Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2021/9942 E. 2021/10374 K. 14.10.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/9942
KARAR NO : 2021/10374
KARAR TARİHİ : 14.10.2021

MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonucunda Mahkemece 585 ada 67 parsel sayılı taşınmaz hakkında verilen davanın kabulüne dair kararın davalı …, …, … ve … tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin 22.01.2018 tarihli ve 2017/3681 Esas, 2018/82 Karar sayılı ilamı ile onanmasına/bozulmasına karar verilmiştir. Davalı … vekili tarafından süresinde kararın düzeltilmesi istenmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Kadastro sırasında, … İlçesi … Mahallesi çalışma alanında bulunan karar düzeltmeye konu 585 ada 67 parsel sayılı 3.979,16 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedenine dayanılarak, komisyon kararı uyarınca eşit paylarla … ve … adına tespit edilmiştir.
Davacı …, tapu kaydı ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedenine dayanarak temyiz ve karar düzeltmeye konu taşınmazlardan 585 ada 67 parsel sayılı taşınmazın tamamının adına tescili istemiyle dava açmıştır.
Mahkemece yapılan yargılama sonunda, davacı …’in davasının kabulüne, 585 ada 67 parsel sayılı taşınmazın … adına tesciline karar verilmiş; hüküm, davalı … tarafından temyiz edilmekle, Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin 22.01.2018 tarihli ve 2017/3681 Esas, 2018/82 Karar sayılı ilamıyla hükmün onanmış olup, onama ilamına karşı davalı … vekili tarafından karar düzeltme isteminde bulunulmuştur.
Mahkemece, çekişmeli taşınmazın tarafların dayandığı tapu kaydı kapsamında kalmadığı, zilyetliğin davacı tarafta bulunduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de, iddia ve savunmalara göre varılan sonuç dosya kapsamına uygun bulunmamaktadır.
Davacı …, çekişmeli taşınmazın “ fasülyelik” namlı tapu kaydı kapsamında kaldığını, ayrıca tasarruf ve zilyetliğinin de kendisinde bulunduğunu öne sürerek, taşınmazın tam paylı olarak adına tescili istemiyle dava açmış; davalı … ise, “fasülyelik” namlı tapuda kendisinin de hissedar bulunduğunu bu nedenle tespitin doğru olduğunu savunmuştur.
Tarafların dayandığı kök 1288 yoklama ve 11 nolu “fasülyelikte” mevkili tapu kaydının intikalleri sonucunda; Mart 1974 tarihli ve 14 nolu tapunun 47/108 hissesinin davacı … adına, Nisan 2000 tarihli ve 9 nolu tapunun 105/864 payının ve Nisan 1999 tarihli ve 30 nolu tapunun 3/288 payının davalı … adına kayıtlı olduğu, taraflar adına hisseli olarak kayıtlı bulunan bu tapuların başkaca intikallerinin olmadığı ve tapu kayıtlarının kadastro sırasında da revizyon görmediği, tapunun diğer hisselerinin de dava dışı başkaca kişiler adına kayıtlı olduğu anlaşılmaktadır.
Mahkemece, mahallinde yapılan keşifte tapu kaydı yöntemine uygun şekilde uygulanmamış, yerel bilirkişi ve tanıklardan son derece yetersiz beyan alınmış ve bu beyanlar komşu taşınmazlara ait kayıtlar okunmak suretiyle denetlenmemiş ve tapu kaydının sınırları itibariyle dava konusu taşınmaz ve çevresindeki bir kısım taşınmazları bir bütün olarak kapsayıp kapsamadığı, taraflar dışındaki diğer hisselere sahip kişiler adına komşu taşınmazların tespit görüp görmediği araştırılmamış olduğundan, bu haliyle tapu kaydının çekişmeli taşınmazı tereddütsüz olarak kapsamadığı sonucuna ulaşılması mümkün değildir.
Diğer yandan, Kadastro Mahkemesi tarafların iddia ve savunmalarıyla kural olarak bağlı ise de, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 30/2. fıkrasında, kadastro komisyonlarından gönderilen tutanaklar ile mahalli mahkemelerden devredilen dosyaların muhtevasından malik tespiti yapılamadığı veya dava açan mirasçının dışında başka mirasçıların da bulunduğu anlaşıldığı takdirde, hakimin resen lüzum gördüğü diğer delilleri toplayarak taşınmaz malın kimin adına tescil edileceğine karar vermekle yükümlü olduğu düzenlenmiştir.
Somut olayda ise; çekişmeli taşınmazın, tarafların kök murisinden gelmediğinin, diğer bir anlatımla davacı ve davalının miras yoluyla gelen bir haklarının bulunmadığının mahkemenin de açık kabulünde olduğu, bu durumda her iki tarafın iddia ve savunmasına göre çekişmeli taşınmazın “fasülyelik” namlı tapu kapsamında kaldığının ihtilafsız olduğu anlaşılmakla, davacı tarafça, davalının tapudaki hissesine karşılık başka taşınmazdan pay aldığı iddia ve ispat olunmadığına ve hisseli olarak tapuda kayıtlı bulunan taşınmaz üzerinde davacı tarafından sürdürülen zilyetliğe kural olarak değer verilemeyeceği de tartışmasızdır.
Ancak; tarafların dayandıkları tapu kayıtlarındaki hisseleri de eşit olmadığına ve davacının tapudaki payı daha fazla olduğuna göre, davacı ve davalı adına 1/2 paylı olarak yapılan tespitte yerinde olmadığından, tarafların dayandıkları tapu kayıtlarındaki hisseleri doğrultusunda taşınmazdaki paylarının belirlenmesi gerekir.
Hal böyle olunca; doğru sonuca ulaşılabilmesi için Mahkemece, davacı ve davalının kök 1288 yoklama ve 11 nolu “fasülyelikte” mevkili tapu kaydının intikalleri sonucunda kayıtlı bulunan hisselerinin birbiriyle oranlaması yapılarak taşınmazda davacı ve davalıya ait olması gereken pay miktarları belirlenerek (açıkta pay kalmaksızın), adlarına tesciline karar verilmesi gerekirken, iddia ve savunma dışına çıkılarak davanın kabulüne karar verilmesinde isabet bulunmamaktadır. Kararın yukarıda açıklanan gerekçeyle bozulmasına karar verilmesi gerektiği halde, onanmasına karar verilmesi doğru olmadığından, davalı … vekilinin karar düzeltme talebinin 1086 sayılı HUMK’un 440-442 maddeleri uyarınca kabulüne karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan sebeple davalı … vekilinin karar düzeltme talebinin kabulü ile Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin 22.01.2018 tarihli ve 2017/3681 Esas, 2018/82 Karar sayılı onama ilamının ORTADAN KALDIRILMASINA, Yerel Mahkeme hükmünün gösterilen nedenlerle BOZULMASINA, HUMK’un 440/III-1, 2, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna, peşin harcın istek halinde karar düzeltme isteyene iadesine 14.10.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.