Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2021/9928 E. 2021/10955 K. 04.11.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/9928
KARAR NO : 2021/10955
KARAR TARİHİ : 04.11.2021

MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonucunda Mahkemece verilen, konusu kalmayan davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına ilişkin hükmün, davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay (kapatılan) 16. Hukuk Dairesi’nin 15.10.2019 tarihli ve 2018/2173 Esas, 2019/6422 Karar sayılı ilamı ile bozulmasına karar verilmiş olup, bir kısım davalılar vekili tarafından süresinde kararın düzeltilmesi istenmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Mahkemenin verdiği önceki karar Yargıtay tarafından bozulmuş olup uyulan bozma ilamında özetle; “dosya içinde çekişmeli taşınmaza ait kadastro tutanak aslının yer almadığı, dosyada mevcut yazışmalardan kadastro tutanak aslının ve bu parsel ile ilgili olduğu belirlenen Kartal Kadastro Mahkemesi’nin 1958/982 Esas, 1961/125 Karar sayılı dava dosyasının bulunamadığının anlaşıldığı, Mahkemece dosyaya getirtilen komşu parsellerle ilgili Kartal Kadastro Mahkemesi’nin 1969/15 Esas sayılı dava dosyası içinde çekişmeli taşınmaza ait kadastro tutanak sureti ile Kartal Kadastro Mahkemesinin sözü edilen 1958/982 Esas, 1961/125 Karar sayılı ilamının suretinin bulunduğunun tespit edildiği, söz konusu tutanak sureti ve ilamlar incelendiğinde ise, 1957 yılında yapılan kadastro sırasında çekişmeli 1380 parsel sayılı taşınmazın ölü … oğlu … mirasçıları ve ölü … oğlu … mirasçıları adına tespit edildiği, bu parsele ilişkin olarak Kartal Kadastro Mahkemesinde … ve arkadaşları tarafından tespite itiraz davası açıldığı, bu davanın Mahkemenin 1958/982 Esas, 1961/125 Karar sayılı ilamı ile reddedildiği ancak kararın, davalı mirasçılarına tebliğ edilemediği için kesinleşmediği şeklinde bilgi edinildiği açıklanarak, tapu sicilinde çekişmeli taşınmazın malik hanesi açık bulunduğuna ve parsel hakkında açılan dava sonucu verilen karar kesinleşmediğine göre, Kadastro Hakimi, usulen taraf teşkilini sağlamak ve gerçek hak sahibini re’sen araştırarak tespit edip gerçek hak sahibi adına tescil kararı vermekle yükümlü olduğu halde, kadastro tutanağında yazılı tespit malikleri ve sözü edilen 1961/125 Karar sayılı davanın tarafları davaya dahil edilerek taraf teşkili sağlanmadan esasa girilerek hüküm kurulmasının isabetsizliğine” değinilmiştir.
Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda, konusu kalmayan davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş; hüküm, davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle, bu kez Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin 15.10.2019 tarihli ve 2018/2173 Esas, 2019/6422 Karar sayılı ilamıyla; “Mahkemece, davanın, 1380 parsel sayılı taşınmazın açık bırakılan malik hanesinin doldurulması istemine yönelik olduğu, yargılama aşamasında ise … Kadastro Hakimliğinin 03.10.1961 tarihli ve 1958/982 Esas, 1961/125 Karar sayılı dosyasının bulunarak ilamın kesinleşmesi üzerine taşınmazın açık olan malik hanesinin miras hisseleri oranında … mirasçıları İbrahim … ve … mirasçıları adına tapuya tescil edildiği, bu nedenle de davanın konusunun kalmadığının anlaşıldığı gerekçesiyle yazılı şekilde hüküm kurulmuş ise de, verilen kararın dosya kapsamına, usul ve yasaya uygun bulunmadığı, dosya kapsamından, çekişmeli taşınmazın dava konusu olduğu … Kadastro Hakimliğinin 1958/982 Esas, 1961/125 Karar sayılı dosyasında, taşınmazın tespit malikleri … oğulları İbrahim … ve … mirasçıları aleyhine, … ve … tarafından 07.03.1958 tarihinde açılan davanın yargılaması sonucunda 03.10.1961 tarihli karar ile davanın reddine ve taşınmazın tespit maliklerinin mirasçıları adına tesciline karar verildiğinin ve iş bu kararın Yargıtayın yukarıda özetlenen ilamına uyulmasından sonra 25.09.2013 tarihinde kesinleştiğinin ve taşınmazın 20.11.2013 tarihinde tapuya tescil edildiğinin anlaşıldığı, Mahkemece, iş bu ilamın kesinleşmesi nedeniyle eldeki davanın konusuz kaldığı gerekçe gösterilmekle birlikte, sözü edilen davada, eldeki dosyanın davacıları taraf olmadıkları ve lehlerine verilmiş bir tescil hükmü de bulunmadığı gibi davacıların henüz taşınmazın tespiti kesinleşmeden önce zilyetlik hukuki nedenine dayalı olarak taşınmazın kendi adlarına tescilini istediklerinin anlaşılmasına göre, davacıların davasının, taşınmazın tapuya tescil edilmesi üzerine konusuz kaldığından söz edilmesinin mümkün bulunmadığı açıklanarak, çekişmeli 1380 parsel sayılı taşınmazın yargılama aşamasında adlarına sicil oluşturulan maliklerinin, bir başka ifade ile, taşınmazın tespit malikleri olup kesinleşen … Kadastro Hakimliğinin 1958/982 Esas, 1961/125 Karar sayılı dava dosyasında adlarına tescil hükmü kurulan İbrahim … ve … mirasçılarının tamamının davaya dahil edilmesi için davacı tarafa süre ve imkan tanınması, taraf teşkili tamamlandıktan sonra tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde araştırma ve inceleme yapılarak sonucuna göre bir karar verilmesi” gereğine değinilerek bozulmuş ve bozma ilamına karşı bir kısım davalılar vekili tarafından karar düzeltme isteminde bulunulmuştur.
Eldeki davanın safahatinin incelenmesinde; davacı … ve arkadaşları tarafından, 12.05.2000 tarihli dilekçe ile, malik hanesi açık bulunan 1380 parsel sayılı taşınmazın adlarına tescili istemiyle dava açıldığı, Pendik 2. Asliye Hukuk Mahkemesince 10.10.2002 tarihli karar ile davacıların davasının ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği, davacılar vekilinin temyizi üzerine, Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 22.04.2003 tarihli ve 2003/1029 Esas, 2003/2774 Karar sayılı ilamıyla, “dava konusu 1380 parselin kadastro tespitinin yapıldığının, geometrik ve hukuki durumunun tamamlanmadığının, itirazlı bulunduğunun, mahkemece açılmış dava olup olmadığının araştırılmasına karşın herhangi bir davaya rastlanılmadığının bildirildiği, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 26 ve 27. maddeleri gereğince görevli mahkemenin Kadastro Mahkemesi olduğu, görev hususunun kamu düzenine ilişkin olup yargılamanın her aşamasında göz önünde tutulması gerektiği belirtilerek, görevsizlik kararı verilmek suretiyle dosyanın Pendik Kadastro Mahkemesine gönderilmesi” gereğine değinilerek hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Davanın Kadastro Mahkemesine aktarılmasından sonra, Pendik Kadastro Mahkemesince verilen 26.07.2009 tarihli davanın reddine ilişkin karar bu kez ilk paragrafta belirtildiği üzere Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin 01.07.2008 tarihli ilamıyla bozulmuştur.
Mahkemece bozma ilamına uyulduktan sonra, dava konusu taşınmaz hakkında daha önce verilen 1958/982 Esas, 1961/125 Karar sayılı ilamın eksik tebligatlarının tamamlandığı ve hükmün temyiz edilmemesi nedeniyle kesinleşme şerhinin verilmesine müteakip tapu kaydının oluştuğu ve bu nedenle eldeki dava yönüyle davanın konusuz kaldığı gerekçesiyle, esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş, davacılar vekilinin temyizi üzerine bu karar Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin yukarıda ilk paragrafın devamında belirtilen 15.10.2019 tarihli ilamıyla ve yazılan gerekçelerle bozulmuştur.
Yukarıda ayrıntılı anlatıldığı üzere, çekişmeli taşınmazın kadastro tespitinin 26.09.1957 tarihinde yapıldığı, tespite karşı … ve arkadaşları tarafından itiraz davası açıldığı ve yargılama neticesinde verilen davanın reddine ilişkin kararın davacılara tebliğ edildiği, tespit maliklerinin ölü olması ve mirasçılarının kimler olduğunun tam olarak belirlenememesi nedeniyle tebliğlerinin yapılamadığı anlaşılmakta olup, bu haliyle söz konusu hüküm, eldeki davanın açıldığı tarihte kesinleşmemiş ise de Kadastro Mahkemesinde görülmekte olan bir davanın bulunmadığı da açıktır.
Kesinleşmemiş olsa dahi; Kadastro Mahkemesince karar verilmek suretiyle davadan el çekildiğine, diğer bir anlatımla görülen bir dava kalmadığına göre, eldeki davanın açıldığı Asliye Hukuk Mahkemesince yapılması gereken, öncelikle Kadastro Mahkemesinin gerekçeli kararının tebliğlerinin tamamlanmasının beklenmesi, hükmün temyiz edilip bozulması halinde halen görülmekte olan bir dava bulunacağından Kadastro Mahkemesine görevsizlik kararı verilmesi, aksi halde hükmün kesinleşmesi ile birlikte tescil işlemleri yapılmak suretiyle 1380 parselin oluşan tapu kaydında yazılı olan maliklerinin Asliye Hukuk Mahkemesince davaya dahil edilerek işin esası hakkında bir karar verilmesidir. Ancak; eldeki davanın açıldığı tarihte yapılan araştırmalara göre kadastro tespitine karşı açılan bir davanın bulunduğuna dair bir bilgi ve belge bulunmaması nedeniyle kural olarak malik hanesi açık taşınmazların mülkiyet hanesinin Kadastro Mahkemesince doldurulması gerektiğinden hareketle Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 22.04.2003 tarihli ve 2003/1029 Esas, 2003/2774 Karar sayılı ilamıyla görevli mahkemenin Kadastro Mahkemesi olarak belirlendiği anlaşılmaktadır. Bir başka ifadeyle; çekişmeli taşınmaz hakkında Kadastro Mahkemesinde bir dava görülerek işin esası hakkında bir karar verildiğinin, eldeki davanın Kadastro Mahkemesine aktarılmasından sonra tespit edilmiş olması ve Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 22.04.2003 tarihli ve 2003/1029 Esas, 2003/2774 Karar sayılı ilamıyla görevli mahkeme kesin olarak belirlenmiş olması karşısında, görev hususu tartışma konusu olmaktan çıktığına göre, bundan sonra Kadastro Mahkemesince, davacılar … ve arkadaşlarının davası hakkında esastan bir karar verilmesi gerekir.
Hal böyle olunca; kadastro mahkemesinde görülen dava kesinleşmekle tapu kaydının oluştuğu ve davanın konusunun kalmadığı gerekçesiyle verilen Yerel Mahkeme kararının bu nedenle de yerinde olmadığı hususunun, bozma ilamında açıklanması gerektiği halde sehven unutulduğu anlaşılmıştır.
SONUÇ: Bir kısım davalılar vekilinin karar düzeltme isteğinin bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kısmen kabulü ile Yargıtay (kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin 15.10.2019 tarih ve 2018/2173 Esas, 2019/6422 Karar sayılı bozma ilamına yukarıda son 4 paragrafta yer alan görev hususunda açıklamalarında eklenmesi suretiyle Yerel Mahkeme kararının BOZULMASINA, peşin alınan karar düzeltme harcının istek halinde karar düzeltme isteyene iadesine, 04.11.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.