Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2021/7708 E. 2022/10160 K. 13.12.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/7708
KARAR NO : 2022/10160
KARAR TARİHİ : 13.12.2022

MAHKEMESİ : Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
DAVA TÜRÜ : Kadastro Tespitine İtiraz
İLK DERECE MAHKEMESİ : Çorum Kadastro Mahkemesi

Taraflar arasında Çorum Kadastro Mahkemesinde görülen dava sonucunda verilen hükme karşı davacı Hazine vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesince, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş olup, bu kez davacı Hazine vekili tarafından Bölge Adliye Mahkemesi kararı temyiz edilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Kadastro sırasında, …., ili …, ilçesi ….., Köyü çalışma alanında bulunan 112 ada 1 parsel sayılı 6.597,63 m2 yüzölçümündeki taşınmaz, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayalı olarak, tarla vasfıyla, davalılar …, … ve … adına tespit edilmiştir.
Davacı Hazine vekili, taşınmazın evveliyatının orman olduğunu, devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan kamu malı niteliğindeki yerlerden olması nedeniyle davalılar lehine zilyetlik yoluyla taşınmaz edinme koşullarının gerçekleşmediğini öne sürerek, kadastro tespitinin iptali ile taşınmazın Hazine adına tescili istemiyle dava açmıştır.
Mahkemece yapılan yargılama sonunda, davanın reddine, dava konusu 112 ada 1 parsel sayılı taşınmazın tespit gibi tapuya tesciline karar verilmiş, hükme karşı davacı Hazine vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesince, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş ve iş bu karar, davacı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece, taşınmazın üç tarafı orman parseli ile çevrilmiş ise de üzerinde aktif bir orman varlığının bulunmadığı, öncesi itibariyle açık alanda kalıp orman sayılan yerlerden olmadığı, keşifte dinlenen bir kısım mahalli bilirkişi ve tespit bilirkişileri tarafından, taşınmazın öncesinin dere yatağı olup son 3 – 4 ila 10 yıl içinde tarım arazisi haline getirildiğinin beyan edildiği, ancak, asli belge niteliğindeki hava fotoğrafları ile belirlenen durum karşısında mahalli bilirkişi ve tespit bilirkişi beyanlarına itibar edilemeyeceği, taşınmazın doğu sınırında ileri yaşta dikme kavak ve söğüt ağaçlarının bulunduğu, doğu sınırında kuru dere yatağı olmakla birlikte 19.02.2019 tarihli jeolog bilirkişi raporunda taşınmazın dere yatağı olmadığının, derenin aktif etki alanında bulunmadığının belirtilmesi karşısında davalılar lehine zilyetlik yoluyla iktisap koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de yapılan araştırma ve inceleme karar vermeye yeterli bulunmamaktadır.
Şöyle ki; mahallinde 12.09.2018 tarihinde yapılan keşifte, komşu köy halkından dinlenen 3 mahalli bilirkişisi benzer beyanlarda bulunarak, taşınmazın kadim tarım arazisi olduğunu, davalıların babasının zilyetliğinde iken yaklaşık 25 – 30 yıl önce ölümüyle davalılara kaldığını, buğday ekip biçmek suretiyle tarla olarak kullanıldığını beyan etmişler; ancak, aynı köy halkından dinlenen mahalli bilirkişiler ile tespit bilirkişileri ise, taşınmazın bulunduğu yerin 1980′ li yıllarda dere yatağı olduğunu, o yıllarda taşınmazı kullananların dere yatağına taş dökerek derenin yatağını değiştirdiklerini, son 3 – 4 yıldan beri de sürüp genişleterek tarla haline getirdiklerini ve batı hududundaki Hazine parseli ile birlikte tarla olarak kullandıklarını, taşınmazın 10 yıl öncesine kadar çayırlık dere yatağı olduğunu, buralarda 10 yıl öncesine kadar hayvan güttüklerini, son 10 yıl içinde tarla haline getirildiğini, taşınmazın batı kısmının ise 20 yılı aşkın bir zamandır tarla olarak kullanıldığını bildirmişlerdir.
Keşif sonrası dosyaya sunulan orman bilirkişisi ve jeodezi mühendisi bilirkişisi tarafından hazırlanan müşterek raporda; 1956 tarihli hava fotoğrafında, taşınmazın batı ve kuzey sınırı dışındaki sınırlarının belirgin olmadığı, çok net belirlenememekle birlikte çevresindeki tarımsal amaçlı kullanılan parsellerle benzer yansıma özelliğini gösterdiği, 1990 tarihli hava fotoğrafında, kuzey sınırı dışında diğer sınırlarının doğal ve kısmen belirgin olduğu, çevresindeki tarımsal amaçlı kullanılan parsellerle benzer yansıma özelliği gösterdiği, üzerinde sürüm izi vb. iz olmamakla birlikte tarımsal amaçlı kullanıldığının tespit edildiği, 2005 tarihli hava fotoğrafında ise, doğu sınırı dışındaki sınırlarının belirgin olmadığı, çevresindeki tarım arazileriyle benzer yansıma özelliğini gösterdiği, üzerinde sürüm izi vb. iz olmamakla birlikte tarım arazisi olarak kullanıldığının tespit edildiği açıklanmış; ziraat bilirkişisi raporunda ise, doğu sınırının kavak ve söğüt ağaçlarıyla sınırlandığı, keşif günü itibariyle taşınmazın üzerinde buğday anızının bulunduğu, tarım arazisi vasfında olduğu, ancak taşınmazın topoğrafik yapısı itibariyle sel ve … riskinin bulunduğu belirtilmiştir.
Mahkemece, 19.11.2019 tarihinde, refakate jeolog bilirkişisi ve fen bilirkişisi alınmak suretiyle taşınmaz başında yeniden keşif yapılmış, bu keşif sonucunda hazırlanan jeolog bilirkişisi raporunda, taşınmazın doğusunda kuru dere bulunduğu, etrafında yer alan tarım arazileriyle aynı toprak yapısında olduğu, dere yatağından elde edilme bir alan olmadığı, yapısı ve konumu itibariyle aşırı yağışlara bağlı sel suları altında kalmayacağı ve sel sularından etkilenmeyeceği bildirilmiştir.
Öncelikle belirtmek gerekir ki; mahkemenin de kabulünde olduğu üzere taşınmazın evveliyatının orman olmadığı hususunda ihtilaf bulunmamaktadır. Ne var ki, hava fotoğrafları ile taşınmazın kadastro paftasının çakıştırılması ile elde edilen haritalar incelendiğinde, taşınmazın batı bölümünün içinde kuzey güney doğrultusunda ağaçların bulunduğu ve bir hat oluşturduğu, taşınmazın kadastro sonucu oluşan parsel sınırının ise bu ağaçlardan çok daha sonra geldiği anlaşıldığı halde, ziraat bilirkişisi raporunda taşınmazın doğu sınırının kavak ve söğüt ağaçlarıyla sınırlandığı bildirilmiştir. Diğer bir anlatımla; zeminde davalılar tarafından fiilen zilyet ve tasarruf edildiği bildirilen taşınmaz sınırının kavak ve söğüt ağaçlarının belirlediği hat mı olduğu, yoksa bu ağaçlardan çok daha sonra gelen kadastro sınırının mı olduğu hususunda çelişki mevcut olup Mahkemece, bu çelişki ortadan kaldırılmamış; özellikle bu ağaçlardan sonra doğuda kalan taşınmaz bölümünün, ilk keşifte dinlenen yerel bilirkişi ve tespit bilirkişilerinin derenin doldurulması suretiyle davalıların taşınmazlarına kattıklarını bildirdikleri yer olup olmadığı açıklığa kavuşturulmamış; yerel bilirkişi ve tespit bilirkişilerinden, beyanlarında 8 – 10 yıl kadar öncesinde çayırlık olarak köylünün kullandığını belirttikleri doğu bölümünün zeminde neresi olduğu sorulup bu yeri göstermeleri istenilmemiş ve fen bilirkişi raporunda söz konusu bu bölümün pafta üzerinde nereye tekabül ettiği belirtilmediğinden, daha sonra yapılan keşifte de jeolog bilirkişisi tarafından düzenlenen ve genel beyanlar içeren rapora itibar edilmiştir.
Bundan ayrı olarak; yerel bilirkişi ve tespit bilirkişileri tarafından, taşınmazın bulunduğu yerin 1980 li yıllarda dere yatağı olduğu, o yıllarda taşınmazı kullananların dere yatağına taş dökerek derenin yatağını değiştirdikleri, doğu kısmını son 3 – 4 yıldan beri de sürüp genişleterek tarla haline getirdikleri bildirilmiş olmasına rağmen, jeodezi bilirkişisi ve orman bilirkişisi tarafından düzenlenen raporda, taşınmazın doğusuna doğru kalan bu ağaç hattından sonra gelen bölümünün kuru dere yatağı mı olduğu yoksa tarımsal amaçlı kullanılan bir yer mi olduğu açıklanmamış ve ayrıca tespit tarihinden geriye doğru temin edilebilecek 2000’li yıllara ait olanından başlamak üzere değişik yıllara ait uydu fotoğrafları ile kadastro paftası ile çakıştırılmak suretiyle, taşınmazın tamamında mı yoksa bir bölümü üzerinde mi zilyetliğin mevcut olduğu, bir kısmının ve özellikle doğu bölümünde yer alan alanlar üzerindeki zilyetlik ve tasarrufun 20 yıla ulaşıp ulaşmadığı kesin olarak belirlenmemiştir. Bu şekilde eksik araştırma ve incelemeye dayalı olarak karar verilmesi usul ve yasaya uygun bulunmamaktadır.
Hal böyle olunca; doğru sonuca ulaşılabilmesi için Mahkemece, önceki keşiflere katılarak dosyaya rapor sunan bilirkişiler dışında başkaca fen, harita, ziraat ve jeolog bilirkişilerinin katılımıyla mahallinde, önceki keşifte dinlenen yerel bilirkişi ve tespit bilirkişilerinin de hazır bulundurulması suretiyle yeniden keşif yapılarak, kendilerinden önceki keşifte, taşınmazın 1980’li yıllarda dere yatağı olduğunu ve o yıllarda dere yatağına taş dökülerek derenin yatağının değiştirilmesi suretiyle taşınmaza katıldığını, 10 yıl öncesine kadar çayırlık dere yatağı olup son 10 yıl içinde tarla haline getirildiğini söyledikleri bölümlerin zeminde gösterilmesi ve gösterilen bu bölümlerin fen bilirkişi tarafından düzenlenecek raporda yüzölçümleriyle birlikte belirtilmesi istenilmeli; harita mühendisi, ziraat mühendisi ve jeolog bilirkişinden, temin edilebilen 2000’li yıllardan başlamak üzere tespit tarihi olan 2015 yılan kadar değişik tarihlere ait 3 ayrı uydu fotoğrafı ile fen bilirkişisi tarafından yerel bilirkişi ve tanık beyanlarına göre düzenlenecek raporun çakıştırılması suretiyle, bu uydu fotoğraflarına göre taşınmazın tamamının ya da bir bölümünün ekonomik amaca uygun olarak zilyet ve tasarruf edilen yer olup olmadığı, dere yatağından doldurma suretiyle taşınmaz kazanılıp kazanılmadığı, öncesinde çayırlık olarak köy halkı tarafından kullanılırken sonradan sürülmek suretiyle dava konusu taşınmaza katılan bir bölüm bulunup bulunmadığı hususlarında, ayrıntılı, bilimsel verilere dayalı ve önceki raporlarla arasında çelişki olması halinde bu çelişkiyi gideren müşterek rapor alınmalı ve bundan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek ulaşılacak sonuca göre bir karar verilmelidir.
Mahkemece, bu hususlar gözden kaçırılarak, eksik araştırma ve inceleme ile karar verilmesi isabetsiz olduğundan, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı Hazine vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesinin 03.11.2020 tarih ve 2020/1174 Esas, 2020/1288 Karar sayılı istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararının KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi hükmünün 6100 sayılı HMK’nın 371. maddesi uyarınca BOZULMASINA, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, ilamın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 13.12.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.