Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2021/9222 E. 2022/7334 K. 26.09.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/9222
KARAR NO : 2022/7334
KARAR TARİHİ : 26.09.2022

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapusuz Taşınmazın Tescili

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup, hükmün davalı Hazine vekili ve asli müdahalede bulunan … tarafından temyiz edilmesi üzerine; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R

Davacı … vekili, dava dilekçesinde sınırlarını bildirdiği, Kahramanmaraş ili Türkoğlu ilçesi Kılılı Mahallesinde bulunan tapusuz taşınmazın, içerisinde bulunan ufak çaplı taşların bir kısmı müvekkili olan davacının ölen babası, bir kısmı da davacı tarafından temizlenerek ekonomik amaca uygun hale getirildiğini, 1982 yılından önce uzun süre davacının babası tarafından tarım arazisi olarak kullanıldığını, 1982 yılında babasının ölmesi üzerine davacının bu taşınmazı kullanmaya başladığını, davacının ve babasının zilyetlik süresi eklendiğinde 50 – 60 yıldır bu yerin üzerinde tasarrufun söz konusu olduğunu ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği şartlarının oluştuğunu belirterek, taşınmazın davacı adına tesciline karar verilmesi istemiyle dava açmıştır.
Davalı Hazine 19.02.2015 havale tarihli dilekçesiyle, taşınmazın (A1) ile gösterilen ve kesinleşen orman kadastrosu sonucu orman sınırları dışında kalan bölümünün TMK’nın 713/6 maddesi uyarınca adına tescilini talep etmiştir.
Mahkemece verilen, davanın kısmen kabulüne ve kısmen reddi ile 04.05.2015 tarihli fen bilirkişi ek raporunda (A1) harfi ile gösterilen 27.572,06 m²’lik alanın davacı adına tapuya tesciline, (A2) harfi ile gösterilen 23,59 m²’lik alanın orman vasfıyla Hazine adına tapuya tesciline ilişkin önceki hüküm, davalı Hazinenin temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 01.11.2017 tarih ve 2016/4968-8711 sayılı ilamıyla; “Hüküm tarihinden önce, 30.03.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6360 sayılı Kanun’un 1. maddesi gereğince, taşınmazın bulunduğu Türkoğlu İlçe Belediye Başkanlığı’nın ve bağlı olduğu Kahramanmaraş Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nın da davada yer almasının sağlanması” gereğine değinilerek bozulmuştur.
Bozma sonrası yapılan yargılama sırasında davacının kardeşi olan …, 18.04.2018 havale tarihli dilekçesi ile, dava konusu yerin vefat eden babaları….. a ait olduğunu, diğer mirasçıların bilgisi dışında davacının yeri kendi adına tescil ettirmek istediğini, çekişme konusu yeri kendisinin ve kardeşlerinin temizlediğini ve kullanıma hazır hale getirildiğini, üzerindeki ağaçların da kardeşler olarak birlikte diktiklerini belirterek, asli müdahillik talebinin kabulü ile yerin muris …..mirasçıları adına tesciline karar verilmesini talep etmiş olup, adı geçenin asli müdahillik talebi Mahkemece, yargılamanın 2. celsesinde kabul edildikten sonra, 3. celsede bu ara karardan dönülerek reddedilmiştir.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda; bozma sonrası …’ın asli müdahale talebinde bulunduğu, 21.06.2018 tarihli duruşmada asli müdahale talebinin kabulüne karar verilmiş ise de, HMK’nın 65.m/1.f’sı uyarınca, bir yargılamanın konusu olan hak veya şey üzerinde kısmen ya da tamamen hak iddia eden 3. kişinin hüküm verilinceye kadar bu durumu ileri sürerek yargılamanın taraflarına karşı aynı mahkemede dava açabileceği ve 2. fıkra uyarınca asli müdahale davası ile asıl yargılama birlikte yürütülüp karara bağlanacağı, gerekçeli kararın temyiz üzerine bozulması, bozmaya uyulması sebebiyle 18.10.2018 tarihli duruşmada asli müdahale talebinin kabulüne ilişkin ara karardan dönülerek, asli müdahale talebinin reddine karar verildiği açıklanarak, tüm dosya kapsamına göre davanın kısmen kabulüne ve kısmen reddine, fen bilirkişisinin 04.05.2015 tarihli ek raporunda (A1) harfi ile gösterilen 27.572,06 m2’lik alanın davacı adına tapuya tesciline, (A2) harfi ile gösterilen 23,59 m2’lik alanın orman vasfı ile … adına tapuya tesciline karar verilmiş; hüküm, davalı Hazine ve asli müdahale talebinde bulunan … tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, TMK’nin 713’üncü maddesine dayalı olarak açılan tapusuz taşınmazın tescili istemine ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde 30.03.2003 tarihinde kesinleşen 6831 sayılı Kanuna göre yapılmış orman kadastrosu ve 2/B madde uygulaması mevcut olup, arazi kadastrosunun 1975 yılında yapıldığı ve dava konusu yerlerin orman olarak tapulama harici bırakıldığı anlaşılmaktadır.

1. Asli müdahale talebinde bulunan …’ın temyiz itirazlarının incelenmesinde; Davacı …, çekişmeli taşınmaz bölümü üzerinde önce babasının, babasından sonra ise kendisinin zilyetliğinin bulunduğu iddiasına dayanarak, taşınmazın adına tescili istemiyle dava açmış olup, asli müdahale talebinde bulunan … ise, çekişmeli taşınmaz bölümünün babalarından mirasçılarına intikal ettiğini ve tüm mirasçıların taşınmaz bölümü üzerinde haklarının bulunduğunu ileri sürerek, taşınmazın tarafların ortak murisi olan Mehmet Bayar mirasçıları adına tescili istemiyle davaya katılmak istemiştir. 6100 sayılı HMK’nın 65. maddesi; “Bir yargılamanın konusu olan hak veya şey üzerinde kısmen ya da tamamen hak iddia eden üçüncü kişi, hüküm verilinceye kadar bu durumu ileri sürerek, yargılamanın taraflarına karşı aynı mahkemede dava açabilir.” hükmünü ihtiva etmektedir. Bu durum karşısında, müdahale talebinde bulunan … tarafından, bozma sonrası hüküm verilinceye kadar harcını yatırmak suretiyle dava konusu edilen yerin aslında babasından tüm mirasçılara kaldığı ve mirasçılar adına tescil edilmesi gerektiği yönünde yapmış olduğu asli müdahillik talebinin kabul edilerek, ileri sürdüğü iddiaları yönünden de araştırma yapılması gerekirken, hatalı değerlendirme sonucu yazılı gerekçeyle müdahale talebinde bulunan …’ ın müdahillik talebinin reddilmesi yerinde olmamıştır.
Öte yandan; davacının, taşınmazın babasından kendisine kaldığı iddiasıyla dava açtığı ve dosya kapsamından kendisi dışında başkaca mirasçıların da bulunduğu anlaşıldığına göre; tereke kapsamındaki bir mal üzerinde bir mirasçı tarafından sürdürülen zilyetliğin tüm mirasçılar adına olduğu yönündeki genel kural gözetilerek, davacının tek başına dava açmakta aktif dava ehliyetinin bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla, çekişmeli taşınmazın babasından kendisine ne şekilde kaldığı, hangi hukuksal nedene dayanarak (taksim, bağış, satış vs.) adına müstakilen tescil talebinde bulunduğu davacıdan sorularak açıklattırılması; davacıya bu yöndeki iddiasını ispat açısından imkan tanınması ve bu şekilde davacının tek başına dava açma hususunda aktif dava ehliyetinin bulunduğunu ispatlaması durumunda, davacı yönünden yargılamaya devam edilmesi ve asli müdahale talebinde bulunan …’ ın davasının reddine karar verilmesi; davacının, tek başına dava açma ehliyeti bulunduğunu ispatlayamaması durumunda ise davacının davasının, aktif husumet ehliyeti yokluğundan reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmelidir.
Bu durumda, yanı davacının davasının aktif husumet ehliyeti yokluğundan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılması halinde, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 640. maddesi uyarınca, tereke adına açılıp takip edilen davaların ya tüm mirasçılar tarafından birlikte açılması ya da tüm mirasçıların açılan davaya muvafakatlarının sağlanması veya davanın terekeye mümessil tayin edilerek sürdürülmesi zorunlu olduğundan ve dosya kapsamında bulunan nüfus kayıt örneğinden muris Mehmet Bayar’ın, davacı … ve asli müdahale talebinde bulunan … dışında Selbi, İdris, Hacer, Davut, İbrahim ve Medine isimlerinde mirasçılarının bulunduğu anlaşıldığından, asli müdahale talebinde bulunan davacının kardeşi …’ın davası yönünden, adı geçen mirasçıların davaya katılımlarının veya muvafakatlerinin sağlanması yada terekeye temsil atanması suretiyle davanın sürdürülmesi gerekmektedir. Ne var ki, anılan mirasçılar asli müdahale talebinde bulunan …’ la birlikte dava açmadıkları gibi, sonradan davaya muvafakat da vermedikleri anlaşılmaktadır. Öte yandan, terekeye mümessil tayin ettirildiğine dair dosya kapsamında herhangi bir bilgi ve belge de bulunmamaktadır. 6100 sayılı HMK’nın 115/2. maddesi uyarınca “dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise bunun tamamlanması için kesin süre verilir. Bu süre içinde dava şartı noksanlığı giderilmezse dava, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddedilir.” Asli müdahilin, tek başına genel mahkemede eldeki davayı açıp, bu davayı sürdürme yetkisi de bulunmadığı dikkate alındığında, dosyada taraf olarak yer almayan Selbi, İdris, Hacer, Davut, İbrahim ve Medine’nin davaya dahil edilip muvafakatinin alınması ya da terekeye temsilci atanarak temsilciden davaya diyeceklerinin sorulması için asli müdahile kesin süre verilerek, dava şartı sağlandığı takdirde işin esasına girilmesi, aksi halde kesin süreye rağmen belirtilen dava şartı noksanlığı giderilememiş ise dava şartı yokluğu sebebiyle davanın usulden reddi gerekeceği göz önünde bulundurulmalıdır.
2. Davalı Hazinenin temyiz itirazları yönünden yapılan değerlendirmeye gelince; Mahkemece, davacı …’ın davası yönünden, çekişmeli taşınmaz bölümü üzerinde davacı lehine zilyetlikle iktisap koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de, yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurmak için yeterli değildir.
Şöyle ki; çekişme konusu yerin fen bilirkişisi tarafından A1 ile gösterilen kısmının 2003 tarihinde kesinleşen orman kadastrosunda orman sınırları dışında bırakıldığı, ancak orman kadastrosunun kesinleşme tarihinden dava tarihine kadar 20 yıllık zilyetlik süresinin dolmadığı anlaşıldığından, orman kadastrosunun kesinleşmesinden önce taşınmaz üzerinde sürdürülen zilyetliğe değer verilebilmesi için taşınmazın öncesinin orman sayılan yerlerden olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Ne var ki, bu doğrultuda orman bilirkişi tarafından düzenlenen rapor ekinde bulunan 1948 tarihli hava fotoğrafında ve 1956 tarihli memleket haritasında dava konusu taşınmaz çevre parsellerle birlikte gösterilmemiş ve yine hava fotoğrafındaki gösterim ölçeksiz yapılmış olduğundan raporun bu haliyle denetime elverişli olduğundan söz edilemez. Öte yandan, dava konusu taşınmaza komşu olan taşınmazların kadastro tutanakları, varsa tespite dayanak belgeler ve kadastro sonucu oluşan tapu kayıtlarının onaylı örnekleri getirtilmemiş, taşınmazda imar-ihya işleminin yapılıp yapılmadığı, yapılmış ise imar-ihyanın hangi tarihte tamamlandığı ve taşınmazların kullanım durumunun ne olduğunu kesin olarak belirleyen, bilimsel verilere dayalı gerekçeli rapor alınmadığı gibi, çekişmeli taşınmazın niteliğinin belirlenmesi için dava tarihinden 15-20-25 yıl öncesine ait üç ayrı tarihte çekilmiş hava fotoğrafları getirtilerek üzerinde uzman jeodezi ve fotogrametri mühendisi bilirkişi eliyle inceleme de yaptırılmamıştır. Ayrıca, ziraat bilirkişisi raporunda, taşınmaz üzerinde 30-40 yıl gibi uzun zamandır kuru tarım yapıldığı, üzerinde bakımlı ve düzenli aralıklarla yetiştirme tekniğine uygun olarak dikilmiş 13-15 yaşlarında 460 adet zeytin ağacı bulunduğu belirtilmesine rağmen, orman bilirkişi tarafından düzenlenen raporda, 1985 ve 1999 tarihli hava fotoğraflarında stereoskop aletiyle yapılan incelemede, dava konusu alanın boş, hali arazi niteliğinde olduğu belirtilerek, raporlar arasında çelişki oluşturulduğu halde bu çelişki giderilmeksizin karar verilmesi cihetine gidilmiştir. Bu şekilde eksik araştırma ve incelemeye dayalı olarak karar verilemez.
Hal böyle olunca; doğru sonuca ulaşılabilmesi için Mahkemece, öncelikle 6100 sayılı HMK’ nın 65. maddesi uyarınca asli müdahale talebinde bulunan …’ ın müdahale talebinin kabulüne karar verilerek, davacı … ve asli müdahil …’ ın davaları yönünden yukarıda (1) nolu bentte açıklanan usuli eksiklikler giderilmeli; akabinde, yöreye ait en eski tarihli memleket haritası ve hava fotoğrafları ile amenajman planı ve komşu parsellere ait kadastro tutanakları, tutanaklar kesinleşmiş ise tapu kayıt örnekleri ve tapu kayıtları hükmen oluşmuş ise mahkeme karar örnekleri ve varsa Yargıtay ilamlarının örnekleri ilgili yerlerden getirtilip dosya ikmal edildikten sonra, yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen, davada yararı bulunmayan, aynı köyde ve komşu köylerde ikamet eden şahıslar arasından seçilecek ayrı ayrı 3’er kişilik yerel bilirkişi kurulu ve taraf tanıkları ile önceki bilirkişiler dışında halen Tarım ve Orman Bakanlığı ile bağlı birimlerinde görev yapmayan bu konuda uzman orman mühendisleri arasından seçilecek üç orman mühendisi bilirkişisi, üç ziraat mühendisi bilirkişisi, bir fen elemanı ve bir jeodezi ve fotogrametri mühendisi bilirkişisinin katılımıyla mahallinde yapılacak keşifte, getirtilen belgeler çekişmeli taşınmaz ile birlikte çevre araziye de uygulanmak suretiyle, taşınmazın öncesinin bu belgelerde ne şekilde nitelendirildiği belirlenmeli; 3116, 4785 ve 5658 sayılı Kanun’lar karşısındaki durumu saptanmalı; zilyetlikle veya hukuki değeri kalmamış olan tapu kayıtlarıyla ormandan yer kazanılamayacağı, öncesi orman olan bir yerin üzerindeki orman bitki örtüsü yokedilmiş olsa dahi, salt orman toprağının orman sayılan yer olduğu düşünülmeli; toprak yapısı, bitki örtüsü ve çevresi incelenmeli; hakim gözetiminde, taşınmazın dört yönden renkli fotoğrafları çektirilip, onaylanarak dosyaya eklenmeli; yukarıda değinilen diğer belgeler fen, jeodezi ve fotogrametri uzmanı bilirkişileri ile orman bilirkişi eliyle yerine uygulattırılıp; orijinal-renkli (renkli fotokopi) hava fotoğrafları ve memleket haritasının ölçeği kadastro paftası ölçeğine, yine kadastro paftası ölçeği de hava fotoğrafları ve memleket haritası ölçeğine (Net-Cad veya benzeri programlar kullanılarak) denetime elverişli olacak şekilde çevrildikten sonra komşu ve yakın komşu parselleri de içine alacak şekilde birbiri üzerine aplike edilmek suretiyle, çekişmeli taşınmaz çevre parsellerle birlikte memleket haritası ve hava fotoğrafları üzerinde gösterilmeli, taşınmazın gerçek eğimi, klizimetre aletiyle ölçülerek memleket haritalarındaki münhanilerden (yükseklik eğrilerinden) de faydalanılmak suretiyle belirlenmeli; stereoskopik hava fotoğraflarının stereoskop vasıtasıyla üç boyutlu incelemesi yapılarak temyize konu taşınmazın niteliği, üzerindeki bitki örtüsünün cinsi, yaşı, dağılımı, kapalılık oranının açıklandığı ve dava konusu taşınmazların 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 17/2. maddesinde belirtilen orman içi açıklık vasfında olup olmadığını belirten, müşterek imzalı şekilde, yalnız büro incelemesine değil, uygulamaya ve araştırmaya dayalı, bilirkişilerin onayını taşıyan krokili bilimsel verileri bulunan yeterli ve dosyadaki belgeler ile karşılaştırıldığında denetime elverişli rapor alınmalı ve çekişmeli taşınmazın orman sayılan yerlerden olup olmadığı tereddüte mahal bırakmayacak şekilde belirlenmelidir.
Ayrıca keşifte dinlenecek yerel bilirkişi ve tanıklardan, taşınmazın öncesinin ne olduğu, kim veya kimler tarafından, hangi tarihten beri ve ne şekilde kullanıldığı, imar-ihya gerektiren yerlerden olup olmadığı, böyle yerlerden ise imar-ihyaya konu edilip edilmediği ve edilmiş ise imar-ihyasının hangi tarihte tamamlandığı hususları etraflıca sorulup maddi olaylara dayalı olarak açıklattırılmalı; komşu parsellerin tutanak ve dayanakları uygulanarak dava konusu taşınmazları sınır olarak nasıl nitelendirdikleri araştırılmalı; yerel bilirkişiler ve tanıkların sözleri arasında doğabilecek çelişkiler gerektiğinde yüzleştirme yapılarak giderilmeye çalışılmalı; ziraatçi bilirkişi kurulundan, taşınmazın evveliyatını, toprak yapısını, niteliğini ve zilyetlikle mülk edinilebilecek yerlerden olup olmadığını, komşu taşınmazlarla karşılaştırmalı şekilde açıklayan, bilimsel esaslara ve somut verilere dayalı, ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınmalı; fen bilirkişisinden ise, keşfi takibe ve denetlemeye olanak verir rapor ve kroki alınmalı; tanık ve yerel bilirkişi ifadeleri bilimsel esaslara ve maddi bulgulara dayanılarak hazırlanan söz konusu bilirkişi raporlarıyla denetlenmeli; 3402 sayılı Kanunun 14. maddesi uyarınca, adına tescil kararı verilecek kişi ya da kişiler ile diğer mirasçılar ve onların miras bırakanları adına aynı çalışma alanı içerisinde kayıtsız ve belgesizden başkaca taşınmaz mal tespit ya da tescil edilip edilmediği ilgili tapu müdürlüğü ve kadastro müdürlüğü ile hukuk mahkemeleri yazı işleri müdürlüğünden sorulup, aynı Kanunun 03.07.2005 tarihli ve 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile değiştirilen 14/2. maddesi hükmü gözetilerek sulu ve susuz olarak kazanılmış toprak miktarı belirlenip, Kanun’un getirdiği sınırlamanın aşılıp aşılmadığı saptanarak, toplanacak tüm kanıtlar birlikte değerlendirilmek suretiyle, yukarıda açıklanan yöntemle yapılacak araştırma sonucu taşınmazın öncesinin orman sayılan yerlerden olduğunun belirlenmesi halinde, orman kadastrosunun kesinleştiği tarihe kadar sürdürülen zilyetliğe değer verilemeyeceğinden, dava konusu yerin orman kadastrosu sonucu orman sınırları dışında bırakıldığı 2003 tarihinden davanın açıldığı 2013 tarihine kadar da 20 yıllık zilyetlik süresi dolmadığından davanın reddine ve taşınmazın Hazine adına tesciline, dava konusu yerin öncesinin orman sayılan yerlerden olmadığının belirlenmesi halinde ise, zilyetlik araştırması neticesinde oluşacak sonuca göre bir karar verilmelidir.
Mahkemece, bu hususlar gözetilmeksizin, usule ilişkin eksiklikler giderilmeden, davanın esasına girilip eksik araştırma ve incelemeye dayalı olarak yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olduğu gibi, kabule göre de; davalı Hazine vekili 19.02.2015 havale tarihli dilekçesiyle, taşınmazın (A1) ile gösterilen orman sınırları dışında kalan bölümünün Hazine adına tescilini talep etmiş olmasına rağmen HMK’nın 26.maddesinde yer alan; “Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez.” hükmü göz ardı edilerek, kesinleşen orman kadastrosu sonucu orman sınırları içinde kalan ve fen bilirkişisi tarafından A2 harfi ile gösterilen kısımla ilgili tescil hükmü kurulması da isabetsiz olduğundan hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) ve (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, asli müdahale talebinde bulunan … ve davalı Hazinenin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile, Yerel Mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, istek halinde peşin harcın temyiz eden …’a iadesine, 26.09.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.