Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2021/8407 E. 2022/150 K. 10.01.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/8407
KARAR NO : 2022/150
KARAR TARİHİ : 10.01.2022

MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Kadastro Tespitine İtiraz

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davalı Hazine vekili ve davacı … mirasçısı … tarafından temyiz edilmesi üzerine; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı …, 10.08.1981 tarihinde, davalılar … ve …’a husumet yönelterek, murisine ait tapu kaydı kapsamında ve zilyetliğinde bulunan dilekçede sınırları yazılı tahmini 15 dönüm miktarındaki taşınmaza ilişkin olarak davalıların müdahalesinin men’i istemiyle dava açmıştır.
Mahkemece verilen, davanın kabulüne ilişkin önceki hüküm, Yargıtay tarafından “davacı ve davalılar arasında ırsi bağ olup olmadığının araştırılarak davalıların kök murisin mirasçıları arasında yer aldığının tespit edilmesi halinde miras paylarının gözetilmesi, aksi halde iştirak halinde mülkiyete tabi taşınmaz hakkında davacının tek başına açtığı davada dava koşulunun oluşup oluşmadığının araştırılarak sonucuna göre karar verilmesi” gereğine değinilerek bozulmuştur.
Bozma ilamı sonrası yapılan yargılama sırasında … İlçesi … Mahallesi çalışma alanında kadastro çalışmaları başlamış, 121 ada 13 ve 14 parsel sayılı 8.250 ve 20.600 metrekare yüzölçümündeki taşınmazlar, susuz tarla niteliği ile davalıların dayandığı Aralık 1932 tarih ve 18 nolu tapu kaydı, taksim, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ve satın almaya dayalı olarak 13 parsel davalı …, 14 parsel davalı … adına tespit ve tescil edilmiş, 14 parsel daha sonra diğer davalılar …ve …’a satılmıştır.
Mahkemece, eldeki dava nedeniyle malik hanesi açık olarak tutanak düzenlenmesi gereken taşınmazların 121 ada 13 ve 14 sayılı parseller olduğu kabul edilerek, tapu kayıtlarının davalı hale getirilmesi suretiyle yapılan yargılama sonunda, davanın reddine, çekişmeli taşınmazların kadastro tespiti doğrultusunda davalı kişiler adına tescil edildiği ve 14 sayılı parselin sonradan el değiştirdiği anlaşıldığından tescil hükmü kurulmasına yer olmadığına ve tapu kayıtlarındaki “davalıdır” şerhlerinin kaldırılmasına, davaya konu olmadıkları ve kadastro sırasında davacı ile davalı kişiler adına tespit ve tescil edildikleri anlaşılan 121 ada 15 ve 17 sayılı parsellerin sehven davalı hale getirildikleri anlaşıldığından bu parsellerdeki “davalıdır” şerhlerinin de kaldırılarak ayrıca hüküm kurulmasına yer olmadığına karar verilmiş; hüküm, davalı Hazine ve davacı … mirasçısı … tarafından temyiz edilmiştir.
1. 6100 sayılı HMK’nin 24. maddesine göre; “Hakim iki taraftan birinin talebi olmaksızın kendiliğinden bir davayı inceleyemez ve karara bağlayamaz. Hiç kimse, kanunda açıkça belirtilmedikçe kendi lehine olan bir davayı açmaya veya hakkını talep etmeye zorlanamaz.” Mahkemeler, özel hukuka ilişkin bir uyuşmazlığı kendiliğinden çözmeye çalışamazlar. Taraf iradesine öncelik verilmesi ve tarafın talebinin esas alınması ilkesi sadece davanın açılmasında değil, yargılama sırasında taraflara ait bir çok usul işleminde de kendisini gösterir. HMK’nin 25. maddesinde ‘taraflarca getirilme ilkesi’ kabul edilmiştir. Bu ilke gereğince kural olarak hakim, kendiliğinden taraflarca ileri sürülmemiş vakıaları araştıramaz, dikkate alamaz ve onları hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamaz. Bu ilke gereğince, kural olarak tarafların ileri sürmediği vakıaları ve belirli bir delili kendiliğinden araştıramaz ve taraflara hatırlatamaz. HMK’nin 26/1.maddesi de; “Hakim, tarafların talep sonuçları ile bağlıdır, ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre talep sonucundan daha azına karar verebilir.” hükmünü içermekte olup, dava dilekçesi ve dosya kapsamına göre, eldeki dava, gerçek kişiler arasında görülen men’i müdahale davası sırasında yörede kadastro çalışmalarının başlaması nedeniyle Kadastro Mahkemesine aktarılan kadastro tespitine itiraz niteliğinde olup, 3402 sayılı Kanun’un 30/2. maddesi gereğince hâkim, resen lüzum gördüğü bütün delilleri toplayarak taşınmaz malın tamamının niteliğini ve gerçek hak sahiplerini belirleyip, kimin adına tescil edileceğine karar vermek zorundadır. Ancak resen araştırma ilkesi, aktarılan davaya konu edilen yer için geçerlidir. Kadastro sırasında men’i müdahale davasına konu olan çekişmeli yer hakkında malik hanesi açık olarak tutanak düzenlenmemiştir. Dava Kadastro Mahkemesine aktarıldıktan sonra, men’i müdahale davasının yargılaması sırasında, davacının da hazır bulunması ve yer gösterimi ile 1986 ve 1987 tarihlerinde yapılan keşifler sonucunda hazırlanan fen bilirkişi raporu, Kadastro Müdürlüğüne gönderilerek davaya konu yerin kadastro sırasında hangi ada-parsel numarası aldığı sorulmuş ve … Kadastro Müdürlüğü’nün 01.02.2000 tarihli yazı cevabında 121 ada 14 sayılı parselin davaya konu olduğu bildirilmiştir. Mahallinde 2017 tarihinde yapılan keşifte, hazır bulunan mahalli bilirkişi ve tanıklara, dava dilekçesinde mevkii ve sınırları tarif edilen taşınmaz sorulmuş ve tarif edilen sınırlara göre taşınmazın 121 ada 14 sayılı parsele isabet ettiği beyan edilmiştir. Akabinde hazırlanan fen bilirkişi raporunda da, dava dilekçesinde sınırları belirtilen taşınmazın 121 ada 14 sayılı parsel olduğu belirtilmiştir. Yukarıda açıklanan kanun hükümleri ve dosya kapsamından aktarılan davanın konusunun 121 ada 14 sayılı parsel olduğunun kabulü gerekir.
Bu itibarla; eldeki dava nedeniyle tapu kayıtlarına davalıdır şerhi konulan ancak dava konusu olmadığı anlaşılan 121 ada 13, 15, 16 ve 17 sayılı parsellerle ilgili olarak davalı Hazine ve davacı … mirasçısı …’ın temyiz dilekçelerinin reddine karar vermek gerekmiştir.
2. Dava konusu 121 ada 14 sayılı parsel ilişkin hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde; dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller Mahkemece takdir edilerek karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre davacı … mirasçısı …’ın temyiz itirazları yerinde değildir.
Davalı Hazinenin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; dava, re’sen araştırma ilkesinin hakim olduğu aktarılan dava niteliğinde olup, çekişmeli taşınmazın gerçek hak sahibinin belirlenmesi yönünden, Mahkemece yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermek için yeterli bulunmamaktadır. Davalı Hazine, cevap dilekçesi ile çekişmeli taşınmazın devletin hüküm ve tasarrufu altında olan orman, mera niteliğindeki yerlerden olduğunu ileri sürmüştür. Dosyada yer alan komşu parsel kayıtları ile Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü’ nün parsel sorgu sayfası üzerinden yapılan araştırmada ise, çekişmeli taşınmazın güneyindeki 116 ada 16 sayılı parsel ile kuzeyindeki komşu … Mahallesi 123 ada 34 sayılı parselin mera niteliğinde, yine kuzeydeki komşu … Mahallesi 105 ada 20 sayılı parselin de orman niteliği ile kayıtlı olduğu anlaşılmaktadır. Mahkemece, taşınmazın orman niteliğinde olup olmadığına ilişkin araştırma hiç yapılmamış, Orman İdaresinin davaya katılımı sağlanmamış, mera araştırması yönünden ise komşu köyden mahalli bilirkişiler dinlenmemiş ve yüzeysel tespitler içeren tek ziraatçi bilirkişinin raporu ile yetinilmiştir. Bu şekilde eksik inceleme ve araştırma sonucu karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Belirtmek gerekir ki, orman tahdidinin kesinleştiği yerlerde bir yerin orman olup olmadığı ve hukuki durumu, orman tahdit haritasının uygulanması yoluyla tespit edilmelidir. Orman sınırlandırılması yapılmayan veya sınırlandırılmanın ilk olarak yapıldığı yerlerde, bir yerin orman niteliğinin ve hukukî durumunun 3116, 4785 ve 5658 sayılı Kanun hükümlerine göre çözümlenmesi gerekmekte olup, 3116 sayılı Kanunla sadece Devlet ormanları belirlenmiştir. 4785 sayılı Kanun’un 1. maddesi gereğince, 2. maddesinde sayılan istisnalar dışında bütün ormanlar Devletleştirilmiş, devletleştirilen ormanlardan bazıları sonradan yürürlüğe giren 5658 sayılı Kanunla iadeye tâbi tutulmuş ve ve iadenin koşulları yasada gösterilmiştir.
Hal böyle olunca; doğru sonuca ulaşılabilmesi için Mahkemece öncelikle, husumet yaygınlaştırılmak suretiyle Orman İdaresinin davaya katılımı sağlanmalı ve göstereceği deliller toplanmalı, çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde orman tahdidi yapılıp yapılmadığı araştırılmalı, yapılmış ise orman tahdidine ilişkin ilgili tüm harita ve tutanaklar Orman İdaresinden istenmeli, orman tahdidinin kesinleşip kesinleşmediği belirlenmeli, komşu parsellere ait kadastro tutanakları, tutanaklar kesinleşmiş ise tapu kayıt örnekleri ve tapu kayıtları hükmen oluşmuş ise mahkeme karar örnekleri ve varsa Yargıtay ilamlarının örnekleri ilgili yerlerden getirtilip dosya ikmal edildikten sonra mahallinde, yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen, davada yararı bulunmayan aynı ve komşu köylerde ikamet eden şahıslar arasından seçilecek ayrı ayrı üçer kişilik yerel bilirkişi kurulu ve taraf tanıkları ile önceki bilirkişiler dışında halen Tarım ve Orman Bakanlığı ve bağlı birimlerinde görev yapmayan bu konuda uzman orman mühendisleri arasından seçilecek üç kişilik orman mühendisi bilirkişi kurulu, üç kişilik ziraat mühendisi bilirkişi kurulu, bir fen elemanı ve bir jeodezi ve fotogrametri mühendisi bilirkişinin katılımıyla yeniden keşif yapılmalı ve bu keşifte, kesinleşmiş tahdit haritası ve tapulama paftası sağlıklı bir biçimde zemine uygulanıp, çekişmeli taşınmazın tahdit hattına göre konumu duraksamaya yer vermeyecek biçimde saptanmalı; bilirkişilere tahdit hattı ile irtibatlı müşterek kroki düzenlettirilmeli; dava tarihinden önce kesinleşmiş bir orman tahdidinin olmadığı belirlendiği takdirde, yöreye ait “en eski” ve aktarılan dava tarihinden 15-20-25 yıl öncesine ait memleket haritası ve hava fotoğraflarının tamamı ile amenajman planı ilgili yerlerden getirtildikten sonra keşifte getirtilen belgeler çekişmeli taşınmaz ile birlikte çevre araziye de uygulanmak suretiyle, taşınmazın öncesinin bu belgelerde ne şekilde nitelendirildiği belirlenmeli; 3116, 4785 ve 5658 sayılı Kanunlar karşısındaki durumu saptanmalı; zilyetlikle veya hukuki değeri kalmamış olan tapu kayıtlarıyla ormandan yer kazanılamayacağı, öncesi orman olan bir yerin üzerindeki orman bitki örtüsü yokedilmiş olsa dahi, salt orman toprağının orman sayılan yer olduğu düşünülmeli; toprak yapısı, bitki örtüsü ve çevresi incelenmeli; hakim gözetiminde, taşınmazın dört yönden renkli fotoğrafları çektirilip, onaylanarak dosyaya eklenmeli; yukarıda değinilen diğer belgeler fen, jeodezi ve fotogrametri uzmanı bilirkişileri ile orman bilirkişileri eliyle yerine uygulattırılıp, orijinal-renkli (renkli fotokopi)hava fotoğrafları ve memleket haritasının ölçeği kadastro paftası ölçeğine, yine kadastro paftası ölçeği de hava fotoğrafları ve memleket haritası ölçeğine (Net-Cad veya benzeri programlar kullanılarak) denetime elverişli olacak şekilde çevrildikten sonra komşu ve yakın komşu parselleri de içine alacak şekilde birbiri üzerine aplike edilmek suretiyle, çekişmeli taşınmaz çevre parsellerle birlikte memleket haritası ve hava fotoğrafları üzerinde gösterilmeli, taşınmazın gerçek eğimi klizimetre aletiyle ölçülerek memleket haritalarındaki münhanilerden (yükseklik eğrilerinden) de faydalanılmak suretiyle belirlenmeli; hava fotoğraflarının stereoskop aletiyle üç boyutlu incelemesi yapılarak temyize konu taşınmazın niteliği, üzerindeki bitki örtüsünün cinsi, yaşı, dağılımı, kapalılık oranı hususlarının açıklandığı ve müşterek imzalı şekilde, yalnız büro incelemesine değil, uygulamaya ve araştırmaya dayalı, bilirkişilerin onayını taşıyan krokili bilimsel verileri bulunan yeterli ve dosyadaki belgeler ile karşılaştırıldığında denetime elverişli rapor alınmalı ve çekişmeli taşınmazın orman sayılan yerlerden olup olmadığı tereddüte mahal bırakmayacak şekilde belirlenmeli; ayrıca orman araştırmasından sonra usûlünce mera araştırması yapılmalı, bu kapsamda tahsisli mera kaydının bulunup bulunmadığı sorulmalı, var ise buna ilişkin harita ve ilgili kayıtlar getirtilip mahalline uygulanmalı, komşu köyler halkı arasından seçilen yerel bilirkişi ve tanıklar HMK’nin 243, 244, 259 ve 290/2. maddeleri gereğince davetiyeyle keşif yerine çağırılarak, uyuşmazlığın taşınmaza ilişkin bulunması nedeniyle keşif yerinde dinlenilmeleri suretiyle, dava konusu taşınmazın kadim meradan açılarak elde edilen yerlerden olup olmadığı yerel bilirkişi ve tanıklardan sorulup taşınmazın kadim veya tahsisli mera niteliğinde olup olmadığı belirlenmeli; yine yerel bilirkişi ve tanıklardan, taşınmazın öncesinin ne olduğu, kim veya kimler tarafından, hangi tarihten beri ve ne şekilde kullanıldığı, imar-ihya gerektiren yerlerden olup olmadığı, böyle yerlerden ise imar-ihyaya konu edilip edilmediği ve edilmiş ise imar-ihyasının hangi tarihte tamamlandığı hususları etraflıca sorulup maddi olaylara dayalı olarak açıklattırılmalı; komşu taşınmazların tespitlerine esas kayıt ve belgelerin taşınmaz yönünü ne olarak gösterdikleri hususu üzerinde durulmalı ve bu yolla yerel bilirkişi ve tanık sözleri denetlenmeli; ziraat mühendisi bilirkişi kurulu aracılığıyla taşınmaz ve çevresinin toprak yapısı birlikte incelenmek suretiyle, dava konusu taşınmazın meradan açılıp açılmadığı, mera niteliğinde olup olmadığı, niteliği itibariyle zilyetlikle mülk edinilebilecek yerlerden olup olmadığı tespit edilmeli ve bilirkişi kurulundan komşu taşınmazlarla karşılaştırmalı değerlendirmeyi içeren, bilimsel esaslara ve somut verilere dayalı, ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınmalı; taşınmazın eğim durumu değerlendirmede dikkate alınmalı ve ondan sonra toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmelidir.
Mahkemece, bu hususlar gözetilmeksizin, eksik inceleme ve araştırmaya dayalı olarak karar verilmesi usûl ve yasaya aykırı olduğundan, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda 1 nolu bente açıklanan nedenlerle 121 ada 13, 15, 16 ve 17 sayılı parsellere yönelik olarak davalı Hazine ve davacı … mirasçısı …’ın temyiz dilekçelerinin REDDİNE; 2 nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı … mirasçısı …’ın temyiz isteğinin REDDİNE, davalı Hazine’nin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile çekişmeli 121 ada 14 sayılı parsele yönelik olarak kurulan hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla ile 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz eden davacı tarafa iadesine, 10.01.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.