Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2021/1557 E. 2021/4571 K. 01.06.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/1557
KARAR NO : 2021/4571
KARAR TARİHİ : 01.06.2021

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Elatmanın Önlenmesi Ve Kal

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

K A R A R

Davacı vekili, vekil edeni … …’ın 3030 ada 2 parsel sayılı taşınmazın maliki olduğunu, davalının ağaç dikmek ve araba garajı yapmak suretiyle taşınmaza müdahale ettiğini, ayrıca komşuluk hukukuna aykırı şekilde çekme mesafesine uymayarak bina inşaa ettiğini belirterek davalının elatmasının önlenmesine, müdahale teşkil eden kısımların kal’ine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulü ile; “.. fen bilirkişisi … … ‘ın 20/05/2016 tarihli raporunda belirttiği A harfi ile gösterilen kırmızı ile boyalı 8,70 m2’lik kısma; B harfi ile gösterilen mavi ile boyalı 46,03 m2’lik kısma ve C harfi ile gösterilen sarı ile boyalı 485,13 m2’lik kısma davalının el atmasının önlenmesine, müdahale edilen alanlar üzerinde bulunan evin 8,70 m2’lik kısmının, garajın ve 1 adet portakal, 3 adet limon, 1 adet asma üzümü, 1 adet incir, 1 adet elma ağacının kal’ine,” karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi ve kal istemine ilişkindir.
1. Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. Davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarına gelince;
Tüm dosya içeriği ve toplanan delillerden, davacıya ait eski 39 nolu parsel ile davalıya ait 38 parsel sayılı taşınmazın 20.03.1953 senesinde kesinleşen kadastro işlemi ile oluştuğu, (12.07.2006 havale tarihli fen bilirkişi raporunda da izah edildiği üzere) eski 39 parsel sayılı taşınmazın Serik Belediyesinin 27.04.1999 tarih ve 583 sayılı encümen kararı gereği (3194 sayılı İmar Kanun’un 16. maddesi uyarınca) ifraz işlemine tabi tutulduğu, 6000 m2 yüz ölçümündeki taşınmazın ifraz edilerek 1144 m2’sinin yola terk, 357 m2’si ile 1311 parsel, 1156 m2’si ile 3031 ada 5 parsel, 2255 m2’si ile dava konusu 3030 ada 2 parsel ve 688 m2’si ile de 3030 ada 3 parselin oluştuğu anlaşılmaktadır. Ayrıca dosya kapsamında yer alan 12.07.2006 ve 03.04.2008 havale tarihli fen bilirkişi raporlarına göre (ifraz sonucu) yeni olaşan parsel sınırlarının da değiştiği görülmektedir.
Hemen belirtilmelidir ki; yasal ayrıcalıkların dışında ayrılmaz parçanın (mütemmim cüz’ün) mülkiyeti ve buna bağlı olarak tasarruf hakkı üzerinde bulunduğu arza bağlıdır. Bu husus, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 684. maddesinde açıkça vurgulanmıştır. Ne var ki, yürürlükten kalkmış olan 6785 sayılı Yasa’nın l605 sayılı Yasa ile değişik 42/c ve halen yürürlükte bulunan 3194 sayılı İmar Yasası’nın l8. maddelerinde özel hükümler getirilmek suretiyle ayrılmaz parça (mütemmim cüz) olan yapı ile arz arasındaki hukuki ilişki kesilmiş bazı durumlarda yapı, üzerinde bulunduğu yerin malikinden başkasına bırakılarak imar parsellerinin oluşturulabileceği öngörülmüştür. Böylece yapıların bedelleri ilgili parsel sahiplerince yapı sahibine ödenmediği veya aralarında bu yönde bir anlaşma yapılmadığı ya da ortaklığın giderilmesi davası açılmadığı sürece bu yapıların ömürlerini dolduruncaya kadar eski sahiplerine kullanma imkanı sağlanmıştır.
Öte yandan, zeminin maliki olan kişinin taşınmazı bizzat kullanma yetkisi sınırlanmış, ayrılmaz parça (mütemmim cüz) durumunda olan yapı üzerinde tasarruf etme gücü özel yasa ile kısıtlanmıştır.
298l sayılı Yasa’nın 3290 sayılı Yasa ile değişik l0/c maddesi de aynı doğrultuda hüküm getirmiştir.
Gerçekten bir kimse kendisine veya yasanın himaye ettiği bir hakka dayanarak üçüncü bir şahsa ait bir taşınmaz üzerine ayrılmaz parça (mütemmim cüz) niteliğinde yapı inşaa etmiş ve imar uygulaması sonucu bu yer davacıya ait imar parseli içerisinde kalmış ise, kendi arzu ve iradesi dışında idari kararla oluşan bir durum söz konusu olduğundan kusurlu sayılamaz. İşte bu nedenle yukarıda değinildiği gibi yasa koyucu imar parseli malikine karşı yapı sahibini koruma zorunluluğunu duymuştur.
Somut olayda, Mahkemece, (kıyasen) yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde araştırma ve inceleme yapıldığını söyleyebilme olanağı yoktur. Şöyle ki, davalıya ait parsel üzerinde bulunan yapının bir kısmının az yukarıda izah edilen belediye işlemi öncesi de çapa bağlı taşınmaza taşkın şekilde yapıldığı sabit olmakla beraber (var ise) 3194 sayılı İmar Kanunun 16. maddesi uyarınca yapılan ifraz işlemi sonucu meydana gelen ilave taşkın durum yeterince araştırılmadan yazılı şekilde karar verilmesi yanlış olmuştur.
Hâl böyle olunca; Mahkemece yapılması gereken iş, öncelikle taraflara ait taşınmazların imar öncesinden itibaren tedavül kayıtlarının ve krokilerinin getirtilmesi, gerek kadastral kayıtlar, gerekse imar kayıtları mahalline keşfen uygulanarak Serik Belediyesinin 27.04.1999 tarih ve 583 sayılı encümen kararı gereği (3194 sayılı İmar Kanun’un 16. maddesi uyarınca) oluşan (ilave) bir taşkın kısmın olup olmadığı tereddüte mahal bırakılmayacak şekilde tespiti ile var ise davalının imar öncesinde hukuken korunmaya değer bir hakkının bulunup bulunmadığının açıklığa kavuşturulması, davalının bu işlem öncesi bir hakkının bulunduğunun belirlenmesi hâlinde, (yani bu taşkın kısmın yapılan ifraz işlemi ile oluştuğunun saptanması durumunda) taşkın kısmın yıkılması halinde binanın tümü yıkılacaksa tümünün değeri, aksi halde taşkın kısmın değeri saptanarak, bu bedel mahkeme veznesine depo edildikten sonra el atmanın önlenmesi ve yıkım kararı verilmesi, imar uygulaması sonucu, yapının haksız veya taşkın durum yaratması, kamusal bir tasarruf sonucu olup, tecavüzlü durumun yapıyı yapan kişinin iradesi dışında meydana gelmesi nedeniyle davanın açılmasına sebebiyet vermediğinin kabulü gerektiği taşkın yapıyı kullananın kötü niyetli sayılamayacağı ve kendisine kusur izafe edilemeyeceği gözetildiğinde (bu kısım yönünden) yargılama giderlerinden ve bu giderlerden sayılan vekalet ücretinden sorumlu tutulamayacağı hususlarının bir arada değerlendirilerek bir karar verilmesi olmalıdır. Tüm bu hususlar düşünülmeden, yazılı şekilde karar verilmiş olması yanlış olup bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Davalı vekilinin yukarıda (1) numaralı bentte sayılan nedenlerle sair temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte belirtilen temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile Yerel Mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 01.06.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.