Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2021/10806 E. 2023/933 K. 23.02.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/10806
KARAR NO : 2023/933
KARAR TARİHİ : 23.02.2023

MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2019/877 E., 2019/830 K.
KARAR : İstinaf başvurusunun esastan reddine
İLK DERECE MAHKEMESİ : Mersin Kadastro Mahkemesi
SAYISI : 2017/43 E., 2018/149 K.

Taraflar arasındaki kadastro tespitine itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince, davanın kısmen kabul kısmen reddine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesi kararınn davacı Hazine vekili ve davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacı Hazine vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve esas hakkında yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA
1. Kadastro sırasında, Mersin ili …. ilçesi … Köyü çalışma alanında bulunan … Mevkii 2857 parsel sayılı 3000,22 m2 yüzölçümündeki taşınmaz, tarla vasfıyla; aynı yer 2861 parsel sayılı 2288,37 m2 yüzölçümündeki taşınmaz ise, zeytinlik ve tarla vasfıyla, 30.01.20017 tarihinde … adına tespit edilmiştir.

2. Davacı Hazine vekili dava dilekçesinde; Mersin ili … ilçesi … Köyü 2857 ve 2861 parsel taşınmazların 12.06.2017 tarihinde yapılarak askı ilana çıkarılan kadastro çalışmalarında davalı adına tespit edildiğini, taşınmazların ham toprak vasfında olduğunu ve kullanıcısının bulunmadığını, zilyetllikle kazanma koşullarının da oluşmadığını belirterek, davalı adına olan tespitlerin iptali ile taşınmazların Hazine adına tescilini talep etmiştir.

II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; 1978 yılında yapılan kadastro çalışmaları esnasında orman sınırları belirlenmediğinden ormana yakın yerlerin tespit harici bırakıldığını , dava konusu taşınmazın daha sonra yapılan ve kesinleşen orman sınırları dışında kaldığını, taşınmazın davalı ve babası tarafından eklemeli olarak fiilen 70 yıldır kullanıldığını, taşınmaz üzerindeki ağaçların da davalı tarafça dikildiğini belirterek, davanın reddini savunmuştur.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, dava konusu 2861 parsel yönünden, keşifte dinlenen mahalli bilirkişiler ve davalının beyanlarına göre, davalının dava konusu taşınmaz üzerinde eklemeli zilliyetlikle birlikte 60 yıldan fazla tarımsal faaliyet sürdürülerek ellerinde tuttuklarının anlaşıldığı, ziraat bilirkişi raporuyla; dava konusu taşınmazda dava tarihi itibarıyla 30 yıldır tarım yapıldığı ve taşınmaz üzerinde bulunan 9 adet zeytin ağacnın 60 yaşında bulunduğu, davaya konu taşınmazda, 1993 tarihli hava fotoğraflarında tarımsal faaliyetin sürdürüldüğünü karine olarak 9 adet zeytin olduğunun, dava konusu taşınmazın tespit tarihinin 2017 yılı olduğu, bu durum karşısında dava konusu taşınmaz imar ihyanın 1993 yılında tamamlanmış olduğu, dava konusu taşınmazda tespit tarihinden geriye doğru 20 yıl önce imar ihyasının tamamlandığı, orman veya orman içi açıklık olmadığı, kanunda belirtilen sulu/kuru toprakta sınırını aşmadığı, zilyetlik ve imar-ihya koşuluyla edinim şartlarının davalı lehine oluştuğu, dava konusu 2857 parsel sayılı taşınmaza gelince, davaya konu taşınmazın 1954, 1993, 2009, 2010, 2011 ve 2014 tarihli hava fotoğraflarında kayalık-makilik olarak göründüğü, ziraat bilirkişi raporu ve 2014 yılı hava fotoğrafı birlikte değerlendirildiğinde dava konusu taşınmazın imar-ihyasının 2014 yılından sonra tamamlandığı, böylece 20 yıllık, fasılasız ve aralıksız zilliyetlik süresinin dolmadığı, davanın kabulü gerektiği, taşınmaz üzerinde bulunun kiraz ağaçlarının ise 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun (3402 sayılı Kanun) 19 uncu maddesindeki muhdesat koşullarını sağladığı gerekçesiyle davanın kısmen kabul kısmen reddine, dava konusu Mersin ili, … ilçesi, … Mahallesi, 2857 parsel sayılı taşınmazın kiraz bahçesi vasfı ile Hazine adına tapuya kayıt ve tesciline, dava konusu Mersin ili … ilçesi … Mahallesi, 2857 parsel sayılı taşınmazın kütüğünün beyanlar hanesine “Fen bilirkişiler …’nün 19.03.2018 havale tarihli raporunun gösterilen taşınmazın tamamında üzerinde bulunan kapama kiraz bahçesinin … oğlu …’e aittir.” şeklinde şerh düşülmesine, dava konusu Mersin ili, … ilçesi, … Mahallesi, 2861 parsel sayılı taşınmazın tespit gibi tapuya kayıt ve tesciline karar verildikten sonra, 21.05.2018 tarihli tashih şerhi ile 2 nolu bentteki “kiraz” ibaresinin yerine “erik” kelimesinin yazılmasına karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve numarası belirtilen kararına karşı, davacı Hazine vekili ve davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri
1. Davacı Hazine vekili istinaf dilekçesinde özetle; taşınmazın zilyetlikle kazanma şartlarını taşımadığını, bilirkişi raporlarının doğru olmadığını, taşınmaz üzerinde tarımsal faaliyet olmadığını uzun yıllar önce kullanımın terk edildiğini, çevre taşınmazların da Hazine adına tespitlerinin yapıldığını belirterek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.

2. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; keşif esnasındaki mahalli bilirkişi beyanlarında yanlışlık yapıldığını, 2857 parsel için söylenenlerin 2561 parsel beyanlarıymış gibi yazıldığını, taşınmazın muris tarafından zeytinlik olarak kullanıldığını, bunların sökülerek daha sonra 2857 parsele erik dikildiğini, taşınmazın sulu arazi olarak nitelendirilmesinin de doğru olmadığını, raporda çalılık olarak nitelendirilen ağaçların zeytin ağaçları olduğunu, taşınmazın imar ihya gerektirmeyen doğal tarım arazisi olduğunu, zilyetlikle kazanma koşullarının bulunduğunu belirterek, bu sebeplerle ve resen dikkate alınacak nedenlerle 2857 parsel yönünden verilen kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, dava konu taşınmazlar hakkında herhangi bir tapu kaydı ve tahsis işlemi bulunmadığı, davalı tarafça da bu yönde herhangi bir iddiada bulunulmadığı, mahallinde yapılan keşif alınan bilirkişi raporlarında dava konusu taşınmazlardan 2857 parsel sayılı taşınmazın doğal eğiminin %20 olduğu, taşınmazın orman kadastro sınırı dışında bırakıldığı, en eski tarihli memleket haritasında yeşile boyalı alanda kaldığı üzerinde maki formasyonuna ait bitki örtüsünün bulunduğunun, dava konusu 2861 parsel sayılı taşınmazın ise alınan raporlarda doğal eğiminin %29 olduğu, yüzeyinin %50-60 taşlı olduğu en eski tarihli memleket haritasında yeşile boyalı alanda kaldığı üzerinde maki formasyonuna ait bitki örtüsünün bulunduğunun tespit edildiği, 6831 sayılı Orman Kanunu’nun (6831 sayılı Kanun) 23.09.1983 tarihli ve 2896 sayılı Kanun ile değişik 1/ı maddesinde “sahipli arazideki aşılı ve aşısız zeytinliklerle, Özel Kanunu (…1939 tarih 3573 sayılı Kanun) gereğince Devlet Ormanlarından tefrik edilmiş ve imar, ıslah ve temlik şartları yerine getirilmiş bulunan yabani zeytinlikler ile 09.07.1956 gün ve 6777 sayılı Kanunla tasrih edilen yabani veya aşılanmış fıstıklık, sakızlık ve harnupluklar orman sayılmaz” hükmü bulunduğu, davalı adına yapılan tespitin ve davalının yargılama sırasında 3573 sayılı Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Kanunu’nun (3573 sayılı Kanun) 2 nci ve devamı maddeleri gereğince tahsis edilip imar ve ıslah işlemleri tamamlanarak yetkili makamlarca yapılan temlik işlemine ya da tapuya dayanmadığından taşınmaz üzerinde bulunan ve orman ağacı niteliğindeki delice ağaçlarının aşılanması halinde orman sayılan yerlerde 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun (3402 sayılı Kanun) 17 nci maddesinin uygulanmayacağı, %12’den fazla eğimli delicelerin muhafaza (koruma) makisi olduğu, muhafaza makilerinin 5653 sayılı Orman Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine ve Bu Kanuna Bazı Maddelerin Eklenmesine Dair Kanun’un (5653 sayılı Kanun) 1 nci maddesi ile değişik 3116 sayılı Kanunun 1/e maddesinin istisnasını teşkil ettiği, aynı maddenin son fıkrası gereğince Devlet Ormanı olarak kabulü gerekeceği, yine 08.09.1956 tarihinde yürürlüğe giren 6831 sayılı Kanun’un 1/J maddesi gereğince toprak muhafaza karakteri taşıyan funda ve makiliklerin orman sayılan yerlerden olduğu, bilimsel olarak, eğimin % 12’yi aştığı yerlerin toprak muhafaza karakteri taşıyacağı, bu nedenle orman sayılan yerlerden olduğunun kabulü ile davacının davasının kabulü gerektiği, orman olan taşınmazın üzerine herhangi bir beyan şerh yazılamayacağı gerekçesiyle davalı tarafın, Mersin Kadastro Mahkemesinin 28.03.2018 tarih, 2017/43 Esas, 2018/149 Karar sayılı kararına karşı yapmış olduğu istinaf kanun yolu başvuru isteğinin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 353/(1)-b.1 maddesi uyarınca esastan reddine, İstinaf yoluna başvuran davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Kanun’un 353/2 nci maddesi gereğince kabulüne, Mersin Kadastro Mahkemesinin 28.03.2018 tarih, 2017/43 Esas, 2018/149 Karar sayılı kararının kaldırılmasına, davanın kabulü ile; Mersin ili, … ilçesi, … Mahallesi … Mevki 2857 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespitinin iptali ile taşınmazın 3000,22 m2 yüzölçümle orman vasfı ile davacı … adına tespiti ile tapuya kayıt ve tesciline, Mersin ili … ilçesi … Mahallesi … Mevki 2861 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespitinin iptali ile taşınmazın 2288,37 m2 yüzölçümle orman vasfı ile davacı Hazine adına tespiti ile tapuya kayıt ve tesciline karar kesinleştiğinde kesinleşmiş gerekçeli karardan bir suretin Tapu Müdürlüğüne gönderilmesine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve numarası belirtilen kararı, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; dava konusu 2861 parsel yönünden, mahalli bilirkişi beyanlarının zilyetliği açık şekilde ispatladığını, ziraat bilirkişi raporunda taşınmazın imar ihya gerektirmeyen doğal tarla olduğunun belirtildiğini, taşınmazın orman sınırları dışında olduğunu, orman olup sonradan orman sınırları dışına çıkarılan yerlerden de olmadığını, taşınmazın 70 yıldır kullanıldığını taşınmaz içerisindeki ağaçların da davalı ve babası tarafından dikildiğini, 2857 parsel yönünden ise, istinaf dilekçesini aynen tekrarla, bu sebepler ve resen dikkate alınacak nedenlerle bölge adliye mahkemesinin kararının bozulmasını istemiştir.

C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, kadastro tespitine itiraza ilişkindir.

2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 361 inci maddesi, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 4721 sayılı Kanunu’nun 713 üncü maddesi, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14, 17 ve geçici 8 nci maddeleri, 6831 sayılı Kanun’un 1 inci ve devamı maddeleri,

3. Değerlendirme
1. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesi kararlarındaki gerekçelere, 6100 sayılı Kanun’un 369/1 inci maddesi de gözetilerek yapılan incelemede aynı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden biri de bulunmadığına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

2. 6831 sayılı Orman Kanunu’nun, orman sayılan yerleri düzenleyen, 1 inci maddesinin J bendinin “funda ve makilerle örtülü orman ve toprak muhafaza karakteri taşımayan yerlerin orman sayılmayacağı” yönündeki hükmünün karşı anlamından (mevhumu muhalifinden), funda ve makiliklerle örtülü orman ve toprak muhafaza karakteri taşıyan yerlerin orman sayılacağı anlaşılmakta olup, 20.11.2012 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Orman Kadastrosu ve 2/B Uygulama Yönetmeliğinin “Vasıf Tayinine Esas Olacak Tanımlar” başlıklı 14. maddesinin (m) bendinde maki ve funda türü ağaçların isimlerinin sayıldıktan sonra ve aynı maddenin (o) bendinde “orman ve orman toprak muhafaza karakteri, üzerindeki bitki formasyonu ile taşkınları, şiddetli yağış sonrası oluşan zararlı akışları, toprak erozyonu, toprağın strüktür ve tekstürünün bozulmasını önleyici, su verimini artırıcı etkisi bulunan ve eğimi yüzde on ikiden fazla olan yerlerdir” şeklinde tanımlanmıştır. Anılan yönetmeliğin “Devlet Ormanı Olarak Sınırlandırılacak Yerler” başlığını taşıyan 16/ı maddesinde “orman ve toprak muhafaza karakteri taşıyan funda ve makilik alanların Devlet Ormanı olarak sınırlandırılacağı”, aynı maddenin ikinci fıkrasında ise “orman rejimine girmiş olan bu gibi yerlerin komisyonlarca herhangi bir nedenle sınırlama dışı bırakılmış veya orman sayılmamış olmasının bu yerlerin orman olma vasfını ortadan kaldırmayacağı” ifade edilmiştir.
Öte yandan; 6831 sayılı Orman Kanunu’nun (6831 sayılı Kanun) 23 üncü maddesinde de, Ziraat Vekaletince, arazi kayması ve yağmurlarla yıkanması tehlikesine maruz olan yerlerdeki ormanlarla, meskün mahallerin havasını, şose ve demiryollarını, toz ve kum fırtınalarına karşı muhafaza eden ve nehir yataklarının dolmasının önüne geçen veya memleket müdafası için muhafazası zaruri görülen Devlet ormanları veya maki veya fundalarla örtülü yerlerin daimi olarak muhafaza ormanı olarak ayrılabileceği düzenlenmiştir.
Tüm bu düzenlemelere göre, makilik, fundalık, çalılık, pırnallık ve benzeri bitki örtüsü ile kaplı alanların, orman sayılan yerlerden olduğunun kabul edilebilmesi için, taşınmazın eğiminin %12′ den fazla olmasının yanında, orman ve orman toprak muhafaza karakteri, üzerindeki bitki formasyonu ile taşkınları, şiddetli yağış sonrası oluşan zararlı akışları, toprak erozyonu, toprağın strüktür ve tekstürünün bozulmasını önleyici, su verimini artırıcı etkisi bulunan yerlerden olması da gerekmektedir. Uzman bilirkişilerce, yukarıda belirtilen bitki örtüleri ile kaplı % 12 den fazla eğime sahip yerlerin orman ve toprak muhafaza karakteri taşıyıp taşımadığına ilişkin rapor hazırlanırken raporun, bölgenin ve arazinin genel yapısı, iklim ve mevsim özelliği, toprağın cinsi, su ve rüzgar erozyonuna göre durumu, eğimin şiddeti, bitki örtüsünün türü, kök ve gövdesinin niteliği, toprağa tutunma özelliği, gerekirse laboratuarda yapılacak toprak analizi ile elde edilecek bilimsel veriler ve maddi bulgulara aykırı düşmeyen hüküm kurmaya yeterli, Yargıtay’ın, İlk Derece Mahkemesinin ve tarafların denetimine elverişli olmasına özen gösterilmelidir. Dava dosyasının somut özelliği ile irtibatlandırılmamış, kanun ve yönetmelikteki tabirlerin tekrarı şeklindeki genel ve soyut açıklamalarla, yüksek eğimli yerlerin orman ve toprak muhafaza karakterini doğrudan taşıdığı yönündeki raporlar hüküm kurmaya yeterli görülmemelidir.
Somut olaya gelince; dava konusu taşınmazların bulunduğu yerde 28.12.2017 tarihinde yapılan keşif sonrasında alınan orman bilirkişi raporunda; dava konusu 2857 ve 2861 parsel sayılı taşınmazların kesinleşmiş orman kadastrosu sınırları dışında, orman sayılmayan yerlerden oldukları, en eski tarihli memleket haritasında yeşile boyalı alan olarak gösterildikleri ve taşınmazlar üzerinde herhangi bir simgenin bulunmadığı, taşınmazlara yakın kısımların ise yeşile boyalı “ibreli ağaç” simgesi ile gösterildiği; 1954 yılı hava fotoğrafında, üzerilerinde maki formasyonuna ait bitki örtüsü bulunduğunun, ibreli ağaç bulunmadığının tespit edildiği; 1995 yılı memleket haritasında, taşınmazların açıklık olarak göründüğü; 1993 yılı hava fotoğrafında, 2857 parselin münferit makilik, taşlık – kayalık ve topraklı alan olarak, 2861 parselin ise topraklı alan, taşlık – kayalık alan olarak göründüğü, taşınmazın üzerinde yaşlı, yapraklı ağaçların bulunduğu, bunların zeytin ağaçları olduğu; 2857 parselin doğal eğiminin %20, 2861 parselin doğal eğiminin ise %29 olduğu, taşınmazların üzerinde maki formasyonuna ait bitki örtüsü bulunduğu, üzerilerinde asli orman ağacı bulunmadığı, üzerindeki bitki formasyonu ile taşkınlıkları şiddetli yağış sonrası oluşan zararlı akışları, toprak erozyonu, toprak strüktür ve tekstürünün bozulmasını önleyici, su verimini artırıcı etkisinin bulunmadığı, öncesinin orman ve toprak muhafaza karakteri taşımayan makilik olduğu, orman olmadığı tespit edilmiş; yine alınan ziraat bilirkişi raporunda da, dava konusu 2857 parselin kayalık sorunu olmadığı, taşınmaz üzerinde sayısı belirtilmeyen şekilde kapama 1 – 2 yaşlarında erik ağaçlarının bulunduğu, dışarıdan toprak taşınarak tarım arazisi olduğu, 1954 ve 1993 tarihlerinde imar – ihya gerektirmeyen doğal tarla olduğu, 2009 – 2010 – 2011 ve 2014 yılları uydu görüntülerinde ise taşınmazın üzerinde tarımsal faaliyet sürdürülmeyen dağınık vaziyette çalılık vasfında olduğu, zilyetliğe ara verildiği, 2015 yılında çalılıkların temizlenerek tarım yapılmaya başlandığı, 2016 yılında imar ihya edilerek tarım yapmaya elverişli hale getirildiği, keşif tarihi itibariyle üzerinde 2 yıldır tarım yapıldığı; dava konusu 2861 parselin ise, % 50 – 60 taşlık olduğu, taşınmazın üzerinde yağışa bağlı buğday yetiştiriciliği yapıldığı ve yaşları yaklaşık 60 – 70 olan 9 adet zeytin ağacı bulunduğu, keşif tarihi itibariyle üzerinde 30 yıldır tarım yapıldığı, taşınmazların her ikisininde orman raporunda belirtildiği gibi, orman sayılmayan yerlerden olduğu tespit edilmiştir.

3. Bu itibarla; dava konusu taşınmazlar, kesinleşen orman kadastrosu sınırları dışında olup, 2857 parselin eğiminin % 20, 2861 parselin eğiminin ise % 29 olmasının, tek başına taşınmazların orman olduğu anlamına gelmeyeceği, aynı zamanda 6831 sayılı Kanun’ un ve Dairemizin de aradığı anlamda az yukarıda açıklandığı üzere toprak muhafaza karakteri taşıması da gerektiği, ancak orman bilirkişi raporunda ayrıntılı şekilde açıklandığı üzere 2857 parselin %20, 2861 parselin %29 eğiminin yanında toprak muhafaza karakteri taşımadıkları, dolayısıyla orman olmadıklarının sabit olduğu, yine 2857 parselin dışarıdan toprak taşınarak tarım arazisi haline getirildiği, zilyetliğine ara verildiği ve üzerinde 2 yıldır tarım yapıldığı anlaşılmakta olup, bilirkişi raporunda taşınmazın kapama erik bahçesi olduğu belirtilmiş ise de, erik ağaçlarının 1-2 yaşlarında oldukları, 2861 parselin ise, her ne kadar 30 yıldır tarım arazisi olarak kullanıldığı ve imar ihyasının tamamlandığı belirtilmiş ise de, imar ihyasının tam olarak ne zaman tamamlandığının belirtilmediği, taşınmazın hali hazırda % 50 – 60 taşlık vaziyette olduğu ve üzerinde yaşları yaklaşık 60 – 70 olan 9 adet aşılanmış zeytin ağacı bulunduğunun belirlenmiş olması karşısında, taşınmazın yüz ölçümünün 2288,37 m2 olduğu gözetildiğinde, taşınmazın ekonomik amaca uygun kullanımının söz konusu olmadığı, dolayısıyla davalının, dava konusu taşınmazlar üzerinde kanunun aradığı anlamda imar ihya ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla kazanma koşullarını sağlamadığı anlaşıldığına göre; Bölge Adliye Mahkemesinin, her iki parsel yönünden davanın kabulüne karar vermesinde bir isabetsizlik bulunmamakla birlikte, davacı Hazinenin talebi de gözetilerek, her iki taşınmazın da tespitteki niteliğiyle Hazine adına tescili ile ağaçların yaşları ve tespit tarihi dikkate alındığında, 3402 sayılı Kanun’ un 19/ 2 inci maddesi gereğince, kadastro tutanağının beyanlar hanesine, 2861 parsel üzerindeki muhdesatların davalıya ait olduğuna dair şerh verilmesi gerekirken, taşınmazların salt eğimleri gözetilerek, %12 nin üzerinde eğim olan yerlerde taşınmazın toprak muhafaza karakteri taşıyacağının kabulü ile taşınmazların orman vasfıyla Hazine adına tesciline karar verilmesi doğru görülmemiştir.

VI. KARAR
Davalı vekilinin, sair temyiz itirazlarının yukarıda (V.C.3.1) nolu bentte yazılı nedenlerle REDDİNE,

Davalı vekilinin, temyiz itirazlarının yukarıda (V.C.3.2-3) nolu bentte yazılı nedenlerle kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,

Peşin harcın istek halinde temyiz eden davalıya iadesine,

Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,23.02.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.