YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/8771
KARAR NO : 2022/6891
KARAR TARİHİ : 12.09.2022
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu İptali Ve Tescil
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup, hükmün davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı … ve arkadaşları vekili, Sarıkamış ilçesi Akören köyünde yapılan kadastro çalışmaları sırasında, müvekkilleri olan davacılara ait ve yıllardır kullanımlarında bulunan Karaçayır mevkiinde yer alan çayır vasfındaki taşınmazın orman vasfında davalı Hazine adına 101 ada 1 parsel olarak tespit ve sonrasında tapuya tescil edildiğini, taşınmazın orman olmadığını, davacılar lehine kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla iktisap koşullarının oluştuğunu ileri sürerek, taşınmazın tapu kaydının iptali ile davacılar adına eşit oranda tesciline karar verilmesi istemiyle dava açmıştır.
Mahkemece yapılan yargılama sonunda; davacılara, dava konusu taşınmazın babaları … …’dan intikal ettiğinin iddia edildiği ve bu iddianın davacıların babası … tarafından tanık olarak alınan beyanında da doğrulandığı, dosya içerisinde bulunan “Senetsizden Tescil Listesi” incelendiğinde davacıların babası Süleyman oğlu -1947 doğumlu- … … adına belgesizden 99.945,81 m2, yine davacı … adına belgesizden 87.980,12 m2 taşınmazın tescil edildiğinin anlaşıldığı, davacıların zilyetliğinin 3402 sayılı Kadastro Kanun’un 14/4 maddesindeki belgelere de dayanmadığı, bu haliyle anılan Kanun’un 14/1. maddesi uyarınca belirlenen miktar sınırlamasının aşıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayalı tapu iptal ve tescil istemine ilişkindir.
Dava konusu taşınmazın bulunduğu yerde orman kadastrosu, 2006 yılında 3402 sayılı Kanun’un 5304 sayılı Kanun’la değişik 4. maddesi uyarınca yapılmıştır.
Mahkemece, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14. maddesindeki miktar sınırlamasının aşıldığından bahisle davanın reddine karar verilmiş ise de, yapılan araştırma ve incelemenin hüküm vermek için yeterli olmadığı anlaşılmaktadır. Şöyle ki; dava konusu 101 ada 1 parselin kadastro tutanağı dosya içerisine getirtilmemiş, Takbis’ten yapılan sorgulamada anılan parselin orman vasfıyla Hazine adına 3.988.062,76 m2 yüzölçümlü olarak 16.09.2009 tarihinde hükmen tapuya tescil edildiği anlaşıldığı halde, dosya arasında 101 ada 1 parselin hükmen tesciline esas dava dosyası bulunmadığından anılan durum denetlenemediği gibi, eldeki davanın davacılarının 101 ada 1 parselin dava konusu olduğu anılan dosyada taraf olup olmadıkları da saptanamamıştır. Öte yandan; bilirkişi raporlarında sanki 101 ada 1 parselin tamamı davalıymış gibi değerlendirme yapılmış, davacıların 101 ada 1 parsel içerisinde dava ettikleri alan tam olarak belirlenmemiş ve dolayısıyla dava konusu edilen yerin yüzölçümünün kaç metrekare olduğu da tespit edilmemiştir. Dava konusu edilen taşınmaz bölümü belirlenmediğinden, taşınmazın orman vasfında olup olmadığına ilişkin olarak hazırlanan bilirkişi raporunda çekişmeli taşınmaz bölümü hava fotoğrafları ve memleket haritası üzerinde gösterilmemiş ve çakıştırma da yapılmamıştır. Öte yandan, davacılar kendi bağımsız zilyetliklerine dayanmış olmalarında rağmen, davacılar Temel, … ve …’in babası, davacı …’nin eşi, diğer davacıların da kayınbabası olan ve tanık olarak dinlenen …’nin keşif mahallindeki, dava konusu yeri kendisinden önce babasının kullandığı, daha sonra taşınmazın kendisine kaldığı, kendisinin de taşınmazı davacılara verdiği yönündeki beyanı ve yine mahalli bilirkişilerin de aynı doğrultudaki ifadeleri esas alınarak Mahkemece, belgesizden zilyetlik yoluyla edinilebilecek taşınmaz miktarının sınırı …’ nin kazanımları esas alınarak hesaplanmış olup, bu yerin … tarafından anılan davacılara ne zaman bağışlandığı ve davacıların kadastro tespit tarihine kadar bağımsız 20 yıllık zilyetliklerinin mevcut olup olmadığı hususunda araştırma yapılmamıştır. Bu şekilde eksik araştırma ve incelemeye dayalı olarak karar verilemez.
Hal böyle olunca; doğru sonuca ulaşılabilmesi için Mahkemece öncelikle, dava sırasında vefat eden davacı … ve karar tarihinden sonra vefat eden davacı …’ ın mirasçılarının yöntemince davada yer almaları sağlanmalı; 101 ada 1 parselin hükmen tesciline esas dava dosyası bu dosya arasına getirtilerek, anılan parsel hakkındaki hükmün kesinleşip kesinleşmediği ve davanın taraflarının kim olduğu belirlenerek, eldeki dava yönünden kesin hüküm oluşturup oluşturmadığı belirlenmeli; ardından yöreye ait en eski tarihli memleket haritası ve hava fotoğraflarının tamamı ile varsa amenajman planı ve komşu parsellere ait kadastro tutanakları, tutanaklar kesinleşmiş ise tapu kayıt örnekleri ve tapu kayıtları mahkeme kararı sonucu oluşmuş ise karar örnekleri ilgili yerlerden getirtilip dosya ikmal edildikten sonra mahallinde, yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen, davada yararı bulunmayan aynı köyde ve komşu köylerde ikamet eden şahıslar arasından seçilecek ayrı ayrı üçer kişilik yerel bilirkişi kurulu ve taraf tanıkları ile önceki bilirkişiler dışında halen Tarım ve Orman Bakanlığı ile bağlı birimlerinde görev yapmayan bu konuda uzman orman mühendisleri arasından seçilecek üç orman mühendisi bilirkişisi, üç ziraat mühendisi bilirkişisi, bir fen elemanı ve bir jeodezi ve fotogrametri mühendisi bilirkişisinin katılımıyla yeniden keşif yapılmalı ve bu keşifte; öncelikle 101 ada 1 parselin dava konusu edilen bölümünün neresi olduğu tam olarak miktarıyla birlikte tespit edilerek, getirtilen belgeler çekişmeli taşınmazla birlikte çevre araziye de uygulanmak suretiyle taşınmazın öncesinin bu belgelerde ne şekilde nitelendirildiği tespit edilmeli; 3116, 4785 ve 5658 sayılı Kanunlar karşısındaki durumu saptanmalı; zilyetlikle veya hukuki değeri kalmamış olan tapu kayıtlarıyla ormandan yer kazanılamayacağı, öncesi orman olan bir yerin üzerindeki orman bitki örtüsü yokedilmiş olsa dahi, salt orman toprağının orman sayılan yer olduğu düşünülmeli; toprak yapısı, bitki örtüsü ve çevresi incelenmeli; keşifte, hakim gözetiminde, taşınmazın dört yönden renkli fotoğrafları çektirilip, onaylanarak dosyaya eklenmeli; yukarıda değinilen diğer belgeler fen, jeodezi ve fotogrametri ile uzman orman bilirkişiler eliyle yerine uygulattırılıp, orijinal-renkli (renkli fotokopi) hava fotoğrafları ve memleket haritasının ölçeği kadastro paftası ölçeğine, yine kadastro paftası ölçeği de hava fotoğrafları ve memleket haritası ölçeğine (Net-Cad veya benzeri programlar kullanılarak) denetime elverişli olacak şekilde çevrildikten sonra komşu ve yakın komşu parselleri de içine alacak şekilde birbiri üzerine aplike edilmek suretiyle çekişmeli taşınmaz, çevre parsellerle birlikte memleket haritası ve hava fotoğrafları üzerinde gösterilmeli; taşınmazın gerçek eğimi, klizimetre aletiyle ölçülerek memleket haritalarındaki münhanilerden (yükseklik eğrilerinden) de faydalanılmak suretiyle belirlenmeli; hava fotoğraflarının stereoskop aletiyle üç boyutlu incelemesi yapılarak, temyize konu taşınmazın niteliği ve kullanım durumu ile tasarruf sınırlarının belirgin olarak görünüp görünmediği tespit edilmeli; taşınmazın üzerindeki bitki örtüsünün cinsi, yaşı, dağılımı, kapalılık oranı ile taşınmazın imar-ihyaya konu olup olmadığını, olmuş ise imar-ihyaya en erken ne zaman başlanıldığını ve imar – ihyanın hangi tarihte tamamlandığını, taşınmazın ekonomik amacına uygun olarak tarım arazisi niteliğiyle zilyetliğine ne zaman başlanıldığını ve dava konusu taşınmazın 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 17/2. maddesinde belirtilen orman içi açıklık vasfında olup olmadığını belirten müşterek imzalı, tereddüte mahal bırakmayacak şekilde, yalnız büro incelemesine değil, uygulamaya ve araştırmaya dayalı, bilirkişilerin onayını taşıyan krokili bilimsel verileri bulunan yeterli ve dosyadaki belgeler ile karşılaştırıldığında denetime elverişli rapor alınmalı; ayrıca keşifte dinlenecek yerel bilirkişi ve tanıklardan, taşınmazların öncesinin ne olduğu, kim veya kimler tarafından, hangi tarihten beri ve ne şekilde kullanıldığı, taşınmazın … … tarafından davacılara ne zaman bağışlandığı etraflıca sorulup maddi olaylara dayalı olarak açıklattırılmalı ve davacıların bağış tarihinden kadastro tespit tarihine kadar 20 yıllık bağımsız zilyetliklerinin mevcut olup olmadığı belirlenmeli; komşu parsellerin tutanak ve dayanakları uygulanarak, dava konusu taşınmazı sınır olarak nasıl nitelendirdikleri araştırılmalı ve bu yolla yerel bilirkişi ve tanıkların beyanları denetlenmeli; yerel bilirkişi ve tanık sözleri arasında doğabilecek çelişkiler gerektiğinde yüzleştirme yapılarak giderilmeye çalışılmalı; ziraatçi bilirkişi kurulundan, taşınmazın evveliyatını, toprak yapısını, niteliğini ve zilyetlikle mülk edinilebilecek yerlerden olup olmadığını, komşu taşınmazlarla karşılaştırmalı şekilde açıklayan, bilimsel esaslara ve somut verilere dayalı, ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınmalı; fen bilirkişisinden ise, keşfi takibe ve denetlemeye olanak verir rapor ve kroki düzenlemesi istenilmeli; tanık ve yerel bilirkişi ifadeleri bilimsel esaslara ve maddi bulgulara dayanılarak hazırlanan söz konusu bilirkişi raporlarıyla denetlenmeli; davacıların 20 yıllık bağımsız zilyetliğinin olduğunun anlaşılması halinde, 3402 sayılı Kanun’un 14. maddesi uyarınca, davacıların her birinin ayrı ayrı, adlarına kayıtsız ve belgesizden tespit edilen taşınmaz malların kadastro tutanakları getirtilerek aynı çalışma alanı içinde olup olmadığı tespit edilmeli; yine davacıların her biri adına aynı çalışma alanı içinde taşınmaz mal tescil edilip edilmediği ilgili tapu müdürlüğü ve kadastro müdürlüğü ile hukuk mahkemeleri yazı işleri müdürlüğünden sorulup, aynı Kanun’un 03.07.2005 tarihli ve 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile değiştirilen 14/2. maddesi hükmü gözetilerek sulu ve susuz olarak kazanılmış toprak miktarı belirlenip, Kanun’un getirdiği sınırlamanın aşılıp aşılmadığı her bir davacı açısından ayrı ayrı saptanmalı ve bundan sonra toplanan ve toplanacak tüm kanıtlar birlikte değerlendirilerek ulaşılacak sonuca göre bir karar verilmelidir.
Mahkemece, açıklanan bu hususlar gözetilmeksizin, eksik araştırma ve incelemeye dayalı olarak karar verilmesi isabetsiz olduğundan hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacılar vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile, Yerel Mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz eden davacılara iadesine, 12.09.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.