Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2021/13758 E. 2022/9948 K. 08.12.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/13758
KARAR NO : 2022/9948
KARAR TARİHİ : 08.12.2022

MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Kadastro Tespitine İtiraz
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup, hükmün Hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; dosya incelendi, gereği düşünüldü:

K A R A R
Davacı … vekili, uygulama kadastrosu sırasında …., ilçesi ….., Mahallesi çalışma alanında bulunan kendisine ait eski 592 yeni 422 ada 14 parsel sayılı taşınmazın yüzölçümünün eksildiğini ve eksikliğin eski 593 yeni 422 ada 12 parsel sayılı taşınmazdan kaynaklandığını ileri sürerek, taşınmazının yüz ölçümünün düzeltilerek adına tesciline karar verilmesi istemiyle dava açmıştır.
Mahkemece verilen, davanın reddine ilişkin önceki karar, Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesi tarafından bozulmuş olup bozma ilamında özetle; “Çekişmeli taşınmazlara arazi kadastrosunun yapıldığı tarihe en yakın tarihli hava fotoğrafları ile temin edilebilen en eski ve güncel ortofoto getirtilerek harita mühendisi sıfatına sahip önceki bilirkişiler dışında oluşturulacak üç kişilik uzman bilirkişi kurulu ,yerel bilirkişi ve taraf tanıkları hazır olduğu halde mahallinde keşif yapılması, yerel bilirkişi ve tanıklardan tesis kadastrosu sırasında da zeminde mevcut olan sabit sınır ya da kot farkı bulunup bulunmadığı, zeminde mevcut olan taşların sabit sınır olarak kabul edilip edilmeyeceği sorularak, taşınmazlar arasında yer alan sabit sınır niteliğinde ayırıcı unsurlar varsa yerlerinin bilirkişilere işaretlettirilmesi, fotoğraflarının çekilmesi, teknik bilirkişiler eliyle yöntemine uygun şekilde inceleme ve araştırma yapılması, taşınmazlardaki yüzölçüm ve sınır farklılıklarının hangi nedenden kaynaklandığının kesin olarak belirlenmesi ve bundan sonra toplanan ve toplanacak deliller birlikte değerlendirilerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi” gereğine değinilmiştir.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda, keşif sırasında ölçümü yapılan taşlık ve çalılıkların hava fotoğrafları uyarınca tesis kadastro tarihi olan 1953 yılında da mevcut olduğu ve yenileme çalışmalarındaki sınırın hava fotoğrafındaki sınır ile uyumlu olduğu, ilk tapulama çalışmalarının kısmen hatalı yapılması sebebiyle 14 parselin yüzölçümünün yanlış hesaplandığı gerekçesiyle, davanın reddine ve çekişmeli taşınmazların uygulama tespiti gibi tapuya tesciline karar verilmiş; hüküm, davacı … vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece, belirtilen gerekçe ile yazılı şekilde hüküm kurulmuş ise de, ulaşılan sonuç dosya kapsamına uygun bulunmamaktadır.
Şöyle ki; dava, uygulama kadastrosuna itiraza ilişkin olup, uygulama kadastrosunun amacı, tapulama, kadastro veya değişiklik işlemlerine ilişkin; sınırlandırma, ölçü, çizim (tersimat) ve hesaplamalardan kaynaklanan hataları gidermektir. Uygulama kadastrosuna itiraz davaları, kadastro faaliyetinin yöntemine uygun yapılıp yapılmadığının denetlenmesine yöneliktir.
Uygulama kadastrosu yapılırken öncelikle zeminde bulunan ve tesis kadastrosu tarihinde mevcut olan sabit nokta ve sınırlardan, aynı döneme ya da yöreye ait farklı amaçlarla üretilmiş haritalar ile benzeri verilerden yararlanılarak yapılan teknik çalışmalarla, tesis kadastrosuna ait pafta haritaları ortofoto üzerine işlenmekte; haritanın zemine uygun olmaması halinde farklılıkların nerelerden ve hangi sebeplerden kaynaklandığının tespit edilip varsa hatalar yöntemine uygun şekilde giderilmekte, düzenlenen ada raporu ile yapılan teknik çalışmalar ve gerekçeleri açıklanmakta; bundan sonra yönetmelikte açıklanan ilkeler çerçevesinde taşınmazların bütün sınırları tek tek değerlendirmeye tabi tutularak ilk tesis kadastrosu sırasındaki gerçek fiili duruma ulaşılmaya çalışılarak, uygulama tutanağı düzenlenmekte ve uygulama kadastrosu haritaları üretilmektedir. İşte, uygulama kadastrosuna itiraz davaları, uygulama kadastrosu faaliyetinin yöntemine uygun yapılıp yapılmadığının denetlenmesine yönelik davalardır. Bu nedenle Mahkemelerce, uygulama faaliyetine eşdeğer ve amaca uygun bir araştırma yapılması zorunludur.
Mahkemece, amacına ve yöntemine uygun bir araştırma yapılabilmesi için öncelikle, denetime veri teşkil etmek üzere, tesis kadastrosunun yapıldığı tarihe en yakın tarihli hava fotoğrafları, temin edilebilen en eski ve güncel ortofoto ve uydu fotoğrafları, tesis kadastrosuna ait pafta haritası, varsa bu haritada değişiklik yapan ifraz haritaları, mahkeme ilamları ve eki olan haritalar, varsa uygulama kadastrosu sırasında yararlanıldığı anlaşılan diğer haritalar, dava konusu taşınmaza ilişkin tesis kadastrosu ve uygulama kadastrolarına ait ölçü çizelgesi, hesap cetveli ve ölçü krokileri gibi bilgi ve belgelerin toplanması gerekmektedir. Bundan sonra mahallinde, yerel bilirkişiler, taraf tanıkları, harita ya da jeodezi mühendisi teknik bilirkişinin katılımı ile keşif yapılmalıdır. Keşif sırasında dava konusu taşınmaz ve çevresinin toprak yapısı, bitki örtüsü, zeminde mevcut ağaçların yaşı gibi hususlar ile zeminin jeolojik yapısının değerlendirilmesine ihtiyaç duyulan hallerde uzman ziraat bilirkişisi ile jeoloji mühendisi bilirkişi de keşif heyetine dahil edilmelidir. Yapılacak keşif sırasında yerel bilirkişi ve tanıklardan tesis kadastrosu sırasında da zeminde mevcut olan sabit sınır ya da yapılar bulunup bulunmadığı sorularak varsa yerleri teknik bilirkişiye işaretlettirilmeli, fotoğrafları çekilmeli, taraflar keşif sırasında hazır bulunmakta ise zeminde ortak sınır üzerinde uzlaşıp uzlaşmadıkları tespit edilip gerektiğinde imzaları ile beyanları tevsik edilmeli, uzlaşılan sınırlar ile iddia edilen sınırlar teknik bilirkişi tarafından haritasında işaretlenmeli, keşif sırasında hazır edilmeleri halinde ziraat bilirkişisi ile jeoloji mühendisi bilirkişisinden, taşınmazlar arasında değişmeyen doğal ya da yapay sınırlar bulunup bulunmadığı, sınırlarda mevcut ağaçların yaşları gibi hususlarda bilgi alınmalı, teknik bilirkişiden denetime veri teşkil etmek üzere dosya içine getirtilen bilgi ve belgeler ile bilirkişi ve tanık anlatımlarından yararlanarak uygulama kadastrosunu denetlemesi istenmelidir. Teknik bilirkişiden, tesis kadastrosunun, paftaların üretim yılı, üretim tekniği, altlığı ve ölçeği gibi hususları da açıklar tarzda hangi yöntem ve tekniklerle yapıldığı, uygulanan yöntemlerin hata paylarının ne olduğu, üretilen haritaların zeminle uyumsuz bulunması halinde farklılığın nereden ve hangi sebeplerden kaynaklandığı, sırasıyla tersimat hatası, hesap hatası, ölçü hatası ve sınırlandırma hatası bulunup bulunmadığı, uygulama kadastrosu sonucu tespit edilen yeni sınırların niteliğinin ne olduğu ve yönetmelik hükümlerine uygun olarak belirlenip belirlenmediği, uygulama kadastrosunda hata yapılmış ise doğru sınır ve haritanın nasıl olması gerektiği gibi hususlarda ve “ada raporu” ile “uygulama tutanağı ve haritasını” irdeler şekilde, teknik ve bilimsel verilere dayalı, gerekçelendirilmiş, denetlenebilir ve ayrıntılı rapor ve haritalar alınmalıdır. Raporun denetime elverişli olması için teknik bilirkişiden, düzenleyeceği haritalardan iki tanesinde hava fotoğrafı üzerinde, iki tanesinde ise ortofoto (yoksa uydu fotoğrafı) üzerinde ilk tesis kadastrosu paftası ve uygulama kadastrosu paftasını çakıştırması istenmeli; çakıştırmaların birer tanesinin ada bazında değerlendirme yapmaya elverişli geniş ölçekli olması, diğerinin ise dava konusu taşınmaz ve çevresini gösterir şekilde daha dar ölçekli olması istenmelidir. Teknik bilirkişi haritasında, uygulama kadastrosunda yanlışlık varsa, infazı kabil bir hükme esas olmak üzere doğru sınırların nasıl olması gerektiği de gösterilmelidir. Açıklanan yönteme uygun inceleme ve araştırma yapıldıktan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmeli; değerlendirme yapılırken uygulama kadastrosunun amacının mülkiyet ihtilaflarını çözmek olmadığı ve mülkiyet uyuşmazlıklarının uygulama kadastrosuna ilişkin davalarda tartışma konusu yapılamayacağı göz önünde bulundurulmalıdır.
Somut olayda; bozma sonrası mahallinde yapılan keşif sonucu dosyaya sunulan bilirkişi raporları uyarınca, tesis kadastrosu tarihi olan 1953 yılına ait hava fotoğrafları ile 2013 yılına ait hava fotoğraflarının karşılaştırılması sonucu zeminde bulunan taşların her iki fotoğrafta da mevcut olduğu ve iki taşınmaz arasında kot farkının eski tarihli hava fotoğrafından itibaren varlığını koruduğu, dolayısıyla taşınmazlar arasındaki sınırın sabit olduğu, yüzölçümü farklılığının ise tesis kadastrosu sırasında zeminde bulunan kırık noktalar ölçülmeksizin düz bir hat şeklinde pafta oluşturulup tersim edilmesinden kaynaklandığı, uygulama kadastrosunda bu hataların düzeltildiği belirtilmiş olup, buna göre, uygulama kadastrosu çalışmalarında zeminle taşınmazların yüzölçümlerinin uyumlu hale getirildiği anlaşılmaktadır. Uygulama kadastrosunun amacı, tesis kadastrosu sırasında yapılan hataları yöntemince düzelterek taşınmazların tesis kadastrosu sırasındaki gerçek fiili durumuna ulaşmaya çalışmaktır.
Dava konusu taşınmazın tesis kadastro tarihi 1953 yılı olup, askı ilan süresi içerisinde kadastro tutanaklarına itiraz edilmediğinden ve 10 yıllık hak düşürücü süre içinde açılmış dava da bulunmadığından taşınmazın sınırları kesinleşmiştir. Bu durum karşısında, uygulama kadastrosu ile zeminle uyumlu hale getirildiği belirtilen yüz ölçümü değişikliğinin, mülkiyet ihtilafını çözmeye yönelik olarak yapıldığının kabulü gerekir.
Hal böyle olunca; Mahkemece, uygulama kadastrosunun amacının mülkiyet ihtilaflarını çözmek olmadığı ve mülkiyet uyuşmazlıklarının uygulama kadastrosuna ilişkin davalarda tartışma konusu yapılamayacağı göz önünde bulundurularak, davanın kabulü ile uygulama tutanaklarının iptaline, taşınmazın tesis kadastrosunda tespit edilen yüzölçümü miktarı ile tescili için Kadastro Müdürlüğüne iadesine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme sonucunda yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz olduğundan, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı … vekilnin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK’nın Geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 08.12.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.