YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/4791
KARAR NO : 2021/10895
KARAR TARİHİ : 04.11.2021
MAHKEMESİ : Urla Kadastro Mahkemesi
Taraflar arasında Urla Kadastro Mahkemesinde görülen dava sonucunda verilen hükme karşı davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş olup, bu kez davalı vekili Bölge Adliye Mahkemesi kararını temyiz etmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı Hazine vekili, … İli … İlçesi … Mahallesinde kain 498 parsel sayılı taşınmazın adına kayıtlı olduğunu, bölgede 3402 sayılı Yasa’nın 22-a maddesi gereğince yapılan uygulama kadastrosu sonucunda 200 ada 10 parsel numarasını alan taşınmazın kuzey sınırındaki tescil harici taşınmazla arasında sabit sınır olmaması nedeniyle pafta sınırının uygulanmadığını, bu nedenle yüz ölçümünde azalma olduğunu belirterek, taşınmazın yüz ölçümünün kadastral paftalara ve tapu kaydına göre düzeltilerek sınırlandırma yapılmasına karar verilmesi istemiyle dava açmıştır.
Davalı … Müdürlüğü, kurumları tarafından yapılan kadastro çalışmalarında ölçü ve detay noktalarının açı ve kenarlarının takometrik yöntemle yapıldığını, hata payının oldukça az olduğunu belirterek, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece yapılan yargılama sonunda; dava konusu taşınmazın, kuzey sınırındaki tescil harici cebel niteliğindeki komşu taşınmaz ile arasındaki sınırın zeminde belli olmadığı, 22-a çalışmalarında belirlenen sınırın kadastro paftası ile uyumsuz olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, … İli … İlçesi … Mahallesi (eski 498) 200 ada 10 parselin uygulama tespitinin iptali ile teknik bilirkişilerin 24.11.2016 tarihli raporu ve ekindeki krokide gösterilen sınırlara göre 3.7991,11 metrekare yüzölçümü ve zeytin ağaçlı tarla vasfıyla tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş, davalı tarafça istinaf başvurusunda bulunulması üzerine İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesince istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiş ve iş bu karar, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Dava; 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 22/a maddesi uyarınca yapılan uygulama kadastrosuna itiraz niteliğindedir. Bu tür davalarda husumetin, itiraz edenin taşınmazları aleyhine yapılan tespit sonucunda, yüzölçümü artan ya da lehine ortak sınır değiştirilen taşınmazların maliklerine yöneltilmesi gerekir. Ancak; uygulama kadastrosu sonucunda lehine sınır değişikliği yapılan veya yüzölçümü artan taşınmaz veya taşınmazların bulunmaması halinde ise Kadastro Müdürlüğüne husumet yöneltilerek de dava açılabilir. Davacıya ait taşınmazların yüzölçümlerinde oluşan eksilmelerin tescil harici taşınmazlardan kaynaklandığının anlaşılması halinde de Hazine ile ilgili Kamu Tüzel Kişilerinin davaya dahil edilmesi için davacıya imkan verilmelidir.
Somut olayda; davacı Hazine, uygulama kadastrosu sırasında kendisine ait taşınmazın kuzey sınırında tescil harici olan kısımda sabit sınır olmaması nedeni ile bu kısımda pafta sınırına uyulması ve yüzölçümünün düzeltilmesi gerektiğini ileri sürerek ve Kadastro Müdürlüğüne husumet yöneltmek suretiyle dava açmıştır. Yargılama sırasında mahallinde yapılan keşif sonrası alınan bilirkişi raporunda, sadece, kuzey sınırındaki tescil harici olan cebel arazi ile olan sınır incelenmiş ve 3.7991,11 m2 olarak paftanın düzeltilmesi gerektiği belirlenmiş ve Mahkemece de, bu sınır esas alınarak, bilirkişi raporu uyarınca yazılı şekilde karar verilmiş ise de, bu görüşe katılma olanağı bulunmamaktadır. Şöyle ki, az yukarıda da açıklandığı üzere, davacı Hazineye ait taşınmazın yüzölçümünde oluşan eksilmenin tescil harici alandan kaynaklandığı anlaşıldığına göre, ilgili kamu tüzel kişilikleri olarak çekişmeli taşınmazın bulunduğu Büyükşehir Belediye Başkanlığının ve İlçe Belediye Başkanlığının da davada yer almaları zorunludur. Yasal hasım konumundaki tüzel kişilerin davaya katılımları sağlanmadan yargılamaya devamla hüküm kurulması hukuken mümkün bulunmamaktadır.
Hal böyle olunca; Mahkemece öncelikle, davacıya, 6360 sayılı Kanun’un 1. maddesi gereğince ilgili kamu tüzel kişisi sıfatıyla davada yer alması gereken taşınmazın bulunduğu Büyükşehir Belediye Başkanlığına ve İlçe Belediye Başkanlığına davasını yöneltmesi için süre ve imkan tanınmalı, bu şekilde taraf teşkilinin sağlanması halinde, anılan belediye başkanlıklarından davaya ilişkin savunma ve delilleri sorulmalı, bildirdikleri takdirde delilleri toplanmalı ve bundan sonra tarafların iddia ve savunmalarına ilişkin tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmelidir.
Mahkemece, bu husus gözetilmeksizin, yöntemince taraf teşkili sağlanmadan, davanın esası hakkında yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olup, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda belirtilen nedenlerle, davalı vekilinin yazılı temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi’nin 20.04.2017 tarihli ve 2017/89 Esas, 2017/94 Karar sayılı istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararının KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi hükmünün 6100 sayılı HMK’nin 371. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma sebebine göre sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 04.11.2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.