YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/4413
KARAR NO : 2023/1503
KARAR TARİHİ : 15.03.2023
MAHKEMESİ : Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2017/977 E., 2017/932 K.
KARAR : İstinaf talebinin esastan reddine
İLK DERECE MAHKEMESİ : Samsun Kadastro Mahkemesi
Taraflar arasındaki kadastro tespitine itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekilleri tarafından ayrı ayrı temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
1. Samsun ili, … ilçesi, … Mahallesi çalışma alanında bulunan dava konusu 312 ada 1 parsel sayılı taşınmaz, 22.240,90 metre kare yüz ölçümü ile tarla niteliğinde, davalılar … ve … adına 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun (3402 sayılı Kanun) Geçici 8 inci maddesi uyarınca 20.01.2016 tarihinde tespit edilmiştir
2. Davacılar … ve … dava dilekçelerinde, dava konusu 312 ada 1 parsel sayılı taşınmazın babaları …’un ölümü ile kendilerine intikal ettiğini, … olarak 04.09.2013 tarihli senetle taşınmazın 1/5 hissesini …’dan satın aldığını, kadastro çalışmalarında taşınmazın davalılar … ve …adına tespit edildiğini, tespitin hatalı yapıldığını açıklayarak, 312 ada 1 parsel sayılı taşınmazın tespitinin iptali ile adlarına tesciline karar verilmesini istemişlerdir.
II. CEVAP
1. Davalı … cevap dilekçesinde, dava konusu taşınmazın kadastro çalışmaları sırasında hatalı olarak kendi adına tescil edildiğini, bu taşınmazda kendisinin hiçbir hakkı ve hissesi olmadığını, bu taşınmazın kime ait olduğunu bilmediğini açıklayarak, kendi adına tescil edilen taşınmazın gerçek hak sahipleri adına tesciline karar verilerek mahkeme masrafları, yargılama harçlarının tarafına yükletilmemesini istemiştir.
2. Davalı … cevap dilekçesinde, dava konusu taşınmazın kıraç bir arazi olup tarıma çok elverişli olmadığını, taşınmazda genelde hayvan otlatıldığını, taşınmazın evveliyattan beri kendi zilyetliklerinde olduğunu, babasının dava konusu yerde koyun ağılı inşa ederek ve koyun otlatarak, bazen de buğday ekerek kullandığını açıklayarak, davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, “keşifte dinlenen …. ve … dışındaki tüm mahalli bilirkişi ve tanık beyanlarına göre dava konusu taşınmazın uzun yıllar önce gerek davacı …’in murisinin ve gerekse davalının murisi … lakaplı …’ın belli zamanlarda bir süre yayla olarak kullandıkları ancak 40-50 yıldan daha uzun bir süreden beri herhangi bir tarımsal faaliyete ve zilyetliğe konu olmayan, dava konusu taşınmazın bulunduğu köydeki hayvanların otlatıldığı mera vasfında boş bir arazi olduğu, davacılardan …’un tespitten sonraki yıl içinde bu yere ekin ektiği, bu yerin aslında Hazineye ait arazi veya mera arazisi olarak tespit edilmesi gereken yerden olduğu halde bir şekilde davalı adına tespit olunduğu, her ne kadar davacı tanığı olarak dinlenen … ve … dava konusu taşınmazın davacıların annesi ve ataları tarafından bir sene ekin ekmek suretiyle tarla olarak, bir senede yayla halinde bırakmak suretiyle kullanıldığını iddia etmiş ise de bu iddianın diğer tanıklar tarafından doğrulanmadığı, diğer tanıkların ise dava konusu taşınmazın uzun yıllardan beri boş vaziyette olduğunu ve hayvan otlatılan arazilerden olduğunu beyan ettikleri, bu tanıklardan …’un davacı …’un annesi diğerinin de …’in kardeşi olduğu, bu nedenle taraflı olabilecekleri değerlendirildiğinden beyanlarına itibar edilemeyeceği, davacıların dava konusu taşınmazda zilyetlikle kazanma koşullarının oluştuğunu ispat edemedikleri” gerekçesiyle davanın reddine, dava konusu Samsun ili, … ilçesi, … Mahallesinde kain 312 ada 1 parselin tespit gibi tesciline karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle, hükmün gerekçesi gözetildiğinde mahkemenin verdiği karardan emin olmadığını, davalı …’ın dahi verdiği dilekçe ile taşınmazın hatalı olarak adına tespit edildiğini, kendisinin taşınmazda hakkı olmadığını belirttiğini, bu halde kadastro tespitinin hatalı yapıldığının hem mahkeme kararında hemde davalı … beyanında belirtildiğini, yerel bilirkişi, tespit bilirkişi ve davalı tanıklarının beyanlarının görgüye değil duyuma dayandığını, ancak davacı tanık beyanlarının görgüye dayalı olduğunu, Mahkemenin görgüye dayalı bilgi veren davacı tanıklarına akrabalık gerekçesi ile itibar etmezken yine davalı ile akraba olan davalı tanıklarının duyuma dayalı beyanlarına itibar ettiğini, çekişmeli taşınmazın davacı … tarafından fiilen kullanıldığını, davalıların çekişmeli taşınmazı bugüne kadar hiç kullanmadıklarını açıklayarak, istinaf talebinde bulunmuştur.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile “dosya içeriğine, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, çekişmeli taşınmazın tespitine belge esas alınmadığı gibi tarafların da tapu kaydına dayanmamalarına, bu halde taraflar arasındaki uyuşmazlığın zilyetlik hükümlerine göre çözümlenecek olmasına, bu durumda davacıların tespit tarihinden geriye doğru 20 yıllık sürede çekişmeli taşınmazı nizasız ve fasılasız malik sıfatıyla ekonomik amaca uygun şekilde kullandıklarını ispat etmelerinin gerekmesine, ispat yükü üzerinde olan davacıların ise 3402 sayılı Kanun’un 14 üncü maddesinde öngörülen kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile taşınmaz edinme koşullarının yararlarına gerçekleştiğini ispat edememelerine, öte yandan her ne kadar davalı … taşınmazda hakkı olmadığını beyan etmiş ise de adı geçen davalı beyanının davacılar lehine açık bir kabul beyanı olmadığı gibi davalının dilekçe içeriğinde dahi açıkça adına tespit edilen payın kime ait olduğunu bilmediğini belirtmesine göre” davacılar vekilinin yerinde görülmeyen istinaf isteminin reddine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 362/1-a maddesi uyarınca taşınmazın gerek dava dilekçesinde bildirilen, gerekse tutanağında belirtilen harca esas değeri gözetilmek, bu değerlerin taraflarca itiraza uğramadığı dikkate alınmak suretiyle kesin olarak karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacılar vekilleri ayrı ayrı temyiz isteminde bulunmuşlardır.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı … vekili ve davacı … vekili, ayrı ayrı verdikleri temyiz dilekçelerinde özetle, kararın tebliğ edilmeden kesin olarak verilmesinin ve kesinleştirme yapılmasının hatalı olup, miktar ve değere bakılmadan Kadastro Mahkemesi kararlarının temyiz edilebileceğini, mahkeme kararında çelişki bulunduğunu, taşınmazın mera niteliğinin kabul edilemeyeceğini, kararın yasal dayanaklarının, hangi tanığın ya da bilirkişinin beyanlarına itibar edildiğinin belirtilmediğini, ziraat bilirkişinin dinlenmediğini, davalıların lehine olabilecek hiçbir değerlendirmeye yer verilmeden davalı adına tescile karar verildiğini, eksik araştırma yapıldığını, sulu-susuz toprak araştırmasının yapılmadığını, 2013 yılında yapılan satış sözleşmesinin araştırılmadığını, tanık beyanlarının yanlış değerlendirildiğini, keşif sırasında alınan beyanlara göre davanın ispatlandığını, taşınmazın tarla niteliğinde olduğunu açıklayarak, kesin olarak verilen hükmün tavzihi ile karara karşı kanun yolunun açık olduğunun tespitine, usul ve yasaya aykırı olan kararın bozulmasına karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, kadastro tespitine itiraz istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Kanun’un 369/1, 370 ve 371 inci maddeleri, 3402 Sayılı Kanun’un 14, 17 ve Geçici 8 inci maddeleri.
3. Değerlendirme
1. Anayasa’nın 36 ncı maddesinin 1 inci fıkrası uyarınca herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Mahkemeye erişim hakkı, Anayasa’nın 36 ncı maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsurudur. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6 ncı maddesinde de herkesin kişisel hak ve yükümlülükleriyle ilgili her türlü iddiasını mahkeme önüne getirme hakkı güvence altına alınmıştır. Buna göre, mahkeme kararlarına karşı kanun yolu başvurusunda bulunma hakkı, adil yargılanma hakkı kapsamındadır.
28.07.2020 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 22.07.2020 tarihli ve 7251 sayılı Kanun’un 53.maddesi ile 3402 sayılı Kanun’a eklenen Ek 6 ncı maddesi ile “Kadastro Mahkemesinin veya otuz günlük askı ilan süresinden sonra, kadastro öncesi nedene dayalı olarak açılan davalarda genel mahkemelerin verdiği kararlar ile orman kadastrosuna ilişkin davalarda bu mahkemelerce verilen kararlara karşı, miktar ve değere bakılmaksızın 12.01.2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerine göre istinaf veya temyiz kanun yoluna başvurulabilir.” hükmü getirilmiştir. Hükmün gerekçesinde belirtildiği üzere, bu madde ile söz konusu davaların miktar veya değerine göre istinaf veya temyiz yoluna tabi olup olmadığıyla ilgili uygulamada oluşan tereddütlerin giderilmesi amaçlanmıştır.
Dava, Kadastro Mahkemesinde görülen kadastro tespitine itiraza ilişkin olup, yukarıda açıklandığı üzere Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkeme kararlarına karşı kanun yolu başvurusunda bulunma hakkı, hukuk güvenliği ile hukuki belirlilik ilkesi, 28.07.2020 tarihli ve Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 22.07.2020 tarihli ve 7251 sayılı Kanun’un 53 üncü maddesi ile 3402 sayılı Kanun’a eklenen Ek 6 ncı maddesi karşısında, tereddüte yol açan usul kurallarının hakkaniyete halel getirecek kadar aşırı şekilci olarak uygulanmaması ve adalet duygusunun rencide edilmemesi gerektiği de gözetildiğinde, … Bölge Adliye Mahkemesinin 13.11.2019 tarihli kararına karşı temyiz yoluna başvurulabileceği kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Bölge Adliye Mahkemesinin istinaf başvurusu neticesinde verdiği karar miktar itibariyle kesin nitelikte olmayıp temyizi kabil nihai karar olduğundan, Bölge Adliye Mahkemesinin kararının esasına yönelen temyiz itirazlarının incelenmesi gerekir.
2. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kurallarına, 6100 Sayılı Kanun’un 369/1 inci maddesi de gözetilerek yapılan incelemede aynı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden biri de bulunmadığına göre, İlk Derece Mahkemesi ile Bölge Adliye Mahkemesi kararlarındaki gerekçeler dikkate alındığında temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacılar vekillerinin temyiz dilekçesinde ileri sürdükleri nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesi uyarınca ONANMASINA,
80,70 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 99,20 TL’nin temyiz eden …’den alınmasına, 59,30 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 120,60 TL’nin temyiz eden …’dan alınmasına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 15.03.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.