YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/9566
KARAR NO : 2021/12243
KARAR TARİHİ : 09.12.2021
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Kadastro sonucu, … ili … ilçesi … köyü çalışma alanında bulunan … mevkii 163 ada 2 parsel sayılı 10.639,15 m2 yüzölçümündeki taşınmaz, ham toprak vasfındaki taşınmaz Hazine adına tespit ve tescil edilmiştir.
Davacı …, taşınmazın 2006 yılında yapılan kadastro çalışmalarında davalı Hazine adına hataen tescil edildiğini, taşınmazın çok uzun yıllardır murisi …’ ın tasarrufunda olduğunu açıklayarak, taşınmazın Hazine adına olan tapu kaydının iptali ile muris …’ ın belgesindeki miras hissesi oranında adına tescili istemiyle dava açmıştır.
Davalı Hazine vekili, orman kadastro sınırları içinde olan yerlerin zilyetlikle iktisabının mümkün olmadığını, taşınmazın tahdit dışında kalmış olmasının o yerin orman olmadığı anlamına gelmediğini, taşınmazın Hazineye ait olduğunu açıklayarak davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, dava konusu … ili … ilçesi … mahallesi 163 ada 2 parselde bulunan, kadastro çalışmalarında ham toprak olarak kaydedilen, 20.05.2015 havale tarihli fen ve kadastro bilirkişi raporuna ekli krokide sınırları gösterilen 10.639,25 m2 lik taşınmazın davacı … oğlu … adına tapuya kayıt ve tesciline, karar krokide değişiklik yapar nitelikte olduğundan fen ve kadastro bilirkişilerinin 20.05.2015 havale tarihli ve 163 ada 2 parsel numaralı taşınmaz hakkında ayrıntılı rapor ve krokinin kararın eki sayılmasına ve bir örneğinin karara eklenmesine karar verilmiş; hüküm, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kadastrodan önceki zilyetliğe dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Davacı dava dilekçesinde, taşınmazın murisi …’a ait olduğunu, geride mirasçı olarak …, …, …, … ve kendisinin kaldığını belirterek, taşınmazın muris …’a ait veraset ilamındaki hisse doğrultusunda adına tescilini talep etmiş, bilahare dosyaya sunduğu beyan dilekçelerinde “biz varisler ortak kullanıyoruz” ifadesini kullanmıştır. Davacı, 06.11.2014 tarihli 1. celsede ise “Dava dilekçemi aynen tekrar ederim, dava konusu taşınmaz miras yolu ile babamdan bize kalmıştır, babam öldükten sonra 35 yıl kadar annem kullanmıştır, nasıl oldu ise Hazine üzerine kaydedilmiş, taşınmazın üzerimize kaydını talep ediyorum, taşınmaz hali hazırda bizler tarafından kullanılmaktadır, annem araziyi hububat ekip biçerek kullanmakta idi, iki yıldır da ben araziyi buğday ve arpa ekerek kullanmaktayım” şeklinde beyanda bulunmuş; 15.05.2015 tarihli keşif esnasında dinlenilen mahalli bilirkişi … , davacının dayısı olduğunu, bu arazinin davacının ailesine ait olduğunu, dedesinden nenesine ondan da dayısı …’a kaldığını, 25 yıldır dayısından kiralayarak kullandığını; davacı tanığı … ise, kendini bildi bileli taşınmazın … ve ailesine ait olduğunu , babasından …’a kaldığını beyan etmiştir.
Mahkemece, tanık ve mahalli bilirkişi beyanlarının birbiri ile uyumlu olduğu, taşınmazın davacının ailesine ait olduğu, ondan da miras yoluyla davacıya kaldığı belirtilerek taşınmazın davacı … oğlu … adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş ise de, davacının davayı açmakta aktif dava ehliyetinin mevcut olup olmadığı, taşınmazın hangi hukuki yolla (taksim, satış bağış vs .) davacıya kaldığı hususunda yeterli araştırma yapılmadan, davacının taşınmazda kendi adına miras hissesinin tescilini mi istediği yoksa 1. celsedeki beyanında belirtildiği üzere mirasçılar adına mı tescilini mi istediği hususu açıklattırılmadan, davacının az yukarıda taşınmazın ortak kullanıldığına ilişkin beyanları ile çelişkili olan tanık ve mahalli bilirkişi beyanlarına itibar edilerek tamamının davacı adına tesciline karar verilmesi doğru görülmemiştir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 114/1-d maddesi gereğince, tarafların dava ehliyetine sahip olup olmadıklarının yargılamanın her aşamasında Mahkemece re’sen gözetilmesi gerekir. Davacının dava dilekçesindeki talebinin esas alınması halinde; bilindiği üzere bir mirasçı, terekeye dahil bir taşınmaz hakkında, diğer mirasçılar aleyhine tek başına miras payı oranında adına tescil istemi ile dava açabilirse de, terekeye göre üçüncü kişi konumundaki birine karşı miras payının adına tescili istemiyle dava açması hukuken mümkün değildir. Elbirliği mülkiyetinde mirasçıların tereke malları üzerinde belli pay veya payları olmayıp, haklarının terekenin tamamını kapsadığı, TMK’nin 702. maddesine göre topluluk devam ettiği sürece tasarrufi işlemlerde tüm ortakların oybirliğiyle karar vermeleri gerektiği açıktır. Mirasçılardan birinin, terekeye karşı üçüncü kişi konumunda olan birisi aleyhine kendi payı hakkında açtığı dava, diğer mirasçıların paylarını kapsamadığından ve aynı zamanda onlar adına açılmadığından davaya diğer mirasçıların katılması (icazet vermesi) veya terekeye temsilci atanması suretiyle devam edilmesine olanak yoktur. Ne var ki bir mirasçının terekeye dahil bir taşınmaz hakkında, 3. kişi davalıya karşı kendi adına tescil isteminde bulunmasının önünde yasal bir engel yoktur. Ancak bu halde, davacı yanın dava konusu taşınmazın muristen satış, bağış veya terekenin taksimi yoluyla kendisine intikal ettiğini, kısacası taşınmazın terekeden ayrıldığını ve bu yolla kendisine intikal ettiğini ispat etmesi gerekecektir.
Davacının 06.11.2014 tarihli 1. celse beyanında belirttiği üzere, taşınmazın tüm mirasçılar adına tescilinin istenmesi halinde ise, elbirliği mülkiyeti hükümlerine tabi bulunan bir taşınmazda, terekeye ilişkin tüm tasarruf işlemlerinin 4721 sayılı Kanun’un 640. ve 702. maddeleri uyarınca tüm mirasçılar tarafından birlikte yapılması zorunlu olup tasarrufi işlem niteliğindeki davanın da tüm mirasçılar tarafından birlikte açılması gerekir. Bir mirasçının özellikle acele hallerde miras şirketinin menfaatini korumak için bütün mirasçılar adına yalnız başına dava açması mümkün ise de, bu şekilde açılan bir dava tüm mirasçıların katılımı sağlanmadan yürütülemez. Bu halde, diğer mirasçıların davaya katılımlarının sağlanması, muvafakatlerinin alınması ya da terekeye temsilci atanması gerekecektir.
Bu itibarla; Mahkemece öncelikle, dava dilekçesi ve davacının yargılama sürecindeki yazılı ve sözlü beyanları gözetilerek, davacıya talebi açıklattırılmalı ve bundan sonra davacının talebi doğrultusunda yukarıdaki açıklamalar esas alınarak işlem yapılmalıdır.
Öte yandan, her ne kadar Mahkemece çekişmeli taşınmaz başında bir fen, bir kadastro ve bir ziraat bilirkişisi ile keşfe gidilerek rapor alınmış ise de, davalı Hazine vekili dava konusu taşınmazın orman vasfında olduğunu ileri sürmesine rağmen bu konuda herhangi bir araştırma ve inceleme yapılmadığından, yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermek için yeterli bulunmamaktadır.
Hal böyle olunca; Mahkemece, yöreye ait en eski tarihli memleket haritası ve hava fotoğraflarının tamamı ile varsa amenajman planı ve komşu parsellere ait kadastro tutanakları, tutanaklar kesinleşmiş ise tapu kayıt örnekleri ve tapu kayıtları mahkeme kararı sonucu oluşmuş ise mahkeme karar örnekleri ilgili yerlerden getirtilip dosya ikmal edildikten sonra mahallinde, yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen, davada yararı bulunmayan aynı köyde ve komşu köylerde ikamet eden şahıslar arasından seçilecek ayrı ayrı 3’er kişilik yerel bilirkişi kurulu ve taraf tanıkları ile önceki bilirkişiler dışında halen Tarım ve Orman Bakanlığı ve bağlı birimlerinde görev yapmayan bu konuda uzman orman mühendisleri arasından seçilecek üç orman mühendisi bilirkişi, bir ziraat mühendisi bilirkişi, bir fen elemanı ve bir jeodezi ve fotogrametri mühendisi bilirkişinin katılımıyla yeniden keşif yapılmalı ve bu keşifte, getirtilen belgeler çekişmeli taşınmaz ile birlikte çevre araziye de uygulanmak suretiyle taşınmazın öncesinin bu belgelerde ne şekilde nitelendirildiği belirlenmeli; 3116, 4785 ve 5658 sayılı Kanunlar karşısındaki durumu saptanmalı; zilyetlikle veya hukuki değeri kalmamış olan tapu kayıtlarıyla ormandan yer kazanılamayacağı, öncesi orman olan bir yerin üzerindeki orman bitki örtüsü yokedilmiş olsa dahi, salt orman toprağının orman sayılan yer olduğu düşünülmeli; toprak yapısı, bitki örtüsü ve çevresi incelenmeli; hakim gözetiminde, taşınmazın dört yönden renkli fotoğrafları çektirilip, onaylanarak dosyaya eklenmeli; yukarıda değinilen diğer belgeler fen, jeodezi ve fotogrametri ile uzman orman bilirkişiler eliyle yerine uygulattırılıp, orijinal-renkli (renkli fotokopi) hava fotoğrafları ve memleket haritasının ölçeği kadastro paftası ölçeğine, yine kadastro paftası ölçeği de hava fotoğrafları ve memleket haritası ölçeğine (Net-Cad veya benzeri programlar kullanılarak) denetime elverişli olacak şekilde çevrildikten sonra komşu ve yakın komşu parselleri de içine alacak şekilde birbiri üzerine aplike edilmek suretiyle çekişmeli taşınmaz, çevre parsellerle birlikte memleket haritası ve hava fotoğrafları üzerinde gösterilmeli; taşınmazın gerçek eğimi, klizimetre aletiyle ölçülerek memleket haritalarındaki münhanilerden (yükseklik eğrilerinden) de faydalanılmak suretiyle belirlenmeli; hava fotoğraflarının stereoskop aletiyle üç boyutlu incelemesi yapılarak, temyize konu taşınmazın niteliği ve kullanım durumu ile tasarruf sınırlarının belirgin olarak görünüp görünmediği tespit edilmeli; taşınmazın üzerindeki bitki örtüsünün cinsi, yaşı, dağılımı, kapalılık oranı ile taşınmazın imar-ihyaya konu olup olmadığını, olmuş ise imar-ihyaya en erken ne zaman başlanıldığını ve imar- ihyanın hangi tarihte tamamlandığını, taşınmazın ekonomik amacına uygun olarak tarım arazisi niteliğiyle zilyetliğine ne zaman başlanıldığını ve dava konusu taşınmazın 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 17/2. maddesinde belirtilen orman içi açıklık vasfında olup olmadığını belirten müşterek imzalı, tereddüte mahal bırakmayacak şekilde, yalnız büro incelemesine değil, uygulamaya ve araştırmaya dayalı, bilirkişilerin onayını taşıyan krokili bilimsel verileri bulunan yeterli ve dosyadaki belgeler ile karşılaştırıldığında denetime elverişli rapor alınmalı; ayrıca, dinlenecek yerel bilirkişi ve tanıklardan, taşınmazın öncesinin ne olduğu, kim veya kimler tarafından, hangi tarihten beri ve ne şekilde kullanıldığı, imar-ihya gerektiren yerlerden olup olmadığı, böyle yerlerden ise imar-ihyaya konu edilip edilmediği ve edilmiş ise imar-ihyasının hangi tarihte tamamlandığı hususları etraflıca sorulup maddi olaylara dayalı olarak açıklattırılmalı, komşu parsellerin tutanak ve dayanakları uygulanmak suretiyle dava konusu taşınmazı sınır olarak nasıl nitelendirdikleri araştırılmalı ve bu yolla yerel bilirkişi ve tanık sözleri denetlenmeli; yerel bilirkişiler ve tanıkların beyanları arasında doğabilecek çelişkiler gerektiğinde yüzleştirme yapılarak giderilmeye çalışılmalı; ziraat bilirkişisinden, taşınmazın evveliyatını, toprak yapısını, niteliğini ve zilyetlikle mülk edinilebilecek yerlerden olup olmadığını, komşu taşınmazlarla karşılaştırmalı şekilde açıklayan, bilimsel esaslara ve somut verilere dayalı, ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınmalı; fen bilirkişisinden ise, keşfi takibe ve denetlemeye olanak verir rapor ve kroki düzenlemesi istenilmeli; tanık ve yerel bilirkişi ifadeleri bilimsel esaslara ve maddi bulgulara dayanılarak hazırlanan söz konusu bilirkişi raporlarıyla denetlenmeli; 3402 sayılı Kanunun 14. maddesi uyarınca, adına tescil kararı verilecek kişi ya da kişiler ile diğer mirasçılar ve onların miras bırakanları adına aynı çalışma alanı içerisinde kayıtsız ve belgesizden başkaca taşınmaz mal tesbit ya da tescil edilip edilmediği ilgili tapu müdürlüğü ve kadastro müdürlüğü ile hukuk mahkemeleri yazı işleri müdürlüğünden sorulup, aynı Kanunun 3.7.2005 tarihli ve 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile değiştirilen 14/2. maddesi hükmü gözetilerek sulu ve susuz olarak kazanılmış toprak miktarı belirlenip, Kanunun getirdiği sınırlamanın aşılıp aşılmadığı saptanarak, toplanacak tüm kanıtlar birlikte değerlendirilip, ulaşılacak sonuca göre bir hüküm kurulmalıdır.
Mahkemece, bu hususlar gözetilmeksizin eksik araştırma ve inceleme ile karar verilmiş olması isabetsiz olduğundan hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı Hazine vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince … ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteminde bulunulabileceğine, 09.12.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.