Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2021/3447 E. 2022/2871 K. 24.03.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/3447
KARAR NO : 2022/2871
KARAR TARİHİ : 24.03.2022

MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Kadastro Tespitine İtiraz

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup hükmün davacı vekili ve davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Mahkemenin vermiş olduğu önceki karar Yargıtayca bozulmuş olup bozma ilamında özetle; “… ile … Belediye Başkanlığının davaya dahil edilerek taraf teşkili tamamlandıktan sonra, taşınmaz başında jeodezi ve fotogrametri mühendisi bilirkişi, üç kişilik ziraat mühendisi bilirkişi kurulunun katılımıyla yeniden keşif yapılması, komşu köylerden seçilecek üç kişilik yerel bilirkişi kurulu ve taraf tanıklarından, taşınmazların öncesinin ne olduğu, taşınmaz üzerinde zilyetliğin bulunup bulunmadığı, varsa hangi tarihte ve ne zaman başladığı, zilyetliğin ne şekilde sürdürüldüğü, kimden kime ve nasıl intikal ettiği hususlarının etraflıca sorulup maddi olaylara dayalı olarak açıklattırılması, 1952 tarihli ve sonradan dosyaya getirtilen tüm hava fotoğrafları üzerinde inceleme yaptırılması, kadastro paftası ile renkli uydu fotoğraflarının çakıştırılması suretiyle fen bilirkişi raporu alınması, ziraat mühendisi bilirkişi kurulundan taşınmazın niteliği ve kullanım durumunu, öncesinde mera olup olmadığını, dava konusu olan taşınmaz bölümü ile geri kalan ve mera olarak sınırlandırılan taşınmaz bölümü arasında ayırıcı sınır bulunup bulunmadığını ve meradan kazanılmış olup olmadığını kesin olarak belirleyen rapor düzenlemelerinin istenilmesi ve bundan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi” gereğine değinilmiştir.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda, davanın kısmen kabulüne, 1523 parsel sayılı taşınmazın 27.05.2013 tarihli bilirkişi raporunda B ile gösterilen kısmının ifrazı ile taş ve mozaik ocağı vasfıyla yeni parsel numarası verilerek davacı adına kayıt ve tesciline, A ile gösterilen kısım yönünden davanın reddi ile tespit gibi tesciline karar verilmiş; hüküm, davacı vekili ve davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece, dava konusu 1523 parsel sayılı taşınmazın 27.05.2013 tarihli bilirkişi raporunda B ile gösterilen kısmı üzerinde davacı yararına zilyetlikle kazanım koşullarının mevcut olduğu kabul edilmek suretiyle yazılı şekilde karar verilmiş ise de, yapılan araştırma, inceleme ve uygulama hüküm için yeterli olmadığı gibi bozma gerekleri de tam olarak yerine getirilmemiştir. Şöyle ki; dava konusu taşınmaz mera parseli olarak tespit edilmesine rağmen bozma ilamında belirtildiği şekilde yöntemine uygun mera araştırması yapılmamış, taşınmazın öncesinin ne olduğu, mera olup olmadığı kesin olarak saptanmamış; hükme esas alınan ziraat bilirkişi kurulu raporunda, çekişmeli taşınmazın önceki niteliği, zilyetlik durumu, zilyetliğin sürdürülüş biçimi, imar – ihyanın tamamlanıp tamamlanmadığı ve tamamlanmış ise sonrasındaki kullanım süresi belirlenmemiş, yalnızca orman bilirkişisi tarafından hazırlanan rapora atıfta bulunmuş ve ayrıca bozma ilamında belirtildiği üzere taşınmazın bulunduğu yöreye ait 1952 – 1992 yılları arasındaki dönemde üç ayrı tarihte çekilmiş stereoskopik hava fotoğrafları temin edilerek jeodezi ve fotogrametri mühendisi bilirkişi eliyle incelenmemiş, yalnızca 1951, 1958 ve 1999 tarihli hava fotoğrafları üzerinde orman bilirkişisi tarafından inceleme ile yetinilmiştir. Bu şekilde eksik araştırma ve incelemeye dayalı olarak karar verilemez.
Hal böyle olunca; doğru sonuca ulaşılabilmesi için Mahkemece, öncelikle tespit tarihinden 15-20-25 yıl öncesine ait stereoskopik hava fotoğraflarının farklı dönemlerde çekilmiş en az üç tanesi tarihleri açıkça yazılmak suretiyle Harita Genel Müdürlüğü’nden dosya arasına celp edilmeli, çekişmeli taşınmazı kapsayacak şekilde mera tahsisi bulunup bulunmadığı ilgili kurumlardan sorulup varsa tahsis kararı ve krokisi getirtilmeli, dosya bu şekilde ikmal edildikten sonra mahallinde, 3 ziraat mühendisi, fen bilirkişisi ile jeodezi ve fotogrametri uzmanı ya da harita mühendisinden oluşacak bilirkişi heyeti ve taşınmazın bulunduğu köy ile komşu köylerden yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen ve davada yararı bulunmayan şahıslar arasından seçilecek 3 kişilik yerel bilirkişi kurulu ve taraf tanıklarının katılımıyla yeniden keşif yapılmalı ve yapılacak bu keşifte, dava konusu taşınmaz ile mera parseli arasında ayırıcı unsur bulunup bulunmadığı belirlenmeli, taşınmazın kadim ya da tahsisli mera olup olmadığı hususu üzerinde durulmalı; dinlenilecek yerel bilirkişiler ve taraf tanıklarının sözleri komşu parsel tutanak ve dayanakları ile denetlenmeli; ziraat mühendisi bilirkişi kurulundan, taşınmazın niteliğiyle ilgili ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınmalı, dava konusu taşınmazın her yönünden tüm özelliklerini gösterir fotoğrafları çektirilmeli; hava ve uydu fotoğrafları üzerinde bilirkişilere bilimsel yöntemlerle (hava fotoğrafı ve memleketi haritası ile kadastro paftası ölçeği harita çizim programları aracılığıyla eşitlenerek çekişmeli taşınmazın konumunun çevre parsellerle birlikte harita üzerinde gösterilmesi ve hava fotoğrafları ile kadastro paftası çakıştırılıp stereoskop aletiyle incelenmesi suretiyle) inceleme yaptırılarak, çekişme konusu taşınmazın tarım arazisi olarak zilyetliğine ne zaman başlanıldığının ve hava ve uydu fotoğraflarının çekildiği tarihlerde çekişmeli taşınmaz bölümü ile mera parseli arasındaki ayırıcı unsur bulunup bulunmadığının belirlenilmesine çalışılmalı; çekişmeli taşınmaz bölümünün öncesinin mera olduğunun anlaşılması halinde meralar üzerinde sürdürülen zilyetliğin hukukça değer taşımayacağı düşünülmelidir.
Yukarıda açıklanan yöntemle yapılacak araştırma sonucu, dava konusu yerin mera olmadığının belirlenmesi halinde, zilyetlik yolu ile kazanma koşullarının oluşup oluşmadığı araştırılmalı, bu kapsamda; yerel bilirkişi ve tanıklardan, taşınmazın öncesinin ne olduğu, kim veya kimler tarafından, hangi tarihten beri ve ne şekilde kullanıldığı, imar – ihya gerektiren yerlerden olup olmadığı, böyle yerlerden ise imar – ihyaya konu edilip edilmediği ve edilmiş ise imar – ihyasının hangi tarihte tamamlandığı, tarımsal faaliyet varsa ne zaman sona erdiği ve dava konusu yerin hangi tarihte taş ocağına dönüştürüldüğü hususları etraflıca sorulup maddi olaylara dayalı olarak açıklattırılmalı, komşu parsellerin tutanak ve dayanakları uygulanarak dava konusu taşınmazı sınır olarak nasıl nitelendirdikleri araştırılmalı ve bu yolla yerel bilirkişi ve tanık sözleri denetlenmeli; yerel bilirkişiler ve tanıkların beyanları arasında oluşabilecek çelişkiler gerektiğinde yüzleştirme yapılarak giderilmeye çalışılmalı; ziraatçi bilirkişi kurulundan, taşınmazın evveliyatını, toprak yapısını, niteliğini ve zilyetlikle mülk edinilebilecek yerlerden olup olmadığını, komşu taşınmazlarla karşılaştırmalı şekilde açıklayan, bilimsel esaslara ve somut verilere dayalı, ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınmalı; fen bilirkişisinden ise, keşfi takibe ve denetlemeye olanak verir rapor ve kroki düzenlemesi istenilmeli; tanık ve yerel bilirkişi ifadeleri bilimsel esaslara ve maddi bulgulara dayanılarak hazırlanan söz konusu bilirkişi raporlarıyla denetlenmeli; 3402 sayılı Kanun’un 14. maddesi uyarınca, adına tescil kararı verilecek kişi ya da kişiler ile diğer mirasçılar ve onların miras bırakanları adına aynı çalışma alanı içerisinde kayıtsız ve belgesizden başkaca taşınmaz mal tespit ya da tescil edilip edilmediği tapu müdürlüğü ve ilgili kadastro müdürlüğü ile hukuk mahkemeleri Yazı İşleri Müdürlüğü’nden sorulup, aynı Kanun’un 03.07.2005 tarihli ve 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile değiştirilen 14/2. maddesi hükmü gözetilerek sulu ve susuz olarak kazanılmış toprak miktarı belirlenip, Kanun’un getirdiği sınırlamanın aşılıp aşılmadığı saptanarak, toplanacak tüm kanıtlar birlikte değerlendirilip, ulaşılacak sonuca göre bir hüküm kurulmalıdır.
Mahkemece, bu hususlar gözetilmeksizin, eksik araştırma ve incelemeye dayalı olarak karar verilmesi isabetsiz olduğundan, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekili ve davalı Hazine vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla uygulanacak olan 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince … ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine,
peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, 24.03.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.