Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2020/832 E. 2020/7315 K. 17.11.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/832
KARAR NO : 2020/7315
KARAR TARİHİ : 17.11.2020

MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : İstihkak

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup, hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtayca incelenmesi müdahil vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 27.10.2020 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden müdahil vekili Av. … ve karşı taraftan davacı üçüncü kişi vekili Av. … geldiler. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek; dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR

Davacı üçüncü kişi vekili, İstanbul 3. İflas Dairesinin 2008/2 sayılı dosyasında davacı üçüncü kişi şirketin iş yerinde fiilen tespiti yapılan menkullerin iflas masasına kaydının yapıldığını, söz konusu menkullerin üçüncü kişi şirkete ait olup borçlu ile ilgisinin bulunmadığını belirterek istihkak iddiasının kabulü ile haczin kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir.
Davalı müflis borçlu adına iflas idaresi, iflas masasına kaydı yapılan mahcuzların bir kısmı ile ilgili açılan istihkak davalarında takip borçlusunun iflasına karar verildiği için, karar verilmesine yer olmadığına, bir kısmı açısından ise davalı alacaklının kabul beyanı doğrultusunda davanın kabulüne karar verildiğini, müdahale talebinin yerinde olmadığını savunmuştur.
Müdahil vekili, davacı üçüncü kişi ve borçlu şirketler arasında organik bağ bulunduğunu, şirketlerin unvanları benzer olup aynı alanda faaliyet gösterdiklerini, müflis borçlunun ticari faaliyetini davacı şirket üzerinden yürüttüğünü, alacaklıdan mal kaçırmak için danışıklı işlemler yapıldığını belirterek, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.

Mahkemece yapılan ilk yargılama sonucunda, davanın reddine ilişkin verilen karar, davacı üçüncü kişi vekili tarafından temyiz edilmiş, Dairemizin 19.02.2015 tarihli ve 2014/3916 Esas, 2015/ 4633 Karar sayılı ilamı ile; borçlu ile üçüncü kişi arasında organik bağ bulunduğu yönünde sunulan delillerin getirtilerek, ticaret sicil kayıtları ile karşılaştırılması, bundan sonra organik bağ, muvazaa konularının değerlendirilmesi, alacaklılardan mal kaçırmak için danışıklı hareket edilmediği sonucuna varılırsa, bu kez davacının sunduğu delillerin mahcuzlara uygunluğunun keşif ve bilirkişi incelemesi ile araştırılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiğinden bahisle kararın bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece, bozma ilamına uyularak alınan bilirkişi raporları doğrultusunda borçlu şirket ile davacı şirket arasında organik bağ bulunduğunu gösteren somut kanıtlar bulunmadığı, haczedilen malların bir kısmının davacıya ait olduğu gerekçesi ile bir kısım mahcuz yönünden davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karar müdahil vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, üçüncü kişinin İİK’nın 228. maddesine dayalı iflastan doğan istihkak iddiasına ilişkindir.
Hemen belirtmek gerekir ki, hukukumuzda davaya müdahale (katılma) iki türlü olup; bunlar fer‘i müdahale ve asli müdahale olarak adlandırılmaktadır. Asli müdahale 6100 sayılı HMK’nin 65. maddesinde düzenlenmiş, olup, buna göre yargılamanın konusu üzerinde hak iddia eden üçüncü kişinin, yargılamanın taraflarına karşı aynı mahkemede dava açabileceği belirtilmiştir. Aynı Kanun’un 66. maddesinde ise feri müdahale düzenlenmiş olup, buna göre; fer’i müdahalede bulunan; hukuki yararı olduğu gerekçesiyle görülmekte olan davaya ancak, taraflardan birinin yanında ve onun yardımcısı olarak katılır. Bu nedenle, fer’i müdahale; bir davanın yanında bulunmak istediği taraf aleyhine sonuçlanmasının, hukuksal durumu dolaylı şekilde etkilenecek olan üçüncü kişinin başvuracağı bir yol olup, genellikle amaç, açılmış davanın yanında katıldığı taraf yararına sonuçlanmasını sağlamaktır. Müdahale talebinin kabulü halinde ise fer’i müdahil, lehine katıldığı tarafla birlikte hareket ederek davayı ancak bulunduğu noktadan itibaren takip eder. Hüküm, lehine müdahale edilen taraf hakkında verilir. Müdahil hakkında karar verilemez. Müdahil hükmü ancak, lehine katıldığı tarafla birlikte temyiz edebilir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 12.09.2012 tarihli ve E:2012/1-330, K:2012/558 sayılı ilamı)
Somut olayda, müdahil vekili 16.9.2009 tarihli dilekçesi ile, davacı üçüncü kişi ve borçlu şirketler arasında organik bağ bulunduğunu belirterek, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini beyan etmiştir. Yargılama aşamasında ise, müdahil vekili müvekkilinin müflisten olan alacağının masaya kaydediliğini, müdahil olmasında menfaati bulunduğunu, davanın reddinin masanın aktifini çoğalacağından hem masanın hem de alacaklının menfaatine olacağını iflas idaresi yanında feri müdahil olmalarında sıkıntı olmadığını beyan etmiş, temyiz dilekçesinde de, fer-i müdahil sıfatı ile davaya iştirak ettiklerini dile getirmiştir. Bu durumda, müdahale talebinin, borçlu müflis idaresi yanında, feri müdahale talebi niteliğinde olduğu anlaşılmış, borçlu müflis adına iflas İdaresi tarafından hüküm temyiz edilmediğinden, fer’i müdahilin temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle fer’i müdahil vekilinin temyiz dilekçesinin REDDİNE, taraflarca İİK’nin 366/3. maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 17.11.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.