YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/14756
KARAR NO : 2022/9399
KARAR TARİHİ : 24.11.2022
MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
İLK DERECE MAHKEMESİ : … Kadastro Mahkemesi
Taraflar arasında…Kadastro Mahkemesinde görülen dava sonucunda verilen hükme karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine … Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesince, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş olup, bu kez davacı vekili tarafından Bölge Adliye Mahkemesi kararı temyiz edilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Uygulama kadastrosu sonucunda, … ili … ilçesi …Köyü çalışma alanında bulunan eski 338 parsel sayılı 3.280 m2 yüz ölçümündeki taşınmaz, 107 ada 79 parsel numarasıyla ve 2.938,04 m2 yüz ölçümlü olarak; eski 154 parsel sayılı 31.420 m2 yüz ölçümündeki taşınmaz ise, 107 ada 18 parsel numarasıyla ve 25.028 m2 yüz ölçümlü olarak tespit edilmiştir.
Davacı … vekili, davacı adına kayıtlı bulunan eski 154 ve eski 338 parsel sayılı taşınmazların yüz ölçümünde meydana gelen azalmanın, davalılara ait eski 157, 153 ve 337 parsel sayılı taşınmazların yüz ölçümlerindeki artıştan kaynaklandığını öne sürerek, eski hale getirilmesi istemiyle dava açmıştır.
Mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine, çekişmeli taşınmazların tespit gibi tesciline karar verilmiş, hükmün davacı tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, davacının istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiş ve iş bu karar, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece, tesis kadastrosu çalışmaları sırasında yapılan ölçü ve hesap tersimat hataları ve pafta zemin uyumsuzluklarının giderilerek ölçümü yapılmayan kırık noktaların ölçülerek sabit sınırlara uygun şekilde uygulama kadastrosu yapıldığının tespit edildiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de, yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermek için yeterli bulunmamaktadır.
Dava, uygulama kadastrosuna itiraza ilişkin olup, uygulama kadastrosunun amacı, tapulama, kadastro veya değişiklik işlemlerine ilişkin; sınırlandırma, ölçü, çizim (tersimat) ve hesaplamalardan kaynaklanan hataları gidermektir. Uygulama kadastrosuna itiraz davaları, kadastro faaliyetinin yöntemine uygun yapılıp yapılmadığının denetlenmesine yöneliktir.
Uygulama kadastrosu yapılırken öncelikle zeminde bulunan ve tesis kadastrosu tarihinde mevcut olan sabit nokta ve sınırlardan, aynı döneme ya da yöreye ait farklı amaçlarla üretilmiş haritalar ile benzeri verilerden yararlanılarak yapılan teknik çalışmalarla, tesis kadastrosuna ait pafta haritaları ortofoto üzerine işlenmekte; haritanın zemine uygun olmaması halinde farklılıkların nerelerden ve hangi sebeplerden kaynaklandığının tespit edilip varsa hatalar yöntemine uygun şekilde giderilmekte, düzenlenen ada raporu ile yapılan teknik çalışmalar ve gerekçeleri açıklanmakta; bundan sonra yönetmelikte açıklanan ilkeler çerçevesinde taşınmazların bütün sınırları tek tek değerlendirmeye tabi tutularak ilk tesis kadastrosu sırasındaki gerçek fiili duruma ulaşılmaya çalışılarak, uygulama tutanağı düzenlenmekte ve uygulama kadastrosu haritaları üretilmektedir. İşte, uygulama kadastrosuna itiraz davaları, uygulama kadastrosu faaliyetinin yöntemine uygun yapılıp yapılmadığının denetlenmesine yönelik davalardır. Bu nedenle Mahkemelerce, uygulama faaliyetine eşdeğer ve amaca uygun bir araştırma yapılması zorunludur.
Mahkemece amacına ve yöntemine uygun bir araştırma yapılabilmesi için öncelikle, denetime veri teşkil etmek üzere, tesis kadastrosunun yapıldığı tarihe en yakın tarihli hava fotoğrafları, temin edilebilen en eski ve güncel ortofoto ve uydu fotoğrafları, tesis kadastrosuna ait pafta haritası, varsa bu haritada değişiklik yapan ifraz haritaları, mahkeme ilamları ve eki olan haritalar, varsa uygulama kadastrosu sırasında yararlanıldığı anlaşılan diğer haritalar, dava konusu taşınmaza ilişkin tesis kadastrosu ve uygulama kadastrolarına ait ölçü çizelgesi, hesap cetveli ve ölçü krokileri gibi bilgi ve belgelerin toplanması gerekmektedir. Bundan sonra mahallinde, yerel bilirkişiler, taraf tanıkları, harita ya da jeodezi mühendisi teknik bilirkişinin katılımı ile keşif yapılmalıdır. Keşif sırasında dava konusu taşınmaz ve çevresinin toprak yapısı, bitki örtüsü, zeminde mevcut ağaçların yaşı gibi hususlar ile zeminin jeolojik yapısının değerlendirilmesine ihtiyaç duyulan hallerde uzman ziraat bilirkişisi ile jeoloji mühendisi bilirkişi de keşif heyetine dahil edilmelidir. Yapılacak keşif sırasında yerel bilirkişi ve tanıklardan tesis kadastrosu sırasında da zeminde mevcut olan sabit sınır ya da yapılar bulunup bulunmadığı sorularak varsa yerleri teknik bilirkişiye işaretlettirilmeli, fotoğrafları çekilmeli, taraflar keşif sırasında hazır bulunmakta ise zeminde ortak sınır üzerinde uzlaşıp uzlaşmadıkları tespit edilip gerektiğinde imzaları ile beyanları tevsik edilmeli, uzlaşılan sınırlar ile iddia edilen sınırlar teknik bilirkişi tarafından haritasında işaretlenmeli, keşif sırasında hazır edilmeleri halinde ziraat bilirkişisi ile jeoloji mühendisi bilirkişisinden, taşınmazlar arasında değişmeyen doğal ya da yapay sınırlar bulunup bulunmadığı, sınırlarda mevcut ağaçların yaşları gibi hususlarda bilgi alınmalı, teknik bilirkişiden denetime veri teşkil etmek üzere dosya içine getirtilen bilgi ve belgeler ile bilirkişi ve tanık anlatımlarından yararlanarak uygulama kadastrosunu denetlemesi istenmelidir. Teknik bilirkişiden, tesis kadastrosunun, paftaların üretim yılı, üretim tekniği, altlığı ve ölçeği gibi hususları da açıklar tarzda hangi yöntem ve tekniklerle yapıldığı, uygulanan yöntemlerin hata paylarının ne olduğu, üretilen haritaların zeminle uyumsuz bulunması halinde farklılığın nereden ve hangi sebeplerden kaynaklandığı, sırasıyla tersimat hatası, hesap hatası, ölçü hatası ve sınırlandırma hatası bulunup bulunmadığı, uygulama kadastrosu sonucu tespit edilen yeni sınırların niteliğinin ne olduğu ve yönetmelik hükümlerine uygun olarak belirlenip belirlenmediği, uygulama kadastrosunda hata yapılmış ise doğru sınır ve haritanın nasıl olması gerektiği gibi hususlarda ve “ada raporu” ile “uygulama tutanağı ve haritasını” irdeler şekilde, teknik ve bilimsel verilere dayalı, gerekçelendirilmiş, denetlenebilir ve ayrıntılı rapor ve haritalar alınmalıdır. Raporun denetime elverişli olması için teknik bilirkişiden, düzenleyeceği haritalardan iki tanesinde hava fotoğrafı üzerinde, iki tanesinde ise ortofoto (yoksa uydu fotoğrafı) üzerinde ilk tesis kadastrosu paftası ve uygulama kadastrosu paftasını çakıştırması istenmeli; çakıştırmaların birer tanesinin ada bazında değerlendirme yapmaya elverişli geniş ölçekli olması, diğerinin ise dava konusu taşınmaz ve çevresini gösterir şekilde daha dar ölçekli olması istenmelidir. Teknik bilirkişi haritasında, uygulama kadastrosunda yanlışlık varsa, infazı kabil bir hükme esas olmak üzere doğru sınırların nasıl olması gerektiği de gösterilmelidir. Açıklanan yönteme uygun inceleme ve araştırma yapıldıktan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmeli; değerlendirme yapılırken uygulama kadastrosunun amacının mülkiyet ihtilaflarını çözmek olmadığı ve mülkiyet uyuşmazlıklarının uygulama kadastrosuna itiraza ilişkin davalarda tartışma konusu yapılamayacağı göz önünde bulundurulmalıdır.
Somut olayda; 20.08.2019 havale tarihli bilirkişi raporunda, 107 ada 18 parsel sayılı taşınmazdaki yüz ölçümü azalmasının, tesis kadastro paftasının hatalı tersim edilmesi nedeniyle 434 nolu kırık noktasının yanlış işaretlenmesinden kaynaklandığı, 107 ada 79 parselin ise tesis kadastro paftası ile zemin sınırının uyumlu olmadığı, mahalli bilirkişilerin zeminin kadimden beri aynı şekilde kullanıldığını beyan etmeleri karşısında dava konusu 107 ada 79 parselin 336, 337 ve 339 parseller ile kesişim noktasındaki kırık noktasının tesis kadastrosunda hatalı tespit edildiği, dolayısıyla yapılan uygulama kadastro çalışmalarının zeminle uyumlu olduğu belirtilmiş ve Mahkemece de bu rapor hükme esas alınarak yazılı şekilde karar verilmiş ise de, dava konusu taşınmazların tesis kadastrosunun ve uygulama kadastrosunun yapıldığı tarihlere en yakın tarihli hava fotoğrafları, temin edilebilen en eski ve güncel ortofoto ve uydu fotoğrafları getirtilerek dosya arasına alınmamış; teknik bilirkişiden alınan rapor içeriğinde, tersimat hatası yapıldığından söz edilmekle beraber, bu hatanın taşınmazın hangi sınır noktasının tersimi sırasında yapıldığı ayrıntılarıyla açıklanmadığı gibi, rapor içeriğinde ekli krokide bu durumun açıklaması yapıldığı belirtilmekle beraber, krokiden de denetleme imkanının bulunmadığı anlaşılmasına rağmen bu husus üzerinde durulmamış, hatalı tersimatı ve doğru tersimatı ayrı ayrı gösterir rapor alınmadığı gibi, tesis kadastro sınırı ile uygulama kadastro sınırı örtüşmediği halde bu hususun nedenleri kesin olarak belirlenmemiş, bu kapsamda yukarıda ayrıntıları açıklandığı şekilde araştırma ve inceleme yapılarak, tesis kadastrosu sırasında taşınmazlarda sınırlandırma, tersimat, ölçü, çizim veya hesaplama hatası yapılıp yapılmadığını açıklayan, ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınmamıştır. Bu şekilde eksik araştırma ve incelemeye ve soyut bilirkişi raporuna dayalı olarak karar verilemez.
Hal böyle olunca; Mahkemece öncelikle, tesis kadastro tarihi olan 1970 ve uygulama kadastro tarihi olan 2018 yıllarına en yakın tarihli hava fotoğrafları dosyaya kazandırıldıktan sonra harita mühendisi ve jeodezi ve fotogrametri mühendisi bilirkişi sıfatına sahip bilirkişilerin dahil olduğu üç kişilik uzman bilirkişi kurulu eliyle yukarıda belirtilen şekilde inceleme ve araştırma yapılmak suretiyle, teknik bilirkişilerden, dava konusu her iki parsel yönünden, hatalı tersim edildiği belirtilen kırık noktaların, tesis ve uygulama kadastro paftası ve ölçü krokilerinde ayrı ayrı gösterilmesi, gerekçelerinin ayrıntılı olarak açıklanması ve kroki üzerinde hatalı ve doğru tersimat sınırlarının çakışır şekilde gösterilmesi istenilmeli, bundan sonra, uygulama kadastrosunun amacının mülkiyet ihtilaflarını çözmek olmadığı ve mülkiyet uyuşmazlıklarının uygulama kadastrosuna itiraz davalarında tartışma konusu yapılamayacağı göz önünde bulundurularak, toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilmek suretiyle oluşacak sonuca göre bir karar verilmelidir.
Mahkemece, bu hususlar gözetilmeksizin eksik araştırma ve incelemeye dayalı olarak hüküm kurulması isabetsiz olduğundan, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin yazılı temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile … Bölge Adliye Mahkemesi kararının KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi hükmünün 6100 sayılı HMK’nin 371. maddesi uyarınca BOZULMASINA, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, 24.11.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.