Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2020/711 E. 2021/4902 K. 09.06.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/711
KARAR NO : 2021/4902
KARAR TARİHİ : 09.06.2021

MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
MAHKEMESİ : Osmaniye 1. Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Osmaniye 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 07.05.2019 tarihli ve 2015/547 Esas, 2019/248 Karar sayılı kararıyla davanın kabulüne karar verilmiş, Mahkeme hükmüne karşı davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Adana Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine şeklinde hüküm kurulmuş olup, bu kez davalı vekilinin Bölge Adliye Mahkemesi kararını temyizi üzerine Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü:

K A R A R

Davacılar vekili; davalının, vekil edenleri adına kayıtlı taşınmazda kayıttan kaynaklı hiçbir hakkı olmamasına rağmen işgalini sonlandırmadığını bildirerek, elatmanın önlenmesi ve ecrimisile karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili; vekil edeninin dava konusu edilen daireyi, davacıların murisinin rızası ile yaptığını bildirerek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece davalının 47 nolu parsele vaki müdahalesinin men’ine ve taleple bağlı kalınarak 5.000,00 TL ecrimisilin kabulüne karar verilmiş, davalı vekilinin istinaf yoluna başvurması üzerine; Adana Bölge Adliye Mahkemesi 1.Hukuk Dairesince başvurunun esastan reddine karar verilmiş, davalı vekili tarafından Bölge Adliye Mahkemesi kararı temyiz edilmiştir.
Dava; elatmanın önlenmesi ve ecrimisil istemlerine ilişkindir.
1. Davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, yapılan yargılama ve uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararında yazılı gerekçelere, hukuki ilişkinin nitelendirmesine göre, yerinde görülmemiştir.
2. Davalı vekilinin çekişme konusu dairenin vekil edeni tarafından yapıldığına dair temyiz itirazlarına gelince;
Gerek öğretide ve gerekse yargısal uygulamalarda ifade edildiği üzere ecrimisil, diğer bir deyişle haksız işgal tazminatı, zilyet olmayan hak sahibinin, hak sahibi olmayan kötüniyetli zilyetten isteyebileceği bir tazminat olup, 08.03.1950 tarihli ve 22/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında; fuzuli işgalin tarafların karşılıklı birbirine uygun iradeleri ile kurduğu kira sözleşmesine benzetilemeyeceği, niteliği itibarı ile haksız bir eylem sayılması gerektiği, haksız işgal nedeniyle oluşan zararın tazmin edilmesi gerekeceği vurgulanmıştır. Ecrimisil, haksız işgal nedeniyle tazminat olarak nitelendirilen özel bir zarar giderim biçimi olması nedeniyle, en azı kira geliri karşılığı zarardır. Bu nedenle, haksız işgalden doğan normal kullanma sonucu eskime şeklinde oluşan ve kullanmadan kaynaklanan olumlu zarar ile malik ya da zilyedin yoksun kaldığı fayda (olumsuz zarar) ecrimisilin kapsamını belirler .
Hemen belirtelim ki, ecrimisil hesabı uzmanlık gerektiren bir husus olup, taşınmazın niteliğine uygun bilirkişi marifetiyle keşif ve inceleme yapılarak ve taleple bağlı kalınarak haksız işgal tazminatı miktarı belirlenmelidir. Alınan bilirkişi raporu, somut bilgi ve belgeye dayanmalı, tarafların ve hakimin denetimine açık değerlendirmenin gerekçelerinin bilimsel verilere ve 6100 sayılı HMK’nin 266. vd. maddelerine uygun olmalıdır.
Eğer, özellikle arsa ve binalarda kira esasına göre talep varsa, taraflardan emsal kira sözleşmeleri istenmeli, gerekirse benzer nitelikli yerlerin işgal tarihindeki kira bedelleri araştırılıp, varsa emsal kira sözleşmeleri de getirtilmeli, dava konusu taşınmaz ile emsalin somut karşılaştırması yapılmalı, üstün veya eksik tarafları belirlenmelidir.
İlke olarak, kira geliri üzerinden ecrimisil belirlenmesinde, taşınmazın dava konusu ilk dönemde mevcut haliyle serbest şartlarda getirebileceği kira parası, emsal kira sözleşmeleri ile karşılaştırılarak, taşınmazın büyüklüğü, niteliği ve çevre özellikleri de nazara alınarak yöredeki rayiçe göre belirlenir. Sonraki dönemler için ecrimisil değeri ise ilk dönem için belirlenen miktara ÜFE artış oranının tamamının yansıtılması suretiyle bulunacak miktardan az olmamak üzere takdir edilir.
Açıklanan ilke kapsamında tüm dosya incelendiğinde; yargılama esnasında dinlenen davalı tanıklarının anlatımlarının, davacıların murisinin kayınvalidesi olan davalıya binanın üst katına daire yapıp oturması için rıza gösterdiği ve davalının da bu rıza sonucunda taşınmazı kullandığı yönünde olduğu, ancak dosya içerisindeki 07.12.2016 havale tarihli bilirkişi raporunda ecrimisil hesabının davalının kendisinin yapmış olduğu daire üzerinden yapıldığı, hesap yapılırken de az yukarda açıklanan ilkelere aykırı olarak dava tarihindeki kira bedeli belirlendikten sonra geriye doğru ÜFE uygulanarak geçmiş yıllara ait kira bedellerine ulaşıldığı görülmüş; Mahkemece yapılması gereken, çekişme konusu daireyi davalının yaptığı gözetilmek ve Dairemiz ilkelerine uygun şekilde yeniden arsa üzerinden hesap yapılması için bilirkişi raporu almak suretiyle hüküm tesisi iken; yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu şekilde sonuca gidilmesi doğru görülmemiş, açıklanan sebeplerle hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulüyle HMK’nin 371. maddesi gereğince Bölge Adliye Mahkemesi kararının KALDIRILMASINA ve İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının (1) nolu bentte açıklanan sebeplerle reddine, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, karardan bir suretin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 09.06.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.