YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/4912
KARAR NO : 2021/9979
KARAR TARİHİ : 04.10.2021
MAHKEMESİ : Mersin Kadastro Mahkemesi
Taraflar arasında Mersin Kadastro Mahkemesinde görülen dava sonucunda verilen hükme karşı davacı Hazine vekili ve davalı tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesince davacı Hazine vekilinin ve davalının istinaf başvurularının esastan ayrı ayrı reddine karar verilmiş olup, bu kez davacı Hazine vekilin Bölge Adliye Mahkemesi kararını temyiz etmesi üzerine Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesince ek kararla, davacı Hazine vekilinin temyiz dilekçesinin reddine karar verilmiş ve iş bu ek karar davacı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Kadastro sonucu, … İli … İlçesi … Mahallesi çalışma alanında bulunan 105 ada 246 parsel sayılı taşınmaz, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle davalı adına tespit edilmiştir.
Davacı Hazine vekili, taşınmazın davalı adına tespit gördüğünü, ancak bu yerin taşlık ve çalılık niteliğinde olduğundan zilyetlik yoluyla iktisabının mümkün olmadığını ileri sürerek, tespitin iptali ile taşınmazın adına tescili istemiyle dava açmıştır.
Davalı, dava konusu taşınmazı 2005 yılında … dan satın aldığını, … satmadan önce 40 yıl kullandığını kendisinin de 20 yılı aşkın süredir eklemeli zilyet olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kabulüne, … İli … İlçesi … Mahallesi 105 ada 246 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespitinin fen bilirkişisinin raporu doğrultusunda iptali ile tarla vasfıyla Hazine adına tespit ve tesciline, taşınmaz üzerinde bulunan seranın davalıya ait olduğuna dair beyanlar hanesine şerh düşülmesine karar verilmiş, hükmün davacı Hazine vekili ve davalı tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı Hazine vekilinin ve davalının istinaf başvurusunu esastan ayrı ayrı reddine karar verilmiş olup, bu karar davacı Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle, Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi nin ek kararı ile, davacı Hazine vekilinin temyiz dilekçesinin HMK’nin 362/1-a maddesi uyarınca kararın kesin olması nedeniyle reddine karar verilmiş ve iş bu ek karar davacı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1. Anayasa’nın 36. maddesinin 1. fıkrası uyarınca herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Mahkemeye erişim hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsurudur. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinde de herkesin kişisel hak ve yükümlülükleriyle ilgili her türlü iddiasını mahkeme önüne getirme hakkı güvence altına alınmıştır. Buna göre, mahkeme kararlarına karşı kanun yolu başvurusunda bulunma hakkı, adil yargılanma hakkı kapsamındadır.
28.07.2020 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 22.07.2020 tarihli ve 7251 sayılı Kanun’un 53.maddesi ile 3402 sayılı Kanun’a eklenen Ek 6. maddesi ile “Kadastro Mahkemesinin veya otuz günlük askı ilan süresinden sonra, kadastro öncesi nedene dayalı olarak açılan davalarda genel mahkemelerin verdiği kararlar ile orman kadastrosuna ilişkin davalarda bu mahkemelerce verilen kararlara karşı, miktar ve değere bakılmaksızın 12.1.2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerine göre istinaf veya temyiz kanun yoluna başvurulabilir.” hükmü getirilmiştir. Hükmün gerekçesinde belirtildiği üzere, bu madde ile söz konusu davaların miktar veya değerine göre istinaf veya temyiz yoluna tabi olup olmadığıyla ilgili uygulamada oluşan tereddütlerin giderilmesi amaçlanmıştır.
Yukarıda açıklandığı üzere Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkeme kararlarına karşı kanun yolu başvurusunda bulunma hakkı, hukuk güvenliği ile hukuki belirlilik ilkesi, 28.07.2020 tarihli ve Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 22.07.2020 tarihli ve 7251 sayılı Kanun’un 53.maddesi ile 3402 sayılı Kanun’a eklenen Ek 6. maddesi karşısında, tereddüte yol açan usul kurallarının hakkaniyete halel getirecek kadar aşırı şekilci olarak uygulanmaması ve adalet duygusunun rencide edilmemesi gerektiği de gözetildiğinde 8.6.2017 tarihli Bölge Adliye Mahkemesi kararına karşı temyiz yoluna başvurulabileceği kabul edilmelidir.
Her ne kadar davacı Hazine vekilinin temyiz başvurusu Bölge Adliye Mahkemesi ek karar ile reddedilmiş ise de açıklanan gerekçelerle karar kesin nitelikte olmadığından ve temyiz incelemesine tabi olduğundan Bölge Adliye Mahkemesinin ek kararının kaldırılmasına karar verilerek esas yönünden temyiz incelemesi yapılmıştır.
2. Bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur (4721 Sayı’lı TMK mad. 684/1). Arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsar. Bu mülkiyet kapsamına, yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer (TMK mad. 718). 22.12.1995 tarihli ve 1/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da vurgulandığı gibi Eşya Hukukunda, muhdesattan, bir arazi üzerinde yapı ve tesisler ile bağ ve bahçe şeklinde dikilen ağaçları anlamak gerekir. Muhdesat, sahibine arazi mülkiyetinden ayrı, bağımsız bir mülkiyet veya sınırlı bir ayni hak sağlamaz. Muhdesat sahibinin hakkı, sadece şahsi bir haktır (TMK mad. 722, 724 ve 729). Taşınmaz üzerindeki bina, ağaç gibi bütünleyici parça niteliğindeki muhdesatların taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığından söz edilemez. Açıklanan ilke ve esaslara göre, kural olarak muhdesatın arz malikinden başkasına aidiyetinin tespiti istenemez.
Diğer yandan, 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu’nun “Beyanlar” başlıklı 1012/2, 3. maddesine göre, taşınmaz mülkiyetine ilişkin kamu hukuku kısıtlamalarının beyanlar sütununa yazılması ve bu sütuna yazılabilecek diğer hususlar tüzükle belirlenir. Özel kanun hükümleri saklıdır. Tapu Sicili Tüzüğü’nün 60.maddesine göre de, kütüğün beyanlar sütununa, mevzuatın yazılmasını öngördüğü hususlar tarih ve yevmiye numarası belirtilerek yazılır. Söz konusu yasal düzenlemelere göre, her beyanın tapu kütüğünün beyanlar sütununda gösterebilmesi mümkün değildir. Bunun için, Türk Medeni Kanunu’nda ya da özel kanunlarda bu konuda bir hükme yer verilmiş olması veya Tapu Sicil Tüzüğü’nde bir düzenleme yapılmış olması gerekir. Mevzuatın yazılmasına izin vermediği bir belirtme kütüğün beyanlar sütununda gösterilemez.
Türk Medeni Kanunu’nda düzenlenen, taşınmazın heyelan bölgesinde kalması (mad. 710), geçit hakkı (mad. 748), toprağın iyileştirilmesi (mad. 755), eklentiler (mad. 1012/1) ile özel yasalar arasındaki 634 Sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’nun 41.maddesi, 2863 Sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun değişik 7. maddesi, 3194 Sayılı İmar Kanunu’nun 11. maddesi, 3621 Sayılı Kıyı Kanunu’nun 12. maddesi, 6361 sayılı … Kiralama, … ve … Şirketleri Kanunu’nun 22. maddesi, 2981 Sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemleri Düzenleyen Yasa uyarınca hak sahibine tahsis beyanları, 1163 Sayılı Kooperatifler Kanunu’nun 15. maddesi, 2924 Sayılı Orman Köylüsünün Desteklenmesine Dair Kanun’un 7. maddesi ve 3402 Sayılı Kadastro Kanunu’nun 19/II. maddesi tapunun beyanlar sütununa şerh verilmesine imkan veren yasal düzenlemelerden bir kısmıdır.
Duraksamadan belirtmek gerekir ki; mevcut bir muhdesata sonradan yapılan imalatlar yeni bir muhdesat meydana getirme sayılamayacağı gibi, bu amaçla yapılan giderler de mevcut muhdesata değer kazandıran faydalı ve zorunlu giderlerdendir. Aynı şekilde bütünleyici parça niteliğinde olmayıp her zaman için ana taşınmazdan sökülüp götürülebilen ve taşınmazdan ayrılması mümkün olan eşyalar da teferruat niteliğindedir.
Somut olaya gelince; mahallinde yapılan keşif sonucunda, dosyaya ibraz edilen bilirkişi raporlarına göre, seranın, sökülebilir bi yapı olması nedeniyle muhdesat niteliği yoktur. Bu nedenle; Mahkemece, yanılgıya düşülerek taşınmazın beyanlar hanesine seranın davalı …’a ait olduğuna dair şerh düşülmesi doğru değildir.
Ne var ki, bu hususun düzeltilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, Bölge Adliye Mahkemesinin kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesinin kararının düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir.
SONUÇ: Davacı Hazine vekilinin temyiz talebinin yukarıda 1. bentte açıklanan sebeple yerinde görüldüğünden kabulü ile, Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi ek kararının 6100 sayılı HMK’nin 373/1. maddeleri uyarınca KALDIRILMASINA, yukarıda 2. bentte açıklanan sebeple, Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi kararının 6100 sayılı HMK’nin 373/1. maddeleri uyarınca KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi hüküm fıkrasının (3) nolu bendi, ” Dava konusu … ili … ilçesi … mahallesi 105 ada 246 parsel sayılı taşınmazın kütüğünün beyanlar hanesine “fen bilirkişi … ’ın 25.10.2016 havale tarihli raporunun ekinde sunulmuş olduğu krokide pembe kalemle çizgili seranın davalı 20228170552 TC kimlik numaralı …’a aittir şeklinde şerh düşülmesine ” ibarelerinin hüküm fıkrasından çıkarılmasına, hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı HUMK’un 438/7. fıkrası gereğince düzeltilmiş bu şekli ile ONANMASINA, Hazine harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 04.10.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.