YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/4390
KARAR NO : 2023/1419
KARAR TARİHİ : 14.03.2023
MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi
SAYISI : 2013/280 E., 2020/16 K.
KARAR : Kabul
Taraflar arasındaki kadastro tespitine itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesi tarafından verilen karar, yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesince bozulmuştur.
İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkeme kararı davalı Hazine temsilcisi tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
1. Kadastro çalışmaları sırasında, Van ili … ilçesi … Mahallesi çalışma alanında bulunan 127 ada 71 parsel sayılı 41.786,90 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ve ekonomik yarar sağlaması mümkün olan yerlerden olup kimsenin mülkiyet iddiasında bulunmadığı belirtilerek, ham toprak vasfıyla, Hazine adına tespit edilmiştir.
2. Davacı … dava dilekçesiyle; Van ili … ilçesi … Mahallesi 127 ada 71 parsel sayılı taşınmaza dede ve babasından intikal ederek 1960’lı yıllardan beri zilyet olduklarını, taşınmazın bir kısmını çayır olarak bir kısmını ise tarla olarak kullandığını belirterek, kadastro tespitinin iptali ile kendi adına tespit ve tesciline karar verilmesi istemiyle dava açtıktan sonra, yargılama sırasında ilk bozma kararı öncesinde, taşınmazın dedesinden babasına, babasından da kendisine intikal ettiğini, taşınmazı çayır olarak kullandığını, taşınmazın aynı zamanda 25.05.1972 tarih ve 128 sıra numaralı tapu kaydı kapsamında kaldığını, karar duruşmasında ise taşınmazı 1956 yılında abisi … ile birlikte satın aldıklarını, satın alma tarihinden beri birlikte kullandıklarını beyan etmiştir.
II. CEVAP
Davalı Hazine temsilcisi; davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEME KARARI
İlk Derece Mahkemesince usule ilişkin bozma ilamına uyularak verilen 12.11.2010 tarih ve 2005/3 Esas, 2010/33 Karar sayılı kararıyla, ziraatçi bilirkişisinin raporunda, davaya konu tüm taşınmazların üzerinde kum ocağı olduğu, dolayısıyla tarım vasfının bulunmadığı, tarımsal amaçla kullanılmaya uygun olmadığı, taşınmazların komşu parsellerinin mera olduğu, dava konusu taşınmazların da meradan açma olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 127 ada 71 parsel sayılı 41.786,90 metrekarelik ham toprak vasfında Maliye Hazinesi adına yapılan tespiti 03.05.2004 tarihinde yapılan keşfe istinaden fen bilirkişisinin hazırladığı raporunda (A) harfi ile göstermiş olduğu 10.401,45 metrekarelik kısmının ifraz edilerek yapılan tespitinin iptali ile aynı ada son parsel numarası verilerek çayır vasfıyla davacı … adına tapuya kayıt ve tesciline, ifraz sonrası geriye kalan kısmının tespit gibi aynı ada aynı parsel numarası verilerek ham toprak vasfı ile tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. İlk Derece Mahkemesinin 12.11.2010 tarih ve 2005/3 Esas, 2010/33 Karar sayılı kararı, davalı Hazine temsilcisi tarafından temyiz edilmiştir.
2. Temyiz incelemesi neticesinde, Yargıtay (Kapatılan) 03.02.2012 tarih ve 2011/5110 Esas, 2012/726 Karar sayılı ilamıyla; “ilk derece mahkemesi kararında dava konusu parsel ile ilgili olmayan dava dışı taşınmazlar hakkında açıklama ve gerekçelere yer verilmesinin ve kabule göre de, çekişmeli taşınmaza komşu 57 ve 67 parsellere ait tutanak örnekleri ile bu taşınmazlara revizyon gören tapu kayıtlarının tüm tedavülleri getirtilip yöntemine uygun şekilde yeniden keşif yapılmadan önceki keşifte alınan yetersiz ve soyut içerikli beyanlara istinaden, zilyetlik tanıkları ve tespit bilirkişileri dinlenmeksizin hüküm kurulmasının isabetsizliğine” değinilerek, ilk derece mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Bozma ilamı uyarınca yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, taşınmazın mera vasfında olmadığı gibi komşu mera parseli ile sınırlarının sabit ve belirgin olmadığı, davacının dayandığı 25.05.1972 tarih ve 128 sıra numaralı tapu kaydının taşınmazı da içine alacak şekilde çok geniş bir alanı kapsadığı ancak tapu malikleri davacı arasındaki akdi / ırsi ilişkinin bulunmadığı, davacının duruşma sırasında alınan beyanında …’ün hissesini birlikte kullandıklarını, ancak taşınmaza kendisinin zilyet olduğunu beyan ettiği, tespit tarihine kadar zilyetlikle iktisap koşullarının davacı lehine oluştuğu gerekçesiyle, davanın kabulüne, 127 ada 71 numaralı parselin kadastro tutanağının ve komisyon kararının iptali ile kadastro tutanağındaki ve uygulama tutanağındaki diğer bilgiler aynı kalmak kaydı ile davacı adına çayır vasfı ile tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve numarası belirtilen kararı, davalı Hazine temsilcisi tarafından temyiz edilmiştir.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı Hazine temsilcisi temyiz dilekçesinde; ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacının vergi kaydı sunmadığını, eklemeli zilyetlikte kendisine zilyetlik geçişlerini ispatlayamadığını, davacının zilyetlik yoluyla belgesizden edindiği taşınmazların bulunup bulunmadığının araştırılmadığını, taşınmaz üzerine emvali metruke araştırması yapılmadığını, taşınmazın 1927 yılından beri Hazine’nin mülkiyetinde olup taşınmaz üzerinde kimsenin zilyet olmadığı gibi davacının zilyetliğini ispat edemediğini ve davanın mahiyeti gereği yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılması gerektiğini belirterek, ilk derece mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, kadastro tespitine itiraza ilişkin olup, taraflar arasındaki uyuşmazlık, çekişmeli 127 ada 71 parsel sayılı taşınmaz üzerinde davacı lehine zilyetlikle iktisap koşullarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 Sayılı Kanun) Geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun (1086 Sayılı Kanun) 428 inci maddesi, 438 inci maddesinin yedinci fıkrası ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun (3402 sayılı Kanun) 14 ve 17 nci maddeleri,
3. Değerlendirme
1. İlk Derece Mahkemesince, çekişmeli taşınmazın tamamı üzerinde davacı lehine zilyetlikle iktisap koşullarının gerçekleştiği kabul edilmek suretiyle yazılı şekilde karar verilmiş ise, yapılan araştırma ve incelemenin karar vermek için yeterli olmadığı anlaşılmaktadır.
Şöyle ki; bir taşınmazın geçmişteki ve şimdiki niteliğini, üzerinde sürdürülen zilyetliğin süresini ve şeklini en iyi belirleme yöntemi hava fotoğraflarının incelenmesi olduğu halde, jeodezi bilirkişi raporunda sadece 2001 yılına ilişkin hava fotoğrafı üzerinde soyut değerlendirmeler yapılmış, anılan raporda taşınmazın 1988 tarihli hava fotoğraflarınında dosya içerisine celp edilerek incelenmesi gerektiği belirtilmesine rağmen bu husus üzerinde durulmamış ve aynı zamanda ziraat bilirkişi kurulu raporunda, taşınmazın dereden etkilendiği hususu belirtilmesine rağmen, bu konuda jeolog bilirkişisinden rapor alınmamıştır.
Diğer taraftan çekişmeli taşınmazın güneyinde mera parseli bulunmasına rağmen yöntemine uygun bir şekilde mera araştırılması yapılmamış, yapılan keşif sırasında taşınmazın mera vasfında olup olmadığı yada meradan açılıp açılmadığı hususunda komşu köyden mahalli bilirkişiler dinlenilmediği gibi, keşif sırasında dinlenen kişilerin, davacı tarafın -taşınmaz üzerine çekildiği belirtilen ancak raporlarda gösterilmeyen- tellerin çekilmesinden sonra taşınmazı kullanmadığı yönündeki beyanları dikkate alınarak, bu durumun zilyetliğin iradi terki olarak değerlendirilip değerlendirilmeyeceği üzerinde de durulmamış ve bu husus açıklığa kavuşturulmamıştır.
Ayrıca; ilk derece mahkemesince, çekişmeli taşınmazın tamamı yönünden davanın kabulüne karar verilmiş ise de, mahkemenin önceki tarihli kararıyla, taşınmazın 02.06.2004 tarihli fen bilirkişi raporunda (A) harfiyle gösterilen 10.401,45 metrekarelik kısmı üzerinde davanın kabulüne karar verilmiş ve bu karar, davacı tarafından temyiz edilmediğinden, davalı Hazine lehine usuli kazanılmış hak oluştuğu gözetilmediği gibi, yargılama sırasında davacı taraf, taşınmazın yarısı üzerinde zilyetliğinin bulunduğunu belirtmesine rağmen, bu beyanı üzerinde de durulmamıştır.
2. Bu şekilde eksik araştırma ve incelemeyle karar verilemez.
3. Hal böyle olunca; doğru sonuca ulaşılabilmesi için, ilk derece mahkemesince öncelikle, Harita Genel Müdürlüğü web sitesinin hava fotoğrafı sorgulama sayfasına girilerek taşınmazların bulunduğu köyü / mahalleyi kapsayacak şekilde hangi yıllara ait hava fotoğrafı bulunduğu araştırılıp belirlenmek ve (denetimin sağlanması bakımından) ilgili sayfanın çıktısı dosya içerisine konulmak suretiyle buradan elde edilen verilere göre tespit tarihinden 15 – 20 – 25 yıl öncesine (bulunmadığı takdirde bu tarihlere en yakın tarihlere) ait farklı dönemlerde çekilmiş en az üç adet stereoskopik hava fotoğrafı tarihleri açıkça yazılmak suretiyle Harita Genel Müdürlüğünden getirtilerek dosya arasına konulmalı, bu şekilde dosya bu şekilde ikmal edildikten sonra mahallinde, yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen, davada yararı bulunmayan, taşınmazların bulunduğu köyde ve komşu köylerde ikamet eden şahıslar arasından ayrı ayrı seçilecek 3’er kişilik yerel bilirkişi kurulu ve taraf tanıkları ile önceki bilirkişiler dışında, 1 fen bilirkişisi, 1 jeolog bilirkişisi, 1 jeodezi ve fotogrametri mühendisi bilirkişisi ve 3 ziraat mühendisi bilirkişisinin katılımıyla yeniden keşif icra edilmelidir.
Yapılacak bu keşif sırasında, yerel bilirkişi ve tanıklardan, taşınmazın geçmişte ne durumda bulunduğu, kime ait olduğu, kimden nasıl intikal ettiği, kim tarafından, ne zamandan beri ve ne suretle kullanıldığı, öncesinin geleneksel biçimde kullanılan kadim mera olup olmadığı, devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olması halinde, imar – ihyaya konu edilip edilmediği, imar- ihyaya konu edilmiş ise ihyanın hangi tarihte başlayıp ne zaman bitirildiği, taşınmaz üzerinde davacı tarafın zilyetliği iradi olarak terk edip etmediği, terk edilmiş ise ne zaman terk ettiği, terk edildikten sonra zilyetliğinin tekrar başlayıp başlamadığı etraflıca sorulup maddi olaylara dayalı olarak açıklattırılmalı, yerel bilirkişi ve tanıkların sözleri arasında doğabilecek çelişkiler, gerektiğinde yüzleştirme yapılarak yöntemince giderilmeli, bilirkişi ve tanık sözleri komşu parsel tutanak ve dayanaklarıyla denetlenmeli; mahkeme hakiminin, taşınmazın niteliğine ve fiziksel özelliklerine ilişkin çevre parsellerle karşılaştırmalı gözlemi tutanağa aynen yansıtılmalı; ziraat mühendisleri bilirkişi kurulundan, taşınmazın toprak yapısını ve niteliğini, zirai durumunu, üzerinde sürdürülen zilyetliğin şeklini ve süresini, mera vasfı taşıyıp taşımadığını, çekişmeli taşınmazın komşu mera parselleri arasında doğal ya da yapay ayırıcı nitelikte unsur bulunup bulunmadığını, devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olması halinde, imar – ihyaya konu edilip edilmediğini, imar-ihyaya konu edilmiş ise ihyanın hangi tarihte başlayıp ne zaman bitirildiğini açıklayan, somut verilere ve bilimsel esaslara dayanan, ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınmalı ve taşınmazın her yönünden tüm özelliklerini gösterir (özellikle taşınmazın iddiaya konu bölümü ile geriye kalan bölümünün sınırını gösterir şekilde) fotoğrafları çektirilmeli; fen bilirkişine, keşif ve uygulamayı denetlemeye elverişli rapor ve harita düzenlettirilmeli; jeolog bilirkişisinden, dava konusu taşınmazın sınırında bulunan derenin aktif dere olup olmadığı, çekişmeli taşınmazın dere yatağında kalıp kalmadığı ya da dereden kazanılıp kazanılmadığı ve derenin aktif etki alanında kalıp kalmadığı hususlarına ilişkin rapor düzenlenmesi istenmeli; jeodezi ve fotogrametri mühendisi bilirkişisine, yukarıda belirtilen tarihlerde çekilmiş hava fotoğrafları üzerinde uygulama yaptırılarak, taşınmazın önceki ve şimdiki niteliğini, mera vasfında olup olmadığını, devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olması halinde, imar – ihyaya konu edilip edilmediğini, imar – ihyaya konu edilmiş ise ihyanın hangi tarihte başlayıp ne zaman bitirildiğini belirtir ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınmalı; bundan sonra, davacı adına belgesizden zilyetlik yoluyla tespiti yapılan taşınmaz bulunup bulunmadığı ve mevcut ise bu arazilerin sulu arazi mi yoksa kuru arazi mi olduğu belirlenerek, sulu arazi de 40, kuru arazide 100 dönüm sınırının aşılıp aşılmadığı gözetilmek suretiyle oluşacak sonuca göre bir karar verilmelidir.
4. İlk Derece Mahkemesince, bu yönler göz ardı edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz olduğu gibi; kabule göre de, “tespitin iptaline” karar verilmeden taşınmazın davacı adına tesciline şeklinde hüküm tesis edilmesi de isabetsiz olduğundan, ilk derece mahkemesi kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un Geçici 3 üncü maddesi yollaması ile 1086 sayılı Kanun’un 428 inci maddesi uyarınca BOZULMASINA,
1086 sayılı Kanun’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,14.03.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.