YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/8156
KARAR NO : 2021/11007
KARAR TARİHİ : 05.11.2021
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne kısmen reddine karar verilmiş olup hükmün davalılar Hazine ve Orman İdaresi vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı … 27.12.2011 havale tarihli dilekçesiyle, Hazine adına tapuda kayıtlı bulunan … ili … ilçesi … Köyü 103 ada 113 sayılı orman parseli içerisinde kalan ve yararına zilyetlikle edinme koşulları oluşan taşınmaz bölümlerine ilişkin tapu kaydının iptali ile adına tesciline karar verilmesi istemiyle dava açmıştır.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu … ili … ilçesi … Köyünde 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 5304 sayılı Kanun ile değişik 4. maddesi hükmüne göre yapılan orman kadastrosunda dava konusu 103 ada 113 parsel sayılı 7.370.313,27 m2 yüzölçümlü taşınmazın orman vasfıyla Hazine adına tespit edildiği ve 07.08.2008 – 08.09.2008 tarihleri arasında kısmî ilâna çıkartılarak bu süre içinde itiraz edilmeyen taşınmazlar yönünden orman kadastro işleminin kesinleştiği anlaşılmaktadır.
Mahkemece verilen, davanın kısmen kabulüne, … Köyü 103 ada 113 nolu parselin fen bilirkişisi … 10.11.2013 tarihli rapor ve krokisinde (A) harfiyle sarı renkle boyalı olarak gösterdiği 7.914,96 m2’lik kısmının tapu kaydının iptali ile davacı adına tapuya kayıt ve tesciline, (B) harfiyle gösterilen 4.223,98 m2’lik kısım ile (C) harfi ile gösterilen 2.729,04 m2’lik kısım hakkındaki taleplerin reddine ilişkin hüküm, davalılar Hazine ve Orman İdaresi tarafından taşınmazın (A) harfi ile gösterilen bölümüne yönelik olarak temyiz edilmekle, … (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 23.10.2014 tarihli ve 2014/5198 Esas, 2014/8682 Karar sayılı ilamıyla, “dava konusu edilen yerin zilyetlikle kazanılabilecek yerlerden olup olmadığının ve zilyetlik koşullarının davacı yararına gerçekleşip gerçekleşmediğinin usûlünce araştırılması gerektiği açıklandıktan sonra, çekişmeli 103 ada 113 parsel sayılı taşınmaz içinde bulunan temyize konu (A) harfi ile gösterilen taşınmazın Dicle Nehrine bitişik olduğu halde mahallinde yapılan keşifte jeolog bilirkişiye inceleme yaptırılıp taşınmazın aktif dere yatağı olup olmadığının belirlenmediği, taşınmaz bölümünün zilyetlikle kazanılabilecek kültür arazisi vasfında olup olmadığına ilişkin rapor alınmadığı, dava tarihinden 15-20 yıl öncesine ait hava fotoğrafları ile bu fotoğraflardan elde edilmiş memleket haritaları ile topoğrafik fotogrametri yöntemiyle düzenlenmiş kadastro paftası örneği getirtilerek uygulanıp taşınmazın niteliği ile konumu ve o tarihlerde tasarruf edilen yerlerden olup olmadığının saptanmadığı, davacının adına aynı çalışma alanı içinde belgesizden tespit edilen taşınmaz bulunup bulunmadığının yöntemince araştırılmadığı, ziraatçi bilirkişi raporunda temyize konu (A) bölümü üzerinde yer yer bağ omcalarının bulunduğu belirtilmesine rağmen, bunların yaşlarının ve taşınmaz üzerindeki dağılımlarının açıklanmadığı, 3116, 4785 ve 5658 sayılı Kanunlar karşısındaki durumunun saptanmadığı, taşınmazın konumunun, kullanım durumunun ve imar-ihya ile zilyetliğin hangi tarihte başlayıp tamamlandığının belirlenmediği belirtilerek, ormandan yer kazanılamayacağı, öncesi orman olan yerin üzerindeki orman bitki örtüsü yok edilmiş olsa dahi, salt orman toprağının orman sayılan yer olduğu gözetilerek, söz konusu eksikliklerin giderilmesi ve sonucuna göre karar verilmesi” gereğine değinilerek bozulmuştur.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda, bilirkişi raporları doğrultusunda A ile gösterilen yerin orman sayılmayan yerlerden olduğu, incelenen hava fotoğraflarına göre tarımsal amaçlı kullanıldığı, işlenen toprağın derinliği ve topraktaki kalıntılara göre 30 yıldan fazla süredir tarım yapıldığı, bu kısım sınırlarının Dicle nehri yatağı ile doğal bir sınır oluştuğu, 103 ada 113 parselle sınırının iyice belirginleştiği, derin sürüm yapılmadığı ve ilkel yöntemlerle tarımsal faaliyetlerin yürütüldüğü, komşu parsellerle toprak yapısı kıyaslandığında orman ve dere yatağı olan kısımlarla farklılık gösterdiği, üzerindeki % 2-3 oranındaki taşlılığın tarımsal faaliyeti kısıtlayacak şekilde olmadığı, taşınmaz üzerinde imar-ihya işleminin tamamlandığı ve devletin hüküm ve tasarrufunda olmayan 3’üncü sınıf tarım arazilerinden olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, dava konusu … ili … ilçesi … köyü 103 ada 113 nolu parsel içindeki fen bilirkişi … 26.07.2017 tarihli rapor ve krokisinde A harfi ve mavi renk ile gösterdiği 7.914,96 m2 lik kısmın orman vasfı ile Maliye Hazinesi adına olan tapu kaydının iptali ile davacı … adına tapuya kayıt ve tesciline; davacının 103 ada 113 nolu parsel içindeki fen bilirkişi …’ın 26.07.2017 tarihli rapor ve krokisinde B harfi ve sınırları turuncu renk ile gösterdiği 4.223,98 m2’lik kısım ile C harfi ve sınırları yeşil renk ile gösterdiği 2.729,04 m2’lik kısım hakkındaki taleplerinin ise reddine karar verilmiş; hüküm, davalılar Orman İdaresi ve Maliye Hazinesi vekillerince temyiz edilmiştir.
Dava, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayalı olarak açılan tapu iptali ve tescil istemine ilişkin olup Mahkemece, çekişmeli 103 ada 113 parsel sayılı taşınmazın (A) harfi ile gösterilen kısmında davacı lehine kazanım koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de, hükmüne uyulan bozma ilamının gerekleri tam olarak yerine getirilmediği gibi yapılan inceleme ve araştırmanın da hüküm kurmaya elverişli olduğu söylenemez.
Şöyle ki; aktif nehir yatakları ile bunların etki alanında bulunan yerler kural olarak devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olup, zilyetlik yoluyla kazanılması mümkün değildir. Eldeki davada, dosya kapsamından ve Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü’ nün parsel sorgu sayfasından yapılan araştırmaya göre dava konusu yerin Dicle Nehrine bitişik olduğu anlaşılmaktadır. Her ne kadar mahallinde yapılan keşifte jeoloji mühendisi bilirkişi hazır bulundurulmuş ise de, dava konusu yerin nehrin etki alanında bulunan yerlerden olup olmadığı hususu tereddüte yer vermeyecek şekilde belirlenmemiştir. Öte yandan akarsuya bitişik olan taşınmazlarla ilgili uyuşmazlıklarda önemli olan bir diğer husus, taşınmaza sınır olan akarsuyun 03.08.1990 tarihli ve 20594 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Kıyı Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 4. maddesinde tanımı yapılan “devamlı akış gösteren ve ekli listede belirlenen” kıyı kenar çizgisi tespiti gerekli olan akarsulardan olup olmadığı ve akarsuyun nehir tanımına giren kısmının kapsamında kalıp kalmadığının sözü edilen listeye göre araştırılmasına, sonra da kıyı alanı ve kıyı kenar çizgisinin 3621 sayılı Kanun hükümleri gereğince tespitine ilişkin olup, bu konuda da yeterli ve yönteminde uygun araştırma yapılmamıştır.
Hal böyle olunca; doğru sonuca ulaşılabilmesi için Mahkemece, öncelikle dava konusu yerin anılan Yönetmeliğin 4. maddesinde belirtilen listenin Dicle nehrine ilişkin bölümünde yer alıp almadığı belirlenmeli; taşınmazın belirtilen kesimde kaldığının anlaşılması halinde, bu akarsuyun idarece belirlenmiş kıyı çizgisinin bulunup bulunmadığı Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı İl Müdürlüğünden sorularak tespit edilmeli; idarece belirlenmiş kıyı kenar çizgisi mevcut ise, davacıya kıyı çizgisinin sınırları ve kapsamı hakkında idari yargıda dava açma hakkının tanınması ve bu husustaki sürelerin işletilmesi anlamında, belirlenen kıyı çizgisiyle ilgili tebliğin yapılıp yapılmadığı, tebliğ yapılmışsa idari yargı merciilerine kıyı çizgisinin iptali için dava açılıp açılmadığı araştırılmalı (bu suretle idare tarafından belirlenen kıyı çizgisinin davacı yönünden kesinleşip kesinleşmediği tespit edilmeli); idare tarafından belirlenmiş kıyı çizgisi davacı yönünden kesinleşmiş ise, idare tarafından tespit edilen kıyı haritası ve ekleri Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı İl Müdürlüğünden istenilerek dosyaya getirtilmeli ve bunan sonra mahallinde, 3621 sayılı Kıyı Kanunu’nun 1, 2, 3, 4, 5, 6 ve 9. maddeleri göz önünde bulundurularak ve 9. maddede açıklandığı gibi bir jeoloji mühendisi veya jeolog veya jeomorfolog, bir harita ve kadastro mühendisi, bir ziraat mühendisi, bir mimar ve şehir plancısı ve inşaat mühendisinden oluşacak en azından 5 kişilik bilirkişi kurulu aracılığıyla keşif yapılarak, idarece çizilen kıyı kenar çizgisinin uygulanması suretiyle dava konusu yerin kıyı kenar çizgisi kapsamında kalıp kalmadığı saptanmalı; bu konuda bilirkişi kurulundan gerekçeli, tarafların ve …’ın denetimine açık rapor düzenlemeleri istenilmeli; idarece belirlenmiş kıyı çizgisi hakkında idari yargıda dava açmak üzere ve idari yargıya başvuru sürelerinin işletilmesi için tebligat yapılmamışsa veya idarece belirlenmiş akarsu kıyı çizgisine ilişkin harita veya pafta yoksa, bu takdirde 13.03.1972 tarihli ve 1970/7 Esas, 1972/4 Karar sayılı … İçtihadı Birleştirme Kararı ile 28.11.1997 tarihli ve 1996/5 Esas, 1997/3 Karar sayılı … İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu Kararının kapsamları gözetilerek, kıyı kenar çizgisi, 3621 sayılı Kanun’un 9. maddesinde öngörülen ve yukarıda nitelikleri açıklanan bilirkişiler aracılığıyla saptanmalı, aynı biçimde gerekçeli ve denetime açık rapor istenmeli; yöntemine göre hazırlanmış gerekçeli ve denetime açık bilirkişi raporlarındaki değerlendirme ve tespite göre, dava konusu taşınmazın tamamının ya da bir kısmının kıyı çizgisi içinde kaldığının duraksamaya yer vermeyecek surette tespit edilmesi halinde, kıyı çizgisi içinde kalan kısmı yönünden Anayasa’nın 43. maddesi ve 3621 sayılı Kıyı Kanunu’nun 5. maddesine göre değerlendirme yapılmalı; dava konusu taşınmazın tamamının yahut bir kısmının kıyı kenar çizgisi dışında kaldığının duraksamaya yer bırakmayacak surette tespiti halinde ise, taşınmazın kıyı çizgisi dışında kalan kısmı bakımından tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilerek ulaşılacak sonuca göre karar verilmelidir.
Mahkemece, yukarıda ayrıntılı biçimde açıklanan hususlar nazara alınmadan, eksik inceleme ve araştırmaya dayalı olarak karar verilmesi doğru görülmediğinden hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalılar Hazine ve Orman İdaresi vekillerinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla ile 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince … ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, harçtan muaf olduğundan Hazineden ve 7139 sayılı Kanun’un 33. maddesi uyarınca Orman İdaresinden harç alınmasına yer olmadığına, 05.11.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.