YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/6839
KARAR NO : 2023/690
KARAR TARİHİ : 15.02.2023
MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi
SAYISI : 2016/16 E., 2019/4 K.
KARAR : Davanın reddine
Taraflar arasındaki uygulama kadastrosuna itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonunda Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesince İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
1.Uygulama Kadastrosu sırasında Trabzon ili, …. ilçesi … Mahalle çalışma alanında bulunan ve tapuda … adına kayıtlı bulunan eski 1215 parsel sayılı 3.090,00 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, 208 ada 18 parsel numarasıyla ve 4.111,22 metrekare yüzölçümlü olarak; … ve müşterekleri adına tapuda kayıtlı bulunan eski 11.920,00 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, 208 ada 19 parsel numarasıyla ve 10.931,75 metrekare yüzölçümlü olarak tespit edilmiş; bu tespite 208 ada 19 parsel maliklerinden … tarafından itiraz edilmesi üzerine, 21.10.2011 tarihli Komisyon kararı ile taşınmazların ara sınırının yeniden belirlenmesi sureti ile 208 ada 18 parsel sayılı taşınmazın yüz ölçümünün 3.215,03 m2; 208 ada 19 parsel sayılı taşınmazın yüzölçümünün ise 12.032,97 m2 olarak düzeltilmesine karar verilmiştir.
2.Davacı … dava dilekçesinde, uygulama kadastrosu sırasında kendisine ait taşınmazın sınırının yanlış belirlendiğini ve yanlışlığın davalılara ait 208 ada 19 parsel sayılı taşınmazdan kaynaklandığını ileri sürerek iddiasına konu kısmın taşınmazına eklenmesini istemiştir.
II. CEVAP
Davalılar … ve … cevap dilekçesinde; davanın usul ve yasaya aykırı olduğu gibi hukuki dayanaktan da yoksun olduğunu, Kadastro Komisyonu tarafından belirlenen sınırların doğru olup, davacı yanın iddialarının yersiz olduğunu öne sürerek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 11.09.2013 tarih ve 2011/641 Esas, 2013/304 Karar sayılı kararıyla; uygulama kadastrosunda taşınmazın sınırlarında bir değişiklik bulunmadığı gibi taşınmazdaki yüz ölçüm farklılığının ölçüm hatasından kaynaklandığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1.İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacı temyiz isteminde bulunmuştur.
2.Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin 15.10.2015 tarihli 2015/10975 Esas, 11765/Karar sayılı kararı ile; davanın uygulama kadastrosu askı ilan süresi içerisinde açıldığı ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu’un (3402 sayılı Kanun) 11 inci maddesi gereğince askı ilan süresi içerisinde açılan davalarda Kadastro Mahkemesinin görevli olup görev hususunun yargılamanın her aşamasında resen gözetilmesi gerektiği açıklanarak Mahkemece görtevsizlik kararı verilierek dosyanın Kadastro Mahkemesine gönderilmesi gerekirken işin esasına girilerek karar verilmesinin isabetsizliğine değinilerek kararın bozulmasına karar verilmiştir.
B.İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
1.Akçaabat 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 04.05.2016 tarihli ve 2016/107 Esas, 2016/385 Karar sayılı kararı ile, Mahkemenin görevsizliği nedeni ile davanın usulden reddine, kararın kesinleşmesinden itibaren süresi içerisinde başvurulması halinde dava dosyasının görevli Trabzon Kadastro Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiş ve hükmün kesinleşmesi üzerine dosya Kadastro Mahkemesine gönderilmiştir.
2.İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, uygulama kadastrosu sırasında çekişmeli taşınmazların müşterek sınırının tesis kadastrosu sınırları esas alınarak belirlendiğinin teknik bilirkişi raporu ile sabit olduğu, dolayısı ile uygulama kadastrosunun usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesi ile davanın reddine, dava konusu 208 ada 18 ve 19 parsel sayılı taşınmazların uygulama kadastro tespiti gibi tapuya tesciline karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde, kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, keşif sırasında kadim sınırların davacı asil tarafından gösterildiğini ve bu sınırın kadim sınır olduğunun da tanıklar tarafından doğrulandığını, taşınmazların ara sınırını teşkil eden hendeğin tesis kadastrosundan öncede mevcut olup değişmediğini, ne var ki raporda taşınmazların ara sınırında kadim sınır bulunmadığının belirtildiğini, dolayısı ile raporun eksik olduğunu, diğer taraftan taşınmazdaki eksikliğin komşu 208 ada 3 ve 19 parsel sayılı taşınmazlardan kaynaklanmakta olup, bu hususta davayı ıslah ettiklerini, ancak 208 ada 3 parselle ilgili davanın tefrik edilip, karar verilmesine yer olmadığı karar verildiğini, her iki davanın birlikte görülüp sonuçlandırılması gerektiğini ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, 3402 sayılı Kanun’un 22/2-a maddesine göre yapılan uygulama kadastrosunun usul ve kanun hükümlerine uygun olarak yapılıp yapılmadığına ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 Sayılı Kanun) geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun (1086 Sayılı Kanun) 428 inci maddesi, 438 inci maddesinin yedinci fıkrası ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası, 3402 sayılı Kanun’un 22/2-a maddesi, 1086 sayılı Kanun’un 388/1-3, 6100 sayılı Kanun 297, Anayasanın 141/3 üncü maddesi,
3. Değerlendirme
1.T.C. Anayasasının 141/3 üncü maddesi gereğince bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerekir. 1086 sayılı Kanun’un 388/1-3 üncü maddesi ile 6100 sayılı Kanun’un 297/1-c. maddesi, bir mahkeme hükmünün kapsamının ne şekilde olması gerektiğini açıklamıştır. Bir mahkeme hükmünde, tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla, bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin birer birer, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde hükümde gösterilmesi gereklidir. Bu kısım, hükmün gerekçe bölümüdür. Gerekçe, Hakimin (Mahkemenin) tespit etmiş olduğu maddi vakıalar ile hüküm fıkrası arasında bir köprü görevi yapar. Gerekçe bölümünde hükmün dayandığı hukuki esaslar açıklanır. Hakim, tarafların kendisine sundukları maddi vakıaların hukuki niteliğini (hukuki sebepleri) kendiliğinden (re’sen) araştırıp bularak hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar.
2.Hakim, gerekçe sayesinde verdiği hükmün doğru olup olmadığını, yani kendini denetler. Üst mahkeme de, bir hükmün hukuka uygun olup olmadığını ancak gerekçe sayesinde denetleyebilir. Taraflar da ancak gerekçe sayesinde haklı olup olmadıklarını daha iyi anlayabilirler. Bir hüküm, ne kadar haklı olursa olsun, gerekçesiz ise tarafları doyurmaz (Kuru, Baki/ Arslan, Ramazan/ Yılmaz, Ejder; Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı 6100 sayılı HMK’na göre Yeniden Yazılmış, 22 Baskı, … 2011, s.472).
3.Gerekçenin önemi Anayasal olarak hükme bağlanmakla gösterilmiş olup gerekçe ve hüküm birbirine sıkı sıkıya bağlıdır.
4.Kanun’un aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir. Zira tarafların o dava yönünden, hukuın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur.
5.6100 sayılı Kanun’un 297 nci maddesine göre de; “Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.”
6.Somut olayda, hükmün gerekçesinde uygulama kadastrosu sırasında çekişmeli taşınmazların müşterek sınırının tesis kadastrosu sınırları esas alınarak belirlendiğinin teknik bilirkişi raporu ile sabit olduğu, dolayısı ile uygulama kadastrosunun usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verildiği belirtilmekle beraber, hüküm yerinde davanın reddine karar verildikten sonra çekişmeli taşınmazların uygulama kadastro tespiti gibi tesciline karar verildiği, buna karşın çekişmeli taşınmazların uygulama kadastrosuna konu edilmesinden sonra itiraz sonucunda komisyon kararı ile sınırları değiştirildiğine göre uygulama kadastrosu sonucu belirlenen sınırların doğru olduğunun kabul edilmesi halinde davanın kabulüne karar verilmesi, komisyon kararı sonucu belirlenen sınırların doğru olduğunun kabul edilmesi halinde ise davanın reddi ile taşınmazların komisyon kararı gibi tesciline karar verilmesi gerekeceğinden, mevcut gerekçe ve hüküm itibariyle hüküm ve gerekçe arasında çelişki oluşturulduğu anlaşıldığından, hükmün diğer yönleri incelenmeksizin bu nedenle bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un Geçici 3 üncü maddesi yollaması ile 1086 sayılı Kanun’un 428 inci maddesi uyarınca BOZULMASINA,
44,40 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 135,50 TL’nin temyiz edenden alınmasına,
1086 sayılı Kanun’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,15.02.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.