YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/2943
KARAR NO : 2022/9466
KARAR TARİHİ : 28.11.2022
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu İptali Ve Tescil
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı Hazine temsilcisi ve davalı … ve arkadaşları vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Kadastro sonucu, …., ili …., ilçesi … Köyü çalışma alanında bulunan 112 ada 5, 192 ada 1, 2, 43, 179 ada 2, 195 ada 10, 11, 220 ada 7, 225 ada 3, 5, 226 ada 4, 10, 110 ada 1, 108 ada 50, 108 ada 45, 49, 111 ada 6, 125 ada 2 ve 127 ada 2 parsel sayılı muhtelif yüzölçümlü taşınmazlar, davalı gerçek kişiler adına tespit ve tescil edilmiştir.
Davacı Hazine, taşınmazların devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olduğunu ileri sürerek, kadastro tespitlerinin iptali ile taşınmazların adına tescili istemiyle ayrı ayrı dava açmıştır.
Mahkemece, davacı Hazinenin aynı nedene bağlı olarak ayrı ayrı açmış olduğu davaların eldeki dosyada birleştirilmesi suretiyle yapılan yargılama sonunda, asıl davanın ve birleşen davaların ayrı ayrı reddine karar verilmiş; hüküm, davacı Hazine temsilcisi tarafından esasa ilişkin olarak ve davalılardan … ve arkadaşları vekili tarafından ise vekalet ücretine yönelik olarak temyiz edilmiştir.
Dava, tapu iptal ve tescil istemine ilişkindir.
Mahkemece, dava konusu edilen taşınmazların tamamının uzun yıllar öncesinden imar ve ihya yoluyla iktisap edilmek suretiyle malikleri tarafından tarım arazisi olarak tasarrufta bulunulan özel mülkiyete konu olabilecek arazilerden olduğu, bir kısım taşınmazların tapulu taşınmazlar olduğu ve bu tapu kayıtlarının mahalli bilirkişi beyanlarına göre fiili zemine uygun olduğu, dava konusu taşınmazların bulunduğu … Köyünün 1990′ lı yıllarda başlayan bölücü terör örgütü faaliyetleri nedeniyle boşaltılmış olduğu ve bu tarihten itibaren günümüze kadar bu köyde hiç kimsenin ikamet etmediği, dosya içerisinde bulunan kolluk tutanaklarından da anlaşılacağı üzere … Köyü kırsalının ve taşınmazların bulunduğu bölgenin mayınlama, tuzaklama ve pusu faaliyetlerine açık bir yer olması nedeniyle kayıt malikleri tarafından uzun yıllar boyunca kullanılamamış olduğu, kayıt maliklerinin elinde olmayan bu nedenden ötürü zilyetlik süresinin kesintiye uğramış olduğunun kabul edilemeyeceği, bu haliyle zilyetlikle iktisap şartlarının davalı kayıt malikleri lehine oluşmuş olduğu, dava konusu taşınmazların devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan mera, yaylak, kışlak vb. gibi yerlerden olmadığı gerekçeleriyle davaların ayrı ayrı reddine karar verilmiş ise de, yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurmak içine yeterli olmadığı gibi, dava konusu taşınmazların hangileri olduğu da tam olarak belirlenmeden karar verilmiştir.
Şöyle ki; davacı Hazinenin, asıl dava dosyasında dava konusu olan 112 ada 5 parsele ilişkin olarak Karlıova Asliye Hukuk Mahkemesinin 2006/97 Esas sayılı dava dosyasıyla dava açtığı ve yargılama sırasında bu dava dosyasının, aynı mahkemenin 2006/67 Esasında görülmekte olan bir çok parsele ilişkin davaların da birleştiği dava dosyası ile 01.06.2007 tarihli kararla birleştirildiği, daha sonra 2006/67 Esas sayılı dosya üzerinden yürütülen yargılama esnasında 05.11.2008 tarihinde; “Birleşen dosyalardan 2006/70-93-98-97 Esas sayılı mahkeme dosyalarının mahkememizin 2006/67 Esas sayılı dosyasından tefriki ile ayrı bir esasa kaydedilmesine, bu davalarla ilgili işlemlerin yeni esas üzerinden yürütülmesine şeklinde” karar verildiği, bunun üzerine eldeki davanın mahkemenin 2008/121 Esas sırasına kaydedildiği, iş bu esas üzerinden yapılan yargılamada ise; “Keşif masrafı yatırıldığında keşif gününden bir gün önce birleşen 3 dosyanın tefrik edilerek mahkememizin ayrı ayrı esaslarına kayıtlarına” şeklinde ara karar kurulduğu, daha sonraki keşif ara kararlarında da keşfin 112 ada 5 parsel sayılı taşınmaz üzerinde yapılacağına ilişkin belirtme yapılmış olmasına rağmen, hakkında tefrik kararı verilen 2006/98 Esas sayılı dava dosyasında dava konusu olan 108 ada 50 ve 110 ada 1 parsel sayılı taşınmazlar yönünden de keşif yapılarak hüküm verildiği; yine 2006/67 Esas sayılı dosya ile birleştirilen 2006/96 Esas sayılı dosyada dava konusu olan 108 ada 45, 49, 111 ada 6, 125 ada 2 ve 127 ada 2 parsel sayılı taşınmazlar hakkkında da keşif yapıldığı ve hüküm kurulduğu, halbuki 2006/96 Esas sayılı dosyanın 2006/67 Esas sayılı dosyadan tefrik edilmediği ve eldeki dosyayla birleştirilmediği, yani eldeki 2008/121 Esas sayılı dosyayla hiçbir ilgisinin bulunmadığı, zira anılan dosyayla ilgili Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesince 2019/5187 Esasında temyiz incelemesi yapılarak bozma yönünde karar verildiği; öte yandan 20.03.2013 tarihinde verilen kararla eldeki dava dosyasıyla birleşen 2012/86 Esas sayılı dosyada dava konusu olan 226 ada 10, 192 ada 43, 220 ada 7 ve 225 ada 3 parsel sayılı taşınmazlar yönünden keşif yapılmadığı gibi her hangi bir hüküm de verilmediği anlaşılmakta olup, bu hususlar 6100 sayılı HMK’nin 297. maddesine açıkça aykırılık teşkil etmektedir.
Yine, anılan birleşen dosyada dava konusu olan 220 ada 7 ve 192 ada 43 parsel sayılı taşınmazlara ait kadastro tutanaklarından bu taşınmazların Kadastro Mahkemesinde dava konusu oldukları anlaşılmakta olup, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 27. maddesi uyarınca bu parseller yönünden görevsizlik kararı verilerek dava dosyasının Kadastro Mahkemesine gönderilmesi gerektiği halde, 2012/86 Esas sayılı dosyada birleştirme kararının verildiği 20.03.2013 tarihli celsede Mahkemece, “Yedisu Tapu Müdürlüğünün cevabi müzekkeresi incelendiğinde dava konusu … Köyü 192 ada 43 numaralı parsel ve 220 ada 7 parselin Karlıova Kadastro Mahkemesi’nin 2012/37 Esas numaralı dosyasında davalı olduğunun belirtildiğinin görüldüğü, bunun üzerine mübaşir aracılığıyla anılan kadastro dosyasının getirtildiği, incelenmesinde; davacıların … ve …..,, davalısının ise … olduğunun görüldüğü, tarafların farklı olması sebebi ile Kadastro Mahkemesinin anılan dosyasının derdestlik sorunu yaratmayacağı anlaşıldığı, bu nedenle davalı … vekilinin 25.09.2012 havale tarihli dilekçesinde dava konusu 192 ada 43 parsel ve 220 ada 7 parsel açısından asliye hukuk mahkemesinin görevsiz olduğuna ilişkin itirazının yerinde olmadığı” açıklanarak, görevsizlik kararı verilmesi yönündeki talebin reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
Bunlarla birlikte, işin esasına ilişkin olarak yapılan araştırma ve inceleme yönünden; Mahkemece, mahallinde yapılan keşifte keşif heyetine orman mühendisi bilirkişi alınmamış ve taşınmazların orman vasfında olup olmadıkları yönünde her hangi araştırma yapılmamış; bir kısım taşınmazların sınırında mera parseli olmasına rağmen bu yerlerin mera parselinden hangi ayırıcı unsurlarla farklılaştığı ve zilyetlikle kazanılabilecek yerlerden olup olmadıkları üzerinde durulmamış; yine taşınmazlar üzerinde ekonomik amaca uygun zilyetliğin bulunup bulunmadığının denetlenmesi açısından, köyün 1990’lı yıllarda başlayan bölücü terör örgütü faaliyetleri nedeniyle boşaltılmış olduğu ve bu tarihten itibaren günümüze kadar bu köyde hiç kimsenin ikamet etmediği anlaşıldığı halde, bu tarihten 15 – 20 – 25 yıl öncesine ilişkin hava fotoğrafları incelenerek taşınmazların imar ihya edilip edilmedikleri, edilmişlerse imar ihyalarının hangi tarihte tamamlandığı, üzerilerindeki zilyetliğin hangi tasarruflarla sürdürüldüğü ve tasarruf sınırlarının belirgin olup olmadığı açıklığa kavuşturulmamış; diğer yandan dava konusu 112 ada 5 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespitine esas 10.04.1967 tarih ve 159 sıra numaralı tapu kaydının edinme sebeplerini gösterir şekilde, tesisinden itibaren oluşum belgerleri dahil tüm tedavülleri getirtilmemiş ve usulüne uygun tapu kayıt uygulaması da yapılmamıştır.
Hal böyle olunca; doğru sonuca ulaşılabilmesi için Mahkemece, öncelikle dava konusu taşınmazlar tereddütsüz olarak tespit edilmeli ayrıca bu kapsamda, eldeki dosya ile birleşen ve tefrik edilen dosyalar ile kadastro mahkemesinde tutanakları davalı olan ve haklarında görevsizlik kararı verilmesi gereken parseller tam olarak saptanarak dava konusu edilen taşınmazlar belirlendikten sonra; dosya içeriğinden çekişmeli taşınmazların bulunduğu bölgede daha önce orman kadastrosu yapılıp yapılmadığı anlaşılamadığından, bu hususun saptanması açısından araştırma yapılmalı, bu doğrultuda, bir yerde orman kadastrosu yapılmışsa, o yerin orman olup olmadığı, 4785 sayılı Kanun hükümleri uyarınca yapılmış orman kadastrosu sonucu kesinleşmiş tahdit harita ve tutanaklarının uygulanmasıyla çözümleneceği, eğer bu yerde orman kadastrosu yapılmamışsa veya orman kadastrosu ilk defa yapılmışsa taşınmazların orman olup olmadığı ise en eski tarihli hava fotoğrafları ve memleket haritalarının incelenmesi suretiyle belirleneceği dikkate alınmalı; bu itibarla, dava konusu taşınmazların bulunduğu … köyünde orman kadastrosu yapılmamışsa veya ilk defa yapılmışsa, yöreye ait en eski tarihli memleket haritası ve hava fotoğrafları ile amenajman planı ve komşu parsellere ait kadastro tutanakları, tutanaklar kesinleşmiş ise tapu kayıt örnekleri ve tapu kayıtları hükmen oluşmuş ise mahkeme karar örnekleri ve varsa ilgili Yargıtay ilamlarının örnekleri ilgili yerlerden getirtilip dosya ikmal edildikten sonra mahallinde, yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen, davada yararı bulunmayan, aynı köyde ve komşu köylerde ikamet eden şahıslar arasından seçilecek ayrı ayrı üçer kişilik yerel bilirkişi kurulu ve taraf tanıkları ile önceki bilirkişiler dışında halen Tarım ve Orman Bakanlığı ile bağlı birimlerinde görev yapmayan bu konuda uzman orman mühendisleri arasından seçilecek üç orman mühendisi bilirkişisi, bir fen elemanı ve bir jeodezi ve fotogrametri mühendisi bilirkişisinin katılımıyla yapılacak keşifte, getirtilen belgeler çekişmeli taşınmazlar ile birlikte çevre araziye de uygulanmak suretiyle, taşınmazların öncesinin bu belgelerde ne şekilde nitelendirildiği belirlenmeli; taşınmazların 3116, 4785 ve 5658 sayılı Kanunlar karşısındaki durumları saptanmalı; zilyetlikle veya hukuki değeri kalmamış olan tapu kayıtlarıyla ormandan yer kazanılamayacağı, öncesi orman olan bir yerin üzerindeki orman bitki örtüsü yokedilmiş olsa dahi, salt orman toprağının orman sayılan yer olduğu düşünülmeli; taşınmazların toprak yapısı, bitki örtüsü ve çevresi incelenmeli; hakim gözetiminde, taşınmazların dört yönden renkli fotoğrafları çektirilip onaylanarak dosyaya eklenmeli; yukarıda değinilen diğer belgeler fen, jeodezi ve fotogrametri uzmanı bilirkişileri ile orman bilirkişi eliyle yerine uygulattırılıp orijinal-renkli (renkli fotokopi) hava fotoğrafları ve memleket haritasının ölçeği kadastro paftası ölçeğine, yine kadastro paftası ölçeği de hava fotoğrafları ve memleket haritası ölçeğine (Net-Cad veya benzeri programlar kullanılarak) denetime elverişli olacak şekilde çevrildikten sonra komşu ve yakın komşu parselleri de içine alacak şekilde birbiri üzerine aplike edilmek suretiyle, çekişmeli taşınmazlar çevre parsellerle birlikte memleket haritası ve hava fotoğrafları üzerinde gösterilmeli, taşınmazların gerçek eğimi, klizimetre aletiyle ölçülerek memleket haritalarındaki münhanilerden (yükseklik eğrilerinden) de faydalanılmak suretiyle belirlenmeli; hava fotoğraflarının stereoskop aletiyle üç boyutlu incelemesi yapılarak taşınmazların niteliği, üzerindeki bitki örtüsünün cinsi, yaşı, dağılımı, kapalılık oranının açıklandığı ve dava konusu taşınmazların 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 17/2. maddesinde belirtilen orman içi açıklık vasfında olup olmadığını belirten, müşterek imzalı şekilde, yalnız büro incelemesine değil, uygulamaya ve araştırmaya dayalı, bilirkişilerin onayını taşıyan krokili bilimsel verileri bulunan yeterli ve dosyadaki belgeler ile karşılaştırıldığında denetime elverişli rapor alınmalı ve çekişmeli taşınmazların orman sayılan yerlerden olup olmadığı tereddüte mahal bırakmayacak şekilde belirlenmelidir.
Dava konusu taşınmazların orman sayılmayan yerlerden olduklarının anlaşılması durumunda; tapu kaydına istinaden tespit gören taşınmazların tespitlerine esas tapu kaydının tesisinden itibaren tüm tedavülleri ile varsa haritası getirtilerek, tapu kaydının başka taşınmazlara revizyon görüp görmediği araştırılmalı, varsa revizyon gördüğü parsellere ait onaylı tutanak örnekleri, tutanakları kesinleşmiş ise tapu kayıtları celbedilmeli, dava konusu taşınmazlara komşu taşınmazların kadastro tutanak ve dayanakları ile çekişmeli taşınmazları kapsayacak şekilde mera tahsisi bulunup bulunmadığı ilgili kurumlardan sorularak, varsa mera tahsis kararı ve krokisi getirtilmeli, taşınmazlara ait en eski ve yeni tarihli ortofoto ve uydu fotoğrafları ile Harita Genel Müdürlüğü web sitesinin harita sorgulama sayfasına girilerek, taşınmazların bulunduğu mahalleyi kapsayacak şekilde hangi yıllara ait hava fotoğrafı bulunduğu araştırılıp belirlenmek ve (denetimin sağlanması bakımından) ilgili sayfanın çıktısı dosya arasına konulmak suretiyle, buradan elde edilen verilere göre taşınmazların bulunduğu köyün 1990’lı yıllarda başlayan bölücü terör örgütü faaliyetleri nedeniyle boşaltılmış olduğu dosya kapsamından anlaşıldığından, bu tarihten (1990 tarihinden) 15 – 20 – 25 yıl öncesine ilişkin farklı dönemlerde çekilmiş stereoskopik hava fotoğraflarının en az üç tanesi tarihleri açıkça yazılmak suretiyle Harita Genel Müdürlüğünden getirtilerek dosya arasına konulmalı, dosya bu şekilde keşfe hazır hale getirildikten sonra mahallinde, elverdiğince yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen, davada yararı bulunmayan aynı köyden ve komşu köyler halkından ayrı ayrı seçilecek üçer kişilik mahalli bilirkişi kurulu, taraf tanıkları ve tespit bilirkişileri ile üç ziraat mühendisi bilirkişisi, bir jeodezi ve fotogrametri mühendisi bilirkişisi ve bir fen bilirkişisinin katılımıyla keşif yapılmalı ve yapılacak bu keşifte, kadastro tespitine esas alınan tapu kayıtlarının varsa haritası uygulanıp kapsamları 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 20/A maddesi gereğince haritasına göre belirlenmeli, tapu kaydının haritası bulunmuyor ya da uygulanma kabiliyeti yoksa sınırlarına itibar edilmeli, tapu kaydının tüm sınırları tek tek okunup yerel bilirkişi ve tanıklardan sorulmak suretiyle mahallinde uygulanmaya çalışılmalı, uygulamada komşu taşınmazların kadastro tutanak ve dayanaklarından yararlanılmalı, keşifte gösterilen sınırlar teknik bilirkişiye işaret ettirilmeli, bilirkişilerin gösteremediği hudutların tespiti için taraflara tanık dinletme imkanı sağlanmalı, yerel bilirkişi ve tanıkların kayıt uygulamasına ilişkin sözleri arasında doğabilecek çelişkiler gerektiğinde yüzleştirme yapılarak yöntemince giderilmeye çalışılmalı, çelişkinin giderilmemesi halinde hangi beyana ne sebeple üstünlük tanındığının gerekçesi karar yerinde açıklanmalı; ayrıca varsa mera tahsis kararı ve haritaları da uygulanıp kapsamları belirlenmeli; teknik bilirkişiye, uygulanan tapu kaydının kapsadığı alanı gösterir ve keşfi takibe imkan verir rapor ve kroki düzenlettirilmeli; uygulama sonucunda çekişmeli taşınmazların tapu kayıt kapsamı dışında kaldığının anlaşılması halinde, yöntemince zilyetlik araştırması yapılmalı ve bu bağlamda, taşınmazların geçmişte ne durumda bulunduğu, kime ait olduğu, kimden nasıl intikal ettiği, kim tarafından, ne zamandan beri ne suretle kullanıldığı, taşınmazların öncesinin mera olup olmadığı ve mera ile arasında ayırıcı unsur bulunup bulunmadığı hususlarında mahalli bilirkişiler ve tanıklardan maddi olaylara dayalı ayrıntılı bilgi alınmalı, yerel bilirkişi ve tanık sözleri komşu parsel tutanakları ve dayanakları ile denetlenmeli, beyanları arasındaki çelişkiler gerektiğinde yüzleştirme yapılmak suretiyle giderilmeli; ziraat mühendisi bilirkişi kurulundan, çekişmeli taşınmazların niteliğiyle ilgili önceki tarihli ziraat bilirkişi raporunu da irdeleyen, taşınmazların tarımsal niteliğini bildirir, taşınmazların farklı nitelikteki bölümleri ve komşu parsellerle karşılaştırmalı biçimde, toprak yapısı, bitki deseni ve diğer yönlerden mera vasfında olup olmadığını, sınırlarında mera parseli bulunması halinde bu parsellerden nasıl ayrıldığını açıklayan, zirai durumunu, üzerinde sürdürülen zilyetlik var ise zilyetliğin şeklini ve süresini bildiren, taşınmazların değişik yönlerden çekilmiş fotoğrafları ile desteklenmiş, somut verilere ve bilimsel esaslara dayalı, ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınmalı; jeodezi ve fotogrametri mühendisi bilirkişisinden, belirtilen tarihlerde çekilmiş hava fotoğrafları üzerinde stereoskop aletiyle inceleme yaptırılarak, çekişme konusu taşınmazların konumlarının hava fotoğraflarında gösterilmesi istenilmeli ve taşınmazların önceki ve şimdiki niteliğinin, arazinin ekonomik amacına uygun olarak tarım arazisi niteliğiyle kullanılıp kullanılmadığının ve kullanım sınırlarının oluşup oluşmadığının belirlenmesine çalışılmalı; taşınmazların kadim mera olduğunun ya da tahsis haritası kapsamında kaldığının ve öncesinin mera olduğunun anlaşılması halinde, meralar üzerinde sürdürülen zilyetliğin hukukça değer taşımayacağı düşünülmeli; yine 3402 sayılı Kanunun 14. maddesi uyarınca, tespit malikleri ve onların miras bırakanları adına aynı çalışma alanı içerisinde kayıtsız ve belgesizden başkaca taşınmaz mal tespit ya da tescil edilip edilmediği ilgili tapu müdürlüğü ve kadastro müdürlüğü ile hukuk mahkemeleri yazı işleri müdürlüğünden sorulup, aynı Kanunun 03.07.2005 tarihli ve 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile değiştirilen 14/2. maddesi hükmü gözetilerek sulu ve susuz olarak kazanılmış toprak miktarı belirlenip, Kanunun getirdiği sınırlamanın aşılıp aşılmadığı saptanarak, bundan sonra toplanan ve toplanacak deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir hüküm kurulmalıdır.
Mahkemece, bu hususlar gözetilmeksizin, eksik araştırma ve incelemeye dayalı olarak karar verilmesi isabetsiz olduğundan, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı Hazine vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile Yerel Mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA; davalılardan … ve arkadaşları vekilinin vekalete yönelik temyiz itirazlarının bozma nedenine göre şimdilik incelenmesine yer olmadığına; HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz eden davalılara iadesine, 28.11.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.