YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/262
KARAR NO : 2022/6893
KARAR TARİHİ : 12.09.2022
MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup, hükmün davacı … Genel Müdürlüğü ve davalılardan Osman Oğlu … mirasçıları olduğu iddia edilen kişiler vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
… ili … ilçesi Saraycık Köyü çalışma alanında 1953 yılında yapılan kadastro sırasında, 878 parsel sayılı 12.540 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, Mayıs 1933 tarih ve 25 sıra numaralı tapu kaydına istinaden, tarla vasfıyla, Osman oğulları …, Osman ve İsmail adlarına eşit hisselerle tespit edilmiştir.
Davacılar Orman İdaresi ve Saraycık Köyü Tüzel Kişiliği, taşınmazın orman tahdit sınırları içerisinde kaldığı iddiasıyla tespite itiraz etmişler ve davacı Köy Tüzel Kişiliği yargılama sırasında taşınmazın köyün kadim merası olduğunu ileri sürmüştür.
Mahkemece yapılan yargılama sonunda; “Keşiflerden ve tahkikatlardan yerin orman tahdidi dışında kaldığının belirlendiği, dayanak tapu, hudutları itibariyle bir kısım yeri krokide gösterildiği şekilde ihtiva eylemiş ise de, tapu kaydının iktisap şekline ve tanık beyanlarına göre çekişme konusu yerin civarı ile birlikte Saraycık Köyünün kadim merası olduğu, bu şekilde iken, tapu tarihinde zamanın ağası olan Paşa Ağa namındaki şahsın nüfûzunu kullanarak herhangi bir tasarrufu ve eski bir kaydı olmamasına rağmen senetsizden bu yer için tapu tuttuğu, mera olan yerlerin senetsizden tapu tutulmasına imkan bulunmadığı, böylece gerek üzerindeki zilyetlik müddeti gerekse tapu kaydına istinaden meraların iktisap edilemeyeceği kanun gereği olmakla, tapu kaydının hukuki kıymeti bulunmadığı, yerin başka türlü, herhangi bir kimse tarafından iktisap edildiği de sabit olmadığı” gerekçesiyle, çekişmeli 878 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespitinin iptali ile Saraycık Köyünün merası olarak tespitine, tapuya bu şekilde şerh verilmesine karar verilmiş; hüküm, davacı … İdaresi ve davalı … oğlu …’in mirasçıları olduğunu iddia eden kişiler tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kadastro tesptine itiraz niteliğindedir.
Çekişme konusu taşınmazın bulunduğu yerde orman tahdidi, 1943 yılında 3116 sayılı Kanun hükümleri uyarınca yapılmıştır.
Mahkemece, taşınmazın kadim mera olduğu kabul edilmek suretiyle yazılı şekilde karar verilmiş ise de, yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermek için yeterli olmadığı gibi, davada taraf teşkilinin sağlandığından da söz edilemez.
Şöyle ki; davacı … İdaresi, taşınmazın orman tahdit hattı içinde kaldığı, davacı köy tüzel kişiliği ise taşınmazın köyün kadim merası olduğu iddiasıyla eldeki davaya açmıştır. Kadastro tespitine itiraz davalarında husumetin, tespit maliklerine, tespit maliklerinin ölü olması halinde ise mirasçılarına yöneltilmesi ve tüm mirasçıların davada yer alması zorunludur. Taraf teşkilinin sağlanması dava şartı olup, bu koşul yerine getirilmeden işin esasına girilmesi hukuken mümkün bulunmamaktadır. Kamu düzenine ilişkin bu hususun, yargılamanın her safhasında Mahkemece re’sen dikkate alınması gerekir.
Somut olayda; tespit malikleri Osman oğulları …, Osman ve İsmail’in kim oldukları duraksamasız biçimde tespit edilmediği gibi, anılan tespit maliklerinin sağ olup olmadıkları veya ölmüşlerse mirasçılarının kimler olduğu da belirlenmemiş ve mevcut ise mirasçıları davaya dahil edilmemiştir. Öte yandan Mahkemece kim oldukları belirlenemeyen tespit maliklerine 3561 sayılı Mal Memurlarının Kayyım Tayin Edilmesine Dair Kanun hükümleri uyarınca, mahallin en büyük mal memurunun kayyım atanması hususunda vesayet makamından talepte bulunulması ve vesayet makamınca atanacak kayyım davaya dahil edilerek yargılamaya devam edilmesi gerektiği dahi gözetilmeden, yöntemine uygun şekilde taraf teşkili sağlanmaksızın işin esas hakkında karar verilmiştir.
Öte yandan; işin esası yönünden Mahkemece yapılan araştırma ve inceleme de yeterli bulunmamaktadır. Hükme esas bilirkişi raporunu hazırlayan bilirkişi kurulunda orman bilirkişisi yer almadığı gibi, söz konusu raporun çekişmeli taşınmazın orman olup olmadığını ve hukuki durumunu belirleme hususunda yeterli ve kanaat verici olmadığı da anlaşılmaktadır. Ayrıca, Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin iade kararıyla alınan ek raporda da, hava fotoğrafı çakıştırması yapılmadığından ek rapor da denetime elverişli değildir. Öte yandan, dosya içinde bulunan çekişmeli taşınmazın bulunduğu yeri gösterir krokiden, taşınmazın bulunduğu yörede orman kadastrosu yapıldığının anlaşılmasına ve orman kadastrosuna ilişkin belgelerin getirtilmesine rağmen, tahdit hattına göre taşınmazın konumunun tam olarak tespit edilmemiş ve orman araştırmasının yanında, tespite esas alınan tapu kaydı tedavülleri ile birlikte getirtilerek mahallinde yöntemince uygulanmamış ve tapu kaydının revizyon durumu araştırılmamıştır. Ayrıca, çekişmeli taşınmaza komşu olan parsellerin tutanak ve dayanakları getirtilerek komşu parsel uygulaması yapılmamış ve taşınmazın niteliğinin belirlenmesinde esaslı unsur olan hava fotoğraflarından da yararlanılmadığı gibi, yöntemine uygun şekilde mera araştırması da yapılmamış ve bu kapsamda taşınmazın bulunduğu bölgede tahsisli mera bulunup bulunmadığı ilgili kurumlardan sorulmamış ve taşınmazın niteliğine, üzerinde sürdürülen zilyetliğin şekline ve süresine ilişkin olarak 3 kişilik ziraat bilirkişi kurulundan rapor aldırılmamış, dosya arasında yer alan soyut içerikli beyanlara dayanılarak karar verilmesi cihetine gidilmiştir. Bu şekilde eksik araştırma, inceleme ve uygulamaya dayalı olarak karar verilemez.
Hal böyle olunca; doğru sonuca ulaşılabilmesi için Mahkemece, öncelikle tespit malikleri olan Osman oğulları …, Osman ve İsmail’in kimlik bilgilerinin belirlenmesine çalışılmalı, bu kapsamda kimlik bilgilerinin bulunabileceği resmi ve özel kurumlardan kimlik ve adres bilgilerinin tespitine ilişkin araştırma yapılmalı, kolluk kuvvetlerinden tespit maliklerinin ve mirasçılarının belirlenmesine yönelik olarak mahallinde ayrıntılı çalışma yapılması istenilmeli, ölü iseler tespit maliklerinin mirasçıları davaya dahil edilmeli, tüm araştırmalara rağmen tespit maliklerinin kimlik bilgilerinin belirlenememesi halinde ise 3561 sayılı Yasa hükümleri uyarınca kayyım tayin edilmesi hususunda vesayet makamından talepte bulunulmalı, bu suretle taraf teşkilinin sağlanması halinde işin esasına geçilmelidir.
Kural olarak, 4785 sayılı Kanun gözetilmek suretiyle orman tahdidi yapılıp, kesinleşmişse; bir yerin orman olup olmadığı kesinleşmiş tahdit haritasının orman mühendisi aracılığıyla yerine uygulanması yoluyla çözümlenir. Şayet orman tahdidi, 4785 sayılı Kanun hükümleri nazara alınmadan 3116 sayılı Kanuna göre 1945 yılından önce yapılmış ve taşınmaz tahdit sınırları dışında kalıyor ise, bu durumda ilgili yerin orman olup olmadığı en eski tarihli hava fotoğrafları ve memleket haritasının incelenmesi suretiyle belirlenecektir. Somut olayda; dosya kapsamında yer alan orman tahdit tutanaklarından; Saraycık Köyü sınırları içinde bulunan ormanların tahdidine 1943 yılında başlandığı, 01.06.1944 tarihinde 5719 sayılı Resmi Gazetede ilan edilerek kesinleştiği anlaşılmaktadır.
Bu doğrultuda Mahkemece; önceki bilirkişiler dışında halen Tarım ve Orman Bakanlığı ve bağlı birimlerinde görev yapmayan bu konuda uzman orman mühendisleri arasından seçilecek üç orman mühendisi bilirkişisi ve bir fen elemanının katılımıyla yapılacak keşifte, orman sınır noktaları tutanak ve haritalarda yazılı mevki, yer, kişi isimleri ile açı ve mesafelere göre, orman kadastrosu tutanak ve haritalarının düzenlenmesinde kullanılan hava fotoğrafları ve memleket haritalarından yararlanılarak, değişik açı ve uzaklıklardaki en az 6-7 adet orman sınır noktası bulunup röperlenmeli, orman kadastrosu ile ilgili sınır noktaları aynı ölçeğe çevrilerek, çekişmeli taşınmazın orman kadastro haritasına göre konumu genel kadastro paftası üzerinde ve aynı ya da yakın orman sınır hatlarında dava konusu edilen parseller varsa, bunların tümü birleşik harita üzerinde gösterilmeli; tutanaklardaki anlatımlar değerlendirilmeli; tutanaklarla tahdit haritası arasında çelişki bulunup bulunmadığı belirlenmeli; çelişki bulunmakta ise çekişmeli parsel yönünden tahdit tutanakları ile haritalar arasındaki çelişki tahdit tutanaklarına değer verilmek suretiyle giderilecek şekilde müşterek imzalı, tereddüte mahal bırakmayacak, açıklamalı, krokili rapor alınmalıdır.
Dava konusu yerin alınan bu rapor çerçevesinde orman sınırları dışında olduğunun anlaşılması durumunda, yukarıda belirtilen ilke çerçevesinde; bu defa en eski tarihli hava fotoğrafında ve memleket haritasındaki durumunun saptanması gerecektir. Bu doğrultuda Mahkemece, yöreye ait en eski tarihli memleket haritası ve hava fotoğrafları ile amenajman planı ve komşu parsellere ait kadastro tutanakları, tutanaklar kesinleşmiş ise tapu kayıt örnekleri ve tapu kayıtları hükmen oluşmuş ise mahkeme karar örnekleri ve varsa ilgili Yargıtay ilamlarının örnekleri ilgili yerlerden getirtilip, yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen, davada yararı bulunmayan, aynı köyde ve komşu köylerde ikamet eden şahıslar arasından seçilecek ayrı ayrı 3’er kişilik yerel bilirkişi kurulu ve taraf tanıkları ile önceki bilirkişiler dışında halen Tarım ve Orman Bakanlığı ve bağlı birimlerinde görev yapmayan bu konuda uzman orman mühendisleri arasından seçilecek üç orman mühendisi bilirkişi, bir fen elemanı ve bir jeodezi ve fotogrametri mühendisi bilirkişi aracılığıyla yapılacak keşifte getirtilen belgeler çekişmeli taşınmaz ile birlikte çevre araziye de uygulanmak suretiyle, taşınmazın öncesinin bu belgelerde ne şekilde nitelendirildiği belirlenmeli; 3116, 4785 ve 5658 sayılı Kanunlar karşısındaki durumu saptanmalı; tespite esas tapu kaydının hukuki kıymetini yitirip yitirmediği belirlenmeli, zilyetlikle veya hukuki değeri kalmamış olan tapu kayıtlarıyla ormandan yer kazanılamayacağı, öncesi orman olan bir yerin üzerindeki orman bitki örtüsü yokedilmiş olsa dahi, salt orman toprağının orman sayılan yer olduğu düşünülmeli; toprak yapısı, bitki örtüsü ve çevresi incelenmeli; keşifte, hakim gözetiminde, taşınmazın dört yönden renkli fotoğrafları çektirilip, onaylanarak dosyaya eklenmeli; yukarıda değinilen diğer belgeler fen, jeodezi ve fotogrametri uzmanı bilirkişileri ile orman bilirkişi eliyle yerine uygulattırılıp; orijinal-renkli (renkli fotokopi) hava fotoğrafları ve memleket haritasının ölçeği kadastro paftası ölçeğine, yine kadastro paftası ölçeği de hava fotoğrafları ve memleket haritası ölçeğine (Net-Cad veya benzeri programlar kullanılarak) denetime elverişli olacak şekilde çevrildikten sonra komşu ve yakın komşu parselleri de içine alacak şekilde birbiri üzerine aplike edilmek suretiyle, çekişmeli taşınmaz çevre parsellerle birlikte memleket haritası ve hava fotoğrafları üzerinde gösterilmeli, taşınmazın gerçek eğimi, klizimetre aletiyle ölçülerek memleket haritalarındaki münhanilerden (yükseklik eğrilerinden) de faydalanılmak suretiyle belirlenmeli; stereoskopik hava fotoğraflarının stereoskop vasıtasıyla üç boyutlu incelemesi yapılarak temyize konu taşınmazın niteliği, üzerindeki bitki örtüsünün cinsi, yaşı, dağılımı, kapalılık oranının açıklandığı ve dava konusu taşınmazın 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 17/2. maddesinde belirtilen orman içi açıklık vasfında olup olmadığını belirten, müşterek imzalı şekilde, yalnız büro incelemesine değil, uygulamaya ve araştırmaya dayalı, bilirkişilerin onayını taşıyan krokili bilimsel verileri bulunan yeterli ve dosyadaki belgeler ile karşılaştırıldığında denetime elverişli rapor alınmalı ve çekişmeli taşınmazın orman sayılan yerlerden olup olmadığı tereddüte mahal bırakmayacak şekilde belirlenmelidir.
Dava konusu taşınmazın orman tahdidi dışında ve orman sayılmayan yerlerden olduğunun anlaşılması durumunda; tespite esas alınan Mayıs 1933 tarihli ve 25 sıra numaralı tapu kaydının tesisinden itibaren tüm tedavülleri ile varsa haritası getirtilerek, tapu kaydının başka taşınmazlara revizyon görüp görmediği araştırılmalı, varsa revizyon gördüğü parsellere ait onaylı tutanak örnekleri, tutanakları kesinleşmiş ise tapu kayıtları celbedilmeli, dava konusu taşınmaza komşu taşınmazların kadastro tutanak ve dayanakları ile çekişmeli taşınmazı kapsayacak şekilde mera tahsisi bulunup bulunmadığı ilgili kurumlardan sorularak, varsa mera tahsis kararı ve krokisi getirtilmeli, taşınmaza ait en eski ve yeni tarihli ortofoto ve uydu fotoğrafları ile Harita Genel Müdürlüğü web sitesinin harita sorgulama sayfasına girilerek, taşınmazların bulunduğu mahalleyi kapsayacak şekilde hangi yıllara ait hava fotoğrafı bulunduğu araştırılıp belirlenmek ve (denetimin sağlanması bakımından) ilgili sayfanın çıktısı dosya arasına konulmak suretiyle, buradan elde edilen verilere göre dava tarihinden 15-20-25 yıl öncesine ilişkin farklı dönemlerde çekilmiş stereoskopik hava fotoğraflarının en az üç tanesi tarihleri açıkça yazılmak suretiyle Harita Genel Müdürlüğü’nden getirtilerek dosya arasına konulmalı, dosya bu şekilde keşfe hazır hale getirildikten sonra mahallinde, elverdiğince yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen, davada yararı bulunmayan aynı köyden ve komşu köyler halkından ayrı ayrı seçilecek üçer kişilik mahalli bilirkişi kurulu ve taraf tanıkları ile tespit bilirkişileri, üç kişilik uzman ziraatçi mühendisi bilirkişi kurulu, jeodezi ve fotogrametri mühendisi bilirkişisi ve fen bilirkişisinin katılımıyla keşif yapılmalı ve yapılacak bu keşifte tespite esas alınan tapu kaydının varsa haritası uygulanıp kapsamları 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 20/A maddesi gereğince haritasına göre belirlenmeli, tapu kaydının haritası bulunmuyor ya da uygulanma kabiliyeti yoksa sınırlarına itibar edilmeli, tapu kaydının tüm sınırları tek tek okunup yerel bilirkişi ve tanıklardan sorulmak suretiyle mahallinde uygulanmaya çalışılmalı, uygulamada komşu taşınmazların kadastro tutanak ve dayanaklarından yararlanılmalı, keşifte gösterilen sınırlar teknik bilirkişiye işaret ettirilmeli, bilirkişilerin gösteremediği hudutların tespiti için taraflara tanık dinletme imkanı sağlanmalı, yerel bilirkişi ve tanıkların kayıt uygulamasına ilişkin sözleri arasında doğabilecek çelişkiler gerektiğinde yüzleştirme yapılarak yöntemince giderilmeye çalışılmalı, çelişkinin giderilmemesi halinde hangi beyana neden üstünlük tanındığının gerekçesi karar yerinde açıklanmalı; ayrıca varsa mera tahsis kararı ve haritaları da uygulanıp kapsamları belirlenmeli, teknik bilirkişiye uygulanan tapu kaydının kapsadığı alanı gösterir ve keşfi takibe imkan verir rapor ve kroki düzenlettirilmeli; uygulama sonucunda çekişmeli taşınmazın tapu kayıt kapsamı dışında kaldığının anlaşılması halinde, yöntemince zilyetlik araştırması yapılmalı ve bu bağlamda, taşınmazın geçmişte ne durumda bulunduğu, kime ait olduğu, kimden nasıl intikal ettiği, kim tarafından, ne zamandan beri ne suretle kullanıldığı, taşınmazın öncesinin mera olup olmadığı ve mera ile arasında ayırıcı unsur bulunup bulunmadığı hususlarında mahalli bilirkişiler ve tanıklardan maddi olaylara dayalı ayrıntılı bilgi alınmalı, yerel bilirkişi ve tanık sözleri komşu parsel tutanakları ve dayanakları ile denetlenmeli, beyanları arasındaki çelişkiler gerektiğinde yüzleştirme yapılmak suretiyle giderilmeli; ziraat mühendisi bilirkişi kurulundan, çekişmeli taşınmazın niteliğiyle ilgili önceki tarihli ziraat bilirkişi raporunu da irdeleyen, taşınmazın tarımsal niteliğini bildirir, taşınmazın farklı nitelikteki bölümleri ve komşu parsellerle karşılaştırmalı biçimde, toprak yapısı, bitki deseni ve diğer yönlerden mera vasfında olup olmadığı, komşularında mera parseli bulunması halinde bu parsellerden nasıl ayrıldığını, zirai durumunu, üzerinde sürdürülen zilyetlik var ise zilyetliğin şeklini ve süresini bildiren, taşınmazın değişik yönlerden çekilmiş fotoğrafları ile desteklenmiş, somut verilere ve bilimsel esaslara dayalı, ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınmalı; jeodezi ve fotogrametri mühendisinden belirtilen tarihlerde çekilmiş stereoskopik çift hava fotoğrafları üzerinde stereoskop aletiyle inceleme yaptırılarak, çekişme konusu taşınmazın hava fotoğraflarında gösterilmesi istenilmeli ve taşınmazın önceki ve şimdiki niteliğinin, arazinin ekonomik amacına uygun olarak tarım arazisi niteliğiyle kullanılıp kullanılmadığının ve kullanım sınırlarının oluşup oluşmadığının belirlenmesine çalışılmalı; taşınmazın kadim mera olduğunun ya da tahsis haritası kapsamında kaldığının ve öncesinin mera olduğunun anlaşılması halinde, meralar üzerinde sürdürülen zilyetliğin hukukça değer taşımayacağı düşünülmeli ve bundan sonra toplanan ve toplanacak deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir hüküm kurulmalıdır.
Mahkemece, bu hususlar gözetilmeksizin, yöntemince taraf teşkili sağlanmadan, eksik araştırma ve incelemeye dayalı olarak karar verilmesi isabetsiz olduğu gibi, kabule göre de; taşınmazın mera vasfıyla özel siciline kaydedilmesine karar verilmesi gerekirken, mera olarak tespitine ve tapuya bu şekilde şerh edilmesine şeklinde hüküm kurulması da usul ve yasaya uygun bulunmadığından hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile, Yerel Mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, istek halinde peşin harcın temyiz edene iadesine, 12.09.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.