Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2021/8190 E. 2022/9392 K. 23.11.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/8190
KARAR NO : 2022/9392
KARAR TARİHİ : 23.11.2022

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapusuz Taşınmaz Tescili

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup, hükmün davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; dosya incelendi, gereği düşünüldü:

K A R A R
Davacı, dava dilekçesinde sınırlarını bildirdiği …Kasabası… Kavak Mevkiinde bulunan toplam iki parça taşınmazın tapuda kayıtlı olmadığını, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının yararına oluştuğunu iddia ederek Türk Medeni Kanunu’nun 713. maddesi hükmüne göre adına tescilini istemiştir.
Mahkemece davanın kısmen kabulüne, 25.04.2007 tarihli fen bilirkişi raporunda gösterilen (B), (C) ve (D) harfli taşınmazlara yönelik olarak açılan davanın feragat nedeni ile reddine, 31.03.2009 tarihli fen bilirkişisinin rapor ve krokisindeki (A), (B), (C) ve (D) harfli toplam 4.259.46 m2 yüzölçümündeki taşınmazların davacı adına tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm davalı Hazine vekilince temyiz edilmiştir. Yapılan temyiz incelemesi sonucu, Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 24.12.2009 tarihli ve 2009/15658 Esas, 2009/19432 Karar sayılı ilamıyla; “Uzman orman bilirkişisinin çekişmeli taşınmazın kesinleşen orman kadastro sınırları dışında, 1963 tarihli memleket haritasında açıklık alanda kaldığı ve orman sayılmayan yerlerden olduğunu açıkladığı, ancak taşınmazın tahdit hattına veya memleket haritasına göre konumunu göstermediği, raporun bu hali ile hüküm kurmaya yeterli olmadığı, ayrıca çekişmeli taşınmaza bitişik bulunan ve 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2002/246 Esas, 2006/190 Karar sayılı dosyasında Veliddin Boz tarafından açılan tescil davası sonucunda davanın kabulü yolunda kurulan hükmün temyiz edilmesi üzerine Dairenin 28.02.2008 tarihli ve 2008/1705 Esas, 2008/3184 Karar sayılı kararı ile bozulduğu, uzman fen bilirkişiden sözkonusu dosyada davalı olan taşınmaz ile bu dosyada davalı olan taşınmazların birbirlerine bitişik olmaları nedeni ile ayrı dosyalarda dava konusu olan taşınmazların üst üste çakışıp çakışmadığı hususunda rapor alınmadığı gibi, Asliye Hukuk Mahkemesinin 2002/246 Esas sayılı dosyası getirtilerek o dosyada yapılan keşiflerde dinlenen yerel bilirkişi ve tanıkların beyanlarında çekişmeli taşınmazın kime ait olduğunun açıklandığı da araştırılmadığı, bundan ayrı olarak 1960 yılında yapılan kadastro çalışması ile oluşan komşu 182, 183 parseller ile daha sonra imar uygulaması ile oluştuğu anlaşılan 224 ada 26, 2022 ve 2029 parsellere ilişkin tapu kayıt örnekleri ile kadastro tespit tutanak örneklerinin ve varsa dayanakları olan kayıt ve belgeler getirtilerek çekişmeli taşınmaz yönünü ne olarak gösterdiklerinin de araştırılmadığı, komşu 693 ada 1 ve 2 parsellerin hükmen Hazine adına arsa niteliği ile oluştuğu anlaşılmakla bu taşınmazlara ilişkin hüküm dosyaları getirtilerek incelenmediği, Dairenin 2008/1705 sayılı bozma ilamında Hazinenin kadastro paftasında çalılık ve taşlık olarak bırakılan taşınmazlara yönelik olarak Alanya 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1995/594 sayılı ve bunu takip eden numaralarda 24 kişi aleyhine elatmanın önlenmesi ve tescil istemi ile açtığı davalarda taşınmazların taşlık ve kayalık oldukları belirlenerek 24 kişi hakkında elatmalarının önlenmesine ve taşınmazların Hazine adına tapuya tesciline karar verildiği belirtildiği, söz konusu dosyanın getirtilerek bu kişilerin aralarında davacının da bulunup bulunmadığının ve yakın tarihli memleket haritası ve hava fotoğrafı getirtilerek uzman bilirkişiler marifeti ile taşınmazın kullanılıp kullanılmadığının da araştırılmadığı” belirtilerek karar bozulmuştur.
Bozma ilamına uyularak yapılan yagılama sonunda Mahkemece; dava konusu taşınmazın imar ve ihyasının 8-10 yıl önce tamamlandığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Yapılan temyiz incelemesi sonucu, Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 27.04.2017 tarihli ve 2015/13537 Esas, 2017/3711 Karar sayılı ilamıyla; “Keşfe katılan ziraat mühendisi bilirkişi taşınmazın imar ve ihyasının en az 30 yıl önce tamamladığını, uzun yıllardır tarım yapılan kadim tarım arazisi olduğunu; keşfe katılan orman bilirkişi heyetinin de stereoskop aleti ile incelenen hava fotoğraflarına göre taşınmazın 1970’li yıllardan sonra kuru hububat tarımı yapılarak, 1980’li yıllardan sonra da bölgeye su kanalının inşa edilmesi ile yeni dünya ve benzeri meyve ağaçlarının dikilmesi suretiyle kullanıldığını beyan ettikleri, yine keşif mahallinde beyanları alınan davacı tanıkları da benzer beyanlarında önceleri davacının kayınpederinin, onun vefatı ile eşinin, onun vefatı ile de davacının zilyetliğinde olan taşınmazın önceleri kuru hubabat tarımında, suyun gelmesiyle de meyve ağaçlarının dikilmesi suretiyle kullanıldığını ifade ettikleri, ancak tanıklardan… ile …..,taşınmazdaki kayaların 8-10 yıl önce iş makinesi ile kırıldığını beyan etmesi nedeniyle mahkemece imar ve ihyanın bu tarihte tamamlandığı gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği, çelişkinin giderilmesi amacıyla zilyetlik yolu ile kazanma koşulların araştırılması gerektiği, bu nedenle, önceki bilirkişiler dışında bu konuda uzman orman yüksek mühendisleri arasından seçilecek bir orman yüksek mühendisi, bir ziraat mühendisi ve bir harita mühendisinden oluşturulacak bilirkişi kurulu aracılığıyla yapılacak keşifte, 1980-1985 yılları arasında hava fotoğrafları ve memleket haritasında taşınmazın o yıllarda ziraat alanı olarak kullanılıp kullanılmadığı, zilyetlikle kazanılabilecek kültür arazisi olup olmadığı belirlenip taşınmazların toprak yapısının incelenmesi, çekişmeli taşınmazların fiili durumunu da belirtir şekilde rapor alınması, imar ihya üzerinde durulup, bu konuda ve zilyetliğin tespiti yönünden tanık beyanlarına başvurulması, tarafların bildirecekleri zilyetlik tanıkları HMK’nin 259. ve 261. maddeleri gereğince taşınmaz başında dinlenip; taşınmazların öncesi itibariyle niteliğinin ne olduğu, kime ait olduğu, zilyetliğin nasıl meydana geldiği, ne kadar süre ile ne şekilde devam ettiği, bunun ekonomik amacına uygun olup olmadığı, tanıkların bilgi ve görgülerinin hangi eylemli olaylara dayandırıldığının belirlenmesi, yerel bilirkişinin imar ihya ve zilyetlik olgusunu hangi olaylarla nasıl hatırladıklarının saptanması, ziraat mühendisinden taşınmazların zilyetlik yoluyla kazanılacak yerlerden olup olmadığı yönünde rapor alınması, taşınmazların bulunduğu yörede kesinleşmiş uygulama imar planı bulunup bulunmadığı, varsa taşınmazların uygulama imar planı içerisinde olup olmadığının araştırılması, uygulamanın askı ilan tarihleri ile kesinleştiği tarihin Belediye Başkanlığından sorulması ve 1/1000 ölçekli planın getirtilmesi, fen bilirkişisinden çekişmeli taşınmazların bu plandaki konumunu raporunda göstermesinin istenmesi, bilimsel verilere dayalı kapsamlı rapor düzenlettirilmesi” gereklerine değinilerek hüküm bozulmuştur.
Bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda Mahkemece bu defa; dava konusu taşınmazda tarımsal faaliyetin 40 yıl önce başladığı, imar ihya çalışmalarının 1985’li yıllarda tamamlandığı ve taşınmazın orman sayılmayan yerlerden olduğu, bilirkişi raporları ile keşif sırasında dinlenen mahalli bilirkişi ve tanık beyanlarının uyumlu olduğu, davanın 2006 yılında açılmış olması dikkate alındığında dava tarihinden geriye doğru bulunması gereken 20 yıllık imar ihya ve zilyetlik süresinin tamamlandığı gerekçesiyle davanın kabulüyle, fen bilirkişisi tarafından hazırlanan 30.10.2018 tarihli rapor ekindeki krokide A harfi ile gösterilen toplam 4.253,82 m² yüzölçümlü dava konusu taşınmaza yeni bir parsel numarası verilerek davacı adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş, hüküm davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, Türk Medeni Kanunu’nun 713. maddesi uyarınca açılan tapusuz taşınmazın tescili istemine ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazların bulunduğu yerde 1984 yılında yapılan orman kadastro çalışması ile daha sonra 24.11.1988 tarihinde yapılıp kesinleşen evvelce orman sınırları dışında kalan ormanların kadastrosu ile aplikasyon ve 2/B madde uygulaması bulunmaktadır. Genel arazi kadastrosu ise 1960 yılında yapılmıştır.
Mahkemece; bozma ilamına uyularak, imar ihya ve zilyetlik süresi tamamlandığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de; taraf teşkili sağlanmadan hüküm kurulduğu gibi, bozma ilamına uyulduğu halde bozma gerekleri de tam olarak yerine getirilmemiştir.
Şöyle ki; 30.03.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6360 sayılı Kanun uyarınca, tescil davası yönünden ilgili kamu tüzel kişisi sıfatıyla yasal hasım konumunda bulunan … Büyükşehir Belediye Başkanlığının davada taraf olarak yer alması gerektiği gözden kaçırılmış ve böylelikle yöntemince taraf teşkili sağlanmadan esas hakkında hüküm kurulması cihetine gidilmiştir.
Öte yandan; işin esasına ilişkin olarak, bozma ilamında 1980-1985 yılları arasında hava fotoğraflarının incelenerek taşınmazın o yıllarda ziraat alanı olarak kullanılıp kullanılmadığının belirlenmesinin istendiği, orman ve ziraat bilirkişileri tarafından ortak düzenlenen 30.102018 tarihli raporda; 1986 yılı hava fotoğrafına göre değerlendirme yapıldığı, buna göre; dava konusu arazi içinde orman bitkisi, çalı vb. örtünün bulunmadığı, hububat ekili olarak gözüktüğü, birkaç adet yeni dikilmiş badem fidanının bulunduğunun belirlendiği, ancak dava konusu taşınmazın 1986 hava fotoğrafı üzerinde netcad ve benzeri programlar kullanılarak komşu parselleri de içine alacak şekilde çakıştırılması suretiyle gösterilmediği, raporun bu haliyle denetime elverişli olmadığı gibi hüküm kurmak için de yeterli bulunmadığı, yine keşifte dinlenen davacı tanıklarının; taşınmaz üzerinde bulunan taşların iş makinesiyle 2001 yılından sonra kırıldığını, davacının eşinin sağlığında taşların arasına buğday ekerek kullandığını belirtmeleri karşısında, bilirkişilerce taşınmazın 1986 yılı hava fotoğrafına göre tamamının mı, yoksa bir kısmının mı kullanıldığı veya kullanılan kısımlarının neresi olduğu hususunda herhangi bir değerlendirme yapılmadığı da anlaşılmaktadır.
Hal böyle olunca; doğru sonuca ulaşılabilmesi için Mahkemece, öncelikle davacı tarafa, davasını, 30.03.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6360 sayılı Kanun uyarınca, tapusuz taşınmazın tescili istemine ilişkin eldeki dava yönünden ilgili kamu tüzel kişisi olarak yasal hasım konumunda bulunan … Büyükşehir Belediye Başkanlığına yöneltmek suretiyle taraf teşkilini sağlaması hususunda süre ve imkan tanınmalı, bu şekilde taraf teşkilinin sağlanması halinde anılan belediyeden savunma ve delilleri sorulmalı, bildirmesi halinde delilleri toplanmalı; ayrıca işin esası yönünden; dava tarihinden 15-20-25 yıl önceki hava fotoğrafları getirtilerek; üç ziraat mühendisi bilirkişi, bir fen elemanı ve bir jeodezi ve fotogrametri mühendisi aracılığıyla Mahkemece yeniden yapılacak keşifte; orijinal-renkli (renkli fotokopi) hava fotoğrafları ve memleket haritasının ölçeği kadastro paftası ölçeğine, yine kadastro paftası ölçeği de hava fotoğrafları ve memleket haritası ölçeğine (Net-Cad veya benzeri programlar kullanılarak) denetime elverişli olacak şekilde çevrildikten sonra komşu ve yakın komşu parselleri de içine alacak şekilde birbiri üzerine aplike edilmek suretiyle çekişmeli taşınmaz, çevre parsellerle birlikte memleket haritası ve hava fotoğrafları üzerinde gösterilmeli; hava fotoğraflarının stereoskop vasıtasıyla üç boyutlu incelemesi yapılarak, temyize konu taşınmazın niteliği ve kullanım durumu ile tasarruf sınırlarını belirgin olarak görünüp görünmediği ile birlikte kullanılan yerler taşınmazın belli kısımları ise bu bölümler tereddütsüz olarak belirlenmeli, taşınmazın üzerindeki bitki örtüsünün cinsi, yaşı, dağılımı ile taşınmazın imar-ihyaya konu olup olmadığını, olmuş ise imar-ihyaya en erken ne zaman başlanıldığını ve imar-ihyanın hangi tarihte tamamlandığını, taşınmazın ekonomik amacına uygun olarak tarım arazisi niteliğiyle zilyetliğine ne zaman başlanıldığını belirten müşterek imzalı, duraksamaya mahal bırakmayacak şekilde, yalnız büro incelemesine değil, uygulamaya ve araştırmaya dayalı, bilirkişilerin onayını taşıyan krokili bilimsel verileri bulunan yeterli ve dosyadaki belgeler ile karşılaştırıldığında denetime elverişli rapor alınmalıdır.
Mahkemece, bu hususlar göz ardı edilerek, hükmüne uyulan bozma ilamının gerekleri tam olarak yerine getirilmeden, yazılı gerekçe ile hüküm kurulması isabetsiz olduğundan, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı Hazine vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulü ile Yerel Mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 23.11.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.