Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2021/2316 E. 2021/5482 K. 24.06.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/2316
KARAR NO : 2021/5482
KARAR TARİHİ : 24.06.2021

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Elatmanın Önlenmesi, Ecrimisil Alacak

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, asıl davada ecrimisil talebinin reddine, elatmanın önlenmesi talebi yönünden karar verilmesine yer olmadığına, birleşen davanın kabulüne karar verilmiş olup, hükmün asıl davada davacı-birleşen davada davalı … ile …, asıl davada davacı … ve … vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

K A R A R

Asıl davada davacı …, …, … ve … vekili dava dilekçesinde, davacılardan … ile davalı arasında yapılan kira akdi gereği taşınmazın 3 yıllığına davalıya kiraya verildiğini, kira bedeli olarak davacı …’ın 20 milyon aldığını, kira sözleşmesinin 1997 yılında sona erdiğini, diğer hissedarların sözleşmeden haberdar olmadıklarını, sözleşme süresinin sona ermesine rağmen davalının taşınmazı boşaltmadığı gibi hileli yollarla davacı …’dan aldığı boş senedi satış senedi olarak düzenlediğini öne sürerek, elatmanın önlenmesine ve dava tarihinden geriye yönelik 5 yıllık ecrimisil bedeli olarak 2.000 TL’nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep istemiş, bilahare elatmanın önlenmesi taleplerini atiye bıraktıklarını beyan etmiştir.
Asıl davada davalı … vekili cevap dilekçesinde, dava konusu taşınmazın yarısını 1994 yılında davacı …’dan, diğer yarısının da davacı …’dan satın aldığını, taşınmaz haricen satın alınırken taşınmazda davacıların kardeşleri ve kardeşlerinin mirasçısı olan …, … ve … …’nin de hisselerinin mecvut olduğunu, davacıların diğer hissedarların satışa itiraz etmeyeceklerini, zira paylarını kendilerine bıraktıklarını beyan ettiklerini, kardeşlerine ait hisseleri üzerlerine geçirdikten sonra ferağ vereceklerini taahhüt ettiklerini, 1997 yılında ise davacıların sadece kendilerine ait 6/16 hisseyi devrettiklerini, müvekkilinin 1994 yılından 2006 yılına kadar taşınmazı nizasız olarak kullandığını, diğer paydaşların da bu duruma onay verdiğini açıklayarak, taşınmazın güncel satış değeri üzerinden müvekkili lehine hapis hakkı tanınması ve iyiniyetli zilyet olduğundan ecrimisil isteminin reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Birleşen davada davacı … vekili, dava dilekçesinde, dava konusu taşınmazın devredilmeyen kısımları için yapılan ödemenin sebepsiz zenginleşme hükümleri çerçevesinde iadesini talep ettiklerini, iadenin kapsamının taşınmazın güncel değeri üzerinden belirlenmesi gerektiğini öne sürerek, toplam 36.000 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalılar … ve … …’dan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, yargılamanın devamı esnasında … vefat ettiğinden, yargılamaya mirasçıları aleyhine devam olunmuştur.
Davalı … birleşen davaya yönelik cevap dilekçesinde, zamanaşımı def’inde bulunduğunu, arazisini 3 yıllığına kiraya verdiğini, bunun için para aldığını öne sürerek, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Davalı … birleşen davaya yönelik cevap dilekçesinde, zamanaşımı def’inde bulunduğunu, dava konusu taşınmazdaki bir kısım hisseyi para karşılığında davacıya sattığını, bu paya ilişkin resmi devir işleminin tapuda yapıldığını, davacıya bu hisse dışında kesinlikle başka bir hisse satmadığını, başka bir hisse için para almadığını açıklayarak, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, 11.07.1994 tarihli adi senet içeriği gözönüne alındığında yapılan sözleşmenin satış olduğu ve taşınmazdaki tüm müştereklerin bu satıştan haberdar oldukları ve satışa muvafakatlerinin de bulunduğu, harici satım bedeline ilişkin olarak paydaşların taşınmazın güncel değeri üzerinden sorumlu oldukları gerekçesi ile, asıl davada ecrimisil isteminin reddine, elatmanın önlenmesi talebi atiye bırakıldığından karar verilmesine yer olmadığına, birleşen davanın kabulü ile 109.593,32 TL ‘nin birleşen dosya davalıları …, …, … ve …’den tahsiline karar verilmiş, karar asıl davada davacı-birleşen davada davalı … ile … (… mirasçısı) vekili, asıl davada davacı … ve … vekili tarafından vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi, yıkım ve ecrimisil; birleşen dava ise geçersiz satış sözleşmesi gereğince ödenen bedelin iadesi istemine ilişkindir.
Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere göre; dava konusu 993 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespiti uyarınca 4 payının …, 3’er payının ise çocukları …, …, … ve … adına tescil edildiği, 17.12.1997 tarihinde … ve…’nin toplam 6/16 paylarını …’ya sattıkları, paydaş …’nin 1983 tarihinde vefat ettiği, … ve…’nin taşınmazda annelerinden intikal eden pay uyarınca, …’ın hem kendine ait hem de annesinden intikal eden pay oranınca, davalı …’nın satın aldığı pay uyarınca, …’ın ise paydaş annesi …’dan intikal eden pay ve …’a annesi …’den intikal eden pay uyarınca paydaş oldukları, imzası inkar edilmeyen 11.07.1994 tarihli adi yazılı senet ile …’nun taşınmazın yarısını 80 milyon bedelle …’ya haricen sattığı anlaşılmıştır.
1.Davacı …, … (… mirasçısı), … ve … vekilinin asıl dava konusu olan ecrimisil istemine ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde,
Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller Mahkemece takdir edilerek karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre, davacılar vekilinin temyiz itirazları yerinde değildir.
2.Asıl davada davacı … ve … vekilinin birleşen davaya yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde,
Mahkemece, birleşen davanın … ve … aleyhine açıldığı nazara alınmaksızın, birleşen davada, asıl dava davacıları … ve … aleyhine hüküm kurulması doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
3.Birleşen davada davalı … vekilinin birleşen davaya yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde,
Temyize konu uyuşmazlık, davalının dava konusu taşınmazın payını aşan kısmını davacı …’ya haricen satıp satmadığı hususunda toplanmaktadır.
Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını kanıtlamakla yükümlüdür (TMK mad.). İleri sürdüğü bir olaydan kendi yararına haklar çıkarmak isteyen kimsenin, iddia ettiği olayı kanıtlaması gerekir (HMK mad. 190).
Bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri ikibinbeşyüz Türk Lirasını geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir (HMK mad. 200).
Somut olayda davacı taraf, dava konusu taşınmazın yarısının davalıdan satın aldığını, satış parasının ödediğini iddia ettiğine göre, davacı satış ve ödeme iddiasını ispatlamalıdır. Dava değeri HMK’nin 200/1 maddesinde belirtilen sınırın üzerinde bulunduğundan kural olarak davacı taraf iddiasını senetle ispatlamalıdır.
O halde, Mahkemece davacı dayanağı 11.07.1994 tarihli satış senedinde davalı …’nun imzasının bulunmadığı, davalının davacıya kendisine ait payı sattığını ve bilahare 17.12.1997 tarihinde de tapuda devrettiğini savunduğuna göre, davalı … yönünden ispatlanamayan davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
4.Birleşen davada davalı … mirasçısı … vekilinin birleşen davaya yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde,
a) Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller Mahkemece takdir edilerek karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
b) Kural olarak geçersiz sözleşmeye dayalı taşınmaz alım satımlarında herkes verdiğini geri alır. 07.06.1939 tarihli ve 1936/31 Esas, 1939/47 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ile 10.07.1940 tarihli ve 2/77 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı buna imkân tanımaktadır. Sözü edilen içtihadı birleştirme kararları uyarınca alıcı ancak, harici satış senedinde yer alan bedelin tahsiline karar verilmesini isteyebilir. Harici satış senedinde yer alan satış bedeli, denkleştirici adalet ilkesi göz önünde tutularak satış tarihinden dava tarihine kadar güncellenmek suretiyle hüküm altına alınması mümkündür. Bilindiği üzere, geçerli bir sebebe dayanmaksızın bir kişinin mal varlığından diğerinin mal varlığına kayan değerlerin eksiksiz iadesi denkleştirici adalet düşüncesine dayanır. Denkleştirici adalet ilkesi ise, haklı bir sebep olmaksızın başkasının mal varlığından istifade ederek kendi mal varlığını artıran kişinin elde ettiği bu kazanımı geri vermek zorunda olduğunu ve eski hale getirmede mal varlığında artış olan tarafın yükümlülüğünün bulunduğunu ifade eder. Ülkemizde yaşanan enflasyon nedeni ile belli bir miktar paranın verildiği tarihteki alım gücü ile aynı miktar paranın aradan geçen zamana bağlı olarak iade günündeki alım gücünün farklı ve çok daha az olduğu bir gerçektir. Hukuken geçersiz sözleşmeler tasfiye edilirken, denkleştirici adalet kuralı gözardı edilmemelidir. O halde; senette yer alan bedelin, uyarlama ve denkleştirici adelet kuralları ile 10.07.1940 tarihli ve 1939/2 C, 1940/77, 07.06.1939 tarihli ve 1936/31 Esas, 1939/47 Karar sayılı YİBK kararlarının kapsamları ve TEFE-TÜFE endeksleri, altın-döviz kurlarındaki artışlara, memur ve işçi ücretlerindeki artışlar gözetilerek dava tarihine kadar ulaştığı değerin saptanması, Yargıtayın denetimine elverişli bu konuda uzman bilirkişilerden, bir hesap uzmanı, bir serbest muhasebeci ya da mali müşavir ve bir bankacıdan oluşturulacak kuruldan rapor alınması ve ödenen bedelin dava tarihindeki uyarlanmış güncel değerinin tahsiline karar verilmesi gerekmektedir.
Davacının harici satış nedeniyle davalı yana ödediği harici satış bedelinin, 17.12.1997 tarihinde yapılan kısmi pay devri ve taşınmazın devredilmeyen kısımları için yapılan ödemenin iadesinin talep edildiği nazara alınmak sureti ile yukarıda açıklanan denkleştirici adalet ilkesine göre tazmini gerekmekte iken yazılı gerekçelerle taşınmazın güncel değeri üzerinden hüküm kurulması da doğru görülmemiştir.
Kabule göre de, HMK ‘nin 26. maddesine aykırı olarak dava dilekçesinde toplam 36.000,00 TL alacak isteminde bulunulmasına rağmen, talebin aşılarak 109.593,32 TL’nin hüküm altına alınması doğru değildir.
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı …, … (… mirasçısı), … ve … vekilinin asıl dava konusu olan ecrimisil istemine ilişkin temyiz itirazlarının REDDİNE, (4-a) bendinde gösterilen nedenlerle davalı … mirasçısı … vekilinin birleşen davaya yönelik sair temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı … ve … vekilinin birleşen davaya yönelik temyiz itirazlarının, (3) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı … vekilinin, (4-b) bendinde açıklanan nedenlerle davalı … mirasçısı … vekilinin birleşen davaya yönelik temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan kararın 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 24.06.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.