatmanın önlenilmesini ve/veya ecrimisil istiyebilir. Elbirliği mülkiyetinde de paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine ecrimisil davası açabilir.
Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı ecrimisil davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay içtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu, kesin sonuç getiren taksim veya ortaklığın satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.
Kural olarak, men edilmedikçe paydaşlar birbirlerinden ecrimisil isteyemezler. İntifadan men koşulunun gerçekleşmesi de, ecrimisil istenen süreden önce davacı paydaşın davaya konu taşınmazdan ya da gelirinden yararlanmak isteğinin davalı paydaşa bildirilmiş olmasına bağlıdır. Ancak, bu kuralın yerleşik yargısal uygulamalarla ortaya çıkmış bir takım istisnaları vardır. Bunlar; davaya konu taşınmazın kamu malı olması, ecrimisil istenen taşınmazın (bağ, bahçe gibi) doğal ürün veren yada (işyeri, konut gibi) kiraya verilerek hukuksal semere elde edilen yerlerden olması, paylı taşınmazı işgal eden paydaşın bu yerin tamamında hak iddiası ve diğerlerinin paydaşlığını inkar etmesi, paydaşlar arasında yapılan kullanım anlaşması sonucu her paydaşın yararlanacağı ortak taşınmaz veya bölümlerinin belirli bulunması, davacı tarafından diğer paydaşlar aleyhine daha önce bu taşınmaza ilişkin, elatmanın önlenmesi, ortaklığın giderilmesi, ecrimisil ve benzeri davalar açılması veya icra takibi yapılmış olması halleridir. Bundan ayrı, taşınmazın getirdiği ürün itibariyle de, kendiliğinden oluşan ürünler; biçilen ot, toplanan fındık, çay yahut muris tarafından kurulan işletmenin yahut, başlı başına gelir getiren işletmelerin işgali halinde intifadan men koşulunun oluşmasına gerek bulunmamaktadır.
Yine paydaşlar arasında yapılan kullanım anlaşması sonucu her paydaşın yararlanacağı ortak taşınmaz veya bölümlerinin belli bulunması durumunda, davacı paydaş tarafından davalı paydaş aleyhine bu taşınmaza ilişkin elatmanın önlenmesi, ortaklığın giderilmesi, ecrimisil ve benzeri dava açılması hallerinde yine intifadan men koşulu aranmaz.
Bu nedenle, davaya konu taşınmazlar yönünden sayılan istisnalar dışında intifadan men koşulunun gerçekleşmesi aranacak ve intifadan men koşulunun gerçekleştiği iddiası, her türlü delille kanıtlanabilecektir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 27.02.2002 tarihli ve 2002/3-131 E, 2002/114 K sayılı ilamı)
Somut olayda, davacılarla davalılar arasında mirasçılık ilişkisi bulunmadığı, davalıların davacılar murisi … …’nın mirasçıları olmadığı, külli halefiyet ilkesi gereğince davacıların, murislerinin hayatta olduğu döneme ilişkin koşullarının bulunması halinde ecrimisil talep edebilecekleri sabittir. Yine davacılarca gerek davalılar gerekse bir kısım kiracılara yönelik olarak keşide edilen ihtarnamelere ve tanık beyanlarına göre kira ilişkilerinden haberdar olduklarının kabulü gerekmektedir .
Hal böyle olunca, mahkemece yapılan araştırma ve incelemenin yeterli olduğunu söyleyebilme olanağı bulunmamaktadır. Dava konusu taşınmazların tek tek tespitlerinin yapılıp, hangi taşınmazı kimin kullandığının, kullanıyorsa hangi sıfatla ve ne şekilde kullandığının tespit edilip, kira ilişkisi söz konusuysa davacıların bu kira ilişkisini bilip bilmediğinin gerek tanık beyanları gerekse ihtarnameler vasıtasıyla, kira ilişkisiyle ilgili bilgileri ve muvafakatları olup olmadığının ortaya koyulması ve oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesis edilmiş olması doğru değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle taraf vekillerinin yazılı temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulüyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK’nin 371. maddesi uyarınca bu sebepten dolayı BOZULMASINA, HMK’nin 373/2. maddesi gereğince dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin harcın istek halinde temyiz edenlere ayrı ayrı iadesine, 10.06.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.