YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/8301
KARAR NO : 2021/11685
KARAR TARİHİ : 25.11.2021
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesi
Taraflar arasında Bursa Kadastro Mahkemesinde görülen dava sonucunda verilen hükmün davacı ile davalı Hazine vekili ve … vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesince, davacı vekili ve davalı Hazine vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş olup, bu kez davacı, davalı Hazine vekili ve dahili davalı … vekili tarafından Bölge Adliye Mahkemesi kararı temyiz edilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı …, … İli … İlçesi … Köyü … Üstü mevkiinde bulunan ve ekli krokide A harfiyle gösterilen 3.955,78 m2 yüz ölçümündeki tescili harici taşınmazın, devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olmadığını, 35 yılı aşkın zamandır zeytinlik vasfıyla taşınmazı tasarruf ettiğini açıklayarak, adına tescili istemiyle Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açmış, yargılama sırasında, davalı Hazine vekili, taşınmazın Hazine adına tapuya kayıt ve tescilini talep etmiş ve çekişmeli taşınmazın 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun Geçici 8. Maddesi uyarınca yapılan kadastro sonucunda 2749 parsel olarak sınırlandırıldığının anlaşılması üzerine dava görevsizlik kararı verilerek Kadastro Mahkemesine gönderilmiştir.
Kadastro Mahkemesince yapılan yargılama sonunda, davacı tarafından Asliye Hukuk Mahkemesine açılan … İli … İlçesi … Mahallesi Kadımustafaboğazı mevkiindeki, sınırları dava dilekçesinde yazılı ve kadastro tespiti sonrası 2749 parsel olarak sınırlandırılan taşınmaza yönelik tescil talebinin reddine, davalı kılınarak tutanak aslı malik tayini yapılmaksızın mahkemeye gönderilen dava konusu … İli … İlçesi … Mahallesi 2749 parsel sayılı, 3955,71 m2 yüzölçümlü taşınmazın, zeytinlik niteliği ile Maliye Hazinesi adına kayıt ve tesciline, 3402 sayılı Kanun’un 19. maddesi gereğince taşınmaz üzerinde bulunan zeytin ağaçlarının ve betonarme su havuzunun davacı …’a ait olduğunun tespit tutanağının beyanlar hanesine şerh verilmesine, 3402 sayılı Kanun’un 32/2. maddesi gereğince karar kesinleştiğinde kesinleşmiş kararın onaylı bir örneğinin, kadastro tespit tutanağı aslının ve dava dosyasının gereği yapılmak üzere ilgili Tapu Sicil Müdürlüğüne devrine karar verilmiş, hükme karşı davacı …, davalı Hazine vekili ve dahili davalı … vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesince, davacı vekili ve davalı Hazine vekilinin istinaf başvurusu Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddedilmiş ve iş bu karar, davacı …, davalı Hazine vekili ve dahili davalı … vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, tapusuz taşınmazın tescili istemiyle açılmış ve yargılama sırasında taşınmaz hakkında kadastro tutanağı düzenlenmesi nedeniyle kadastro tespitine itiraz davasına dönüşmüştür.
Mahkemece, çekişmeli taşınmazın zeytinlik vasfıyla Hazine adına tesciline ve davacı yararına muhdesat şerhi verilmesine hükmedilmiş ise de, taşınmazın ilk orman tahdidine göre konumu duraksamaya yer vermeyecek şekilde belirlenmemiş, taşınmaz üzerindeki zeytinliklerin aşılı olup olmadıkları, taşınmazın hangi tarihte zeytinlik vasfını kazandığı ve taşınmazın hangi tarihte imar planı kapsamına alındığı araştırılmadan hüküm kurulmuştur. Bu şekilde eksik araştırma ve incelemeye dayalı olarak hüküm kurulamaz.
Hal böyle olunca; doğru sonuca ulaşılabilmesi için Mahkemece öncelikle, çekişmeli taşınmazın bulunduğu yörede yapıldığı anlaşılan tüm orman kadastrosu çalışmalarına ilişkin işe başlama, çalışma, işi bitirme ve sonuçlarının askı ilan tutanakları ile taşınmazın bulunduğu yeri orman tahdit sınır noktalarıyla birlikte gösterir onaylı orman tahdit harita örneği dosya arasına alınmalı, yine eski tarihli memleket haritası, hava fotoğrafları ile 1985- 1990-1995 yıllarına ait hava fotoğrafları ve varsa amenajman planı ilgili yerlerden getirtilerek dosya ikmal edildikten sonra mahallinde, önceki bilirkişiler dışında halen Tarım ve Orman Bakanlığı ve bağlı birimlerinde görev yapmayan bu konuda uzman orman yüksek mühendisleri arasından seçilecek bir orman mühendisi, bir ziraat mühendisi, bir jeolog ve bir jeodezi ve fotogrametri uzmanı harita mühendisinden oluşturulacak bilirkişi kurulunun katılımıyla yeniden keşif yapılmalı ve bu keşifte, büro orman sınır noktaları tutanak ve haritalarda yazılı mevki, yer, kişi isimleri ile açı ve mesafelere göre, orman kadastrosu tutanak ve haritalarının düzenlenmesinde kullanılan hava fotoğrafları ve memleket haritalarından yararlanılarak, değişik açı ve uzaklıklardaki en az 6-7 adet orman sınır noktası bulunup röperlenmeli, orman kadastrosu ile ilgili sınır noktaları aynı ölçeğe çevrilerek, çekişmeli taşınmazın orman kadastro haritasına göre konumu genel kadastro paftası üzerinde ve aynı ya da yakın orman sınır hatlarında, dava konusu edilen parseller varsa, bunların tümü birleşik harita üzerinde gösterilmeli, tutanaklardaki anlatımlar değerlendirilmeli, tutanaklarla tahdit haritası arasında çelişki bulunup bulunmadığı belirlenmeli, çelişki bulunmakta ise çekişmeli parsel yönünden tahdit tutanakları ile haritalar arasındaki çelişki tahdit tutanaklarına değer verilmek suretiyle giderilecek şekilde müşterek imzalı, tereddüte mahal bırakmayacak, açıklamalı, krokili rapor alınmalı, çekişmeli taşınmaz kesinleşen orman kadastro sınırları içinde bulunduğu takdirde davanın reddine karar verilmeli; taşınmazın kesinleşen orman kadastro sınırlarının dışında bulunduğunun anlaşılması halinde ise, yukarıda belirtilen eski tarihli belgeler bilirkişiler aracılığıyla çekişmeli taşınmaz ile birlikte çevre araziye de uygulanmalı ve taşınmazın öncesinin bu belgelerde ne şekilde nitelendirildiği belirlenmeli; 3116, 4785 ve 5658 sayılı Kanunlar karşısındaki durumu saptanmalı; tapu ve zilyedlikle ormandan toprak kazanma olanağı sağlayan 3402 sayılı Kanun’un 45. maddesinin ilgili fıkraları, Anayasa Mahkemesi’ nin 01.06.1988 tarihli ve 31/13 E.-K.; 14.03.1989 tarihli ve 35/13 E.-K. ile 13.06.1989 tarihli ve 7/25 E.-K. sayılı kararları ile iptal edilmiş ve kalan fıkraları da 03.03.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5304 sayılı Kanun’un 14. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış olduğundan, bu yollarla ormandan yer kazanılamayacağı, öncesi orman olan bir yerin üzerindeki orman bitki örtüsü yokedilmiş olsa dahi, salt orman toprağının orman sayılan yer olduğu düşünülmeli; toprak yapısı, bitki örtüsü ve çevresi incelenmeli; taşınmazın eğim ölçer (krizimetre) aleti ile ve memleket haritasındaki münhanilerden yararlanılarak kesin ve gerçek eğimi belirlenmeli; hakim gözetiminde, taşınmazın dört yönden renkli fotoğrafları çektirilip, onaylanarak dosyaya eklenmeli; memleket haritası ve hava fotoğrafları ölçekleri kadastro paftası ölçeğine, yine kadastro paftası ölçeği de memleket haritası ve hava fotoğrafları ölçeğine bilgisayar ortamında (Net-Cad veya benzeri programlar kullanılarak) çevrildikten sonra, bu haritalar komşu ve yakın komşu parselleri de gösterecek şekilde birbiri üzerine aplike edilmek suretiyle, çekişmeli taşınmazların çevre parsellerle birlikte memleket haritası ve hava fotoğrafları üzerinde gösterilmeli; hava fotoğraflarının stereoskop aletiyle üç boyutlu incelemesi yapılarak, temyize konu taşınmazın niteliği ve kullanım durumu ile tasarruf sınırlarının belirgin olarak görünüp görünmediği, ağaçların taşınmaz üzerindeki dağılımları ile aşılı olup olmadıkları ve aşı yaşları ile taşınmazın hangi tarihte zeytinlik vasfını kazandığı belirlenmeli, yalnız büro incelemesine değil, uygulamaya ve araştırmaya dayalı, bilirkişilerin onayını taşıyan krokili bilimsel verileri bulunan yeterli rapor alınmalı; ayrıca, taşınmazda davacı yararına zilyetlik yolu ile kazanma koşulları oluşup oluşmadığı araştırılmalı, bu kapsamda yapılacak keşifte, ziraat mühendisine inceleme yaptırılıp, taşınmazın zilyetlikle kazanılabilecek kültür arazisi niteliğinde olup olmadığı belirlenip, bu yolda rapor alınmalı; komşu parsellerin tutanak ve dayanakları getirtilip uygulanarak, bu taşınmazları sınır olarak nasıl nitelendirdikleri araştırılmalı; varsa, zilyetlik tanıkları taşınmazlar başında dinlenmek suretiyle, zilyetliğin ne zaman başladığı, kaç yıl süreyle ne şekilde devam ettiği sorulup, kesin tarih ve olgulara dayalı, açık yanıtlar alınıp tespit tarihine kadar davacı yararına zilyetlikle kazanma koşullarının oluşup oluşmadığı belirlenmeli; 3402 sayılı Kanun’un 14. maddesi uyarınca, davacı adına aynı çalışma alanı içerisinde kayıtsız ve belgesizden başkaca taşınmaz mal tespit yada tescil edilip edilmediği ilgili tapu müdürlüğü ve kadastro müdürlüğü ile hukuk mahkemeleri yazı işleri müdürlüğünden sorulup, aynı Kanun’un 03.07.2005 tarihli ve 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile değiştirilen 14/2. maddesi hükmü gözetilerek sulu ve susuz olarak kazanılmış toprak miktarı belirlenip, Kanunun getirdiği sınırlamanın aşılıp aşılmadığı saptanmalı; yine çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde imar planı yapılıp yapılmadığı, imar planı yapılmış olması halinde ne zaman yapıldığı ve kesinleşip kesinleşmediği ve dava konusu taşınmazın imar planında ne şekilde tespit gördüğü araştırılmalı, bu hususlara ait belge ve tutanaklar ile haritalar temin edilerek dosya içerisine alınmalı ve taşınmazın hangi tarihte imar planı kapsamına alınıp alınmadığı net olarak belirlenmeli, tüm bu araştırmalardan sonra, taşınmazın zilyetlikle kazanılacak yerlerden olup olmadığı ve dava tarihine veya taşınmazın imar planı kapsamında olması ve imar planının dava tarihinden önce kesinleştiğinin anlaşılması halinde imar planının onaylandığı tarihe kadar davacı yararına zilyetlikle kazanma koşullarının oluşup oluşmadığı saptanmalı; taşınmazın öncesi orman veya 6831 sayılı Kanun’un 1/J maddesi kapsamında eğimi % 12’yi aşan (toprak muhafaza karakteri taşıyan) çalılık niteliğinde olduğunun anlaşılması halinde, orman kadastrosunun yapıldığı tarihten dava veya imar planı kapsamına alınma tarihine kadar 20 yıllık zilyetlik süresinin dolup dolmadığı hususu gözetilmeli ve dosyadaki tüm deliller değerlendirilerek oluşacak sonuca göre karar verilmelidir.
Mahkemece, açıklanan hususlar gözetilmeksizin, eksik araştırma ve incelemeye dayalı olarak yazılı biçimde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olduğundan, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı …’ın, davalı Hazine vekilinin ve dahili davalı … vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK’nin 373/1 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının HMK’nin 371. maddesi uyarınca BOZULMASINA, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden davacı …’a iadesine, 25.11.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.