YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/6992
KARAR NO : 2022/9596
KARAR TARİHİ : 30.11.2022
MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Kadastro Tespitine İtiraz
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup hükmün davacı Hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R
Mahkemenin vermiş olduğu karar Yargıtay tarafından bozulmuş olup uyulan bozma ilamında özetle ‘Mahkemece çekişmeli taşınmazların tarım arazisi niteliğinde bulunduğu, davalılar lehine zilyetlikle mülk edinme şartlarının gerçekleştiği, çekişmeli taşınmazlara uygulanan vergi kaydının sabit sınırlı olduğu kabul edilmek suretiyle hüküm kurulmuş ise de; yapılan araştırma, inceleme ve uygulama karar için yeterli bulunmamaktadır. Tespitte uygulanan vergi kayıtları ve davalıların dayandıkları tapu kaydı yöntemince uygulanmamış, taşınmazın niteliği ve kıyı kenar çizgisi uygulaması hususunda uzman bilirkişilerden ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınmamıştır. Doğru sonuca varılabilmesi için, mahallinde yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen, davada yararı bulunmayan şahıslar arasından seçilecek yerel bilirkişi ve aynı yöntemle belirlenecek taraf tanıkları, 3 kişilik zirai, 3 kişilik jeolog, 3 kişilik fen bilirkişi kurulu ve beraberde götürülecek fotoğrafçı ile keşif icra edilmeli, keşif sırasında dinlenecek yansız bilirkişi ve taraf tanıklarına davalıların dayandığı tapu kaydı ve vergi kayıtlarının tesisinden itibaren tüm tedavülleriyle birlikte okunup yerel bilirkişilere hudutları zeminde tek tek göstertilmeli, özellikle tapu kaydında belirtilen … ve ….., ile kayalık hudutlarının neresi olduğu hususu üzerinde durulmalı, bilirkişilerce gösterilemeyen hudutlar için taraflara tanık dinletme imkanı sağlanmalı, bilirkişi ve tanıkların zeminde gösterdikleri hudutlar teknik bilirkişiye haritasında işaretlettirilmeli, dinlenecek tüm yerel bilirkişi ve tanıklardan taşınmazların öncesinin ne olduğu, taşınmazlar üzerinde zilyetliğin bulunup bulunmadığı, varsa hangi tarihte ve ne zaman başladığı, zilyetliğin sürdürülüş biçimi, ekonomik amaca uygun olarak kullanılıp kullanılmadığı, kimden kime ve nasıl intikal ettiği, çekişmeli 436, 438, 439 ve 446 parsel sayılı taşınmazların hangi tarihte ve ne amaçla iş makinesi ile temizlendikleri etraflıca sorulup maddi olaylara dayalı olarak açıklattırılmalı, bilirkişi ve tanık sözleri komşu parsel tutanak ve dayanaklarıyla denetlenmeli, yargılama sırasında toplanan delillerin tutanağın edinme sebebi sütunundaki beyanlara aykırı düşmesi halinde tespit bilirkişileri tanık sıfatıyla dinlenilip aykırılığın giderilmesine çalışılmalı, 3 kişilik zirai bilirkişi kurulundan arazilerin eğimi, toprak yapısı, bitki örtüsü, imar ve ihyaya konu edilip edilmediği, edilmişse imar ve ihyanın ne zaman başlayıp tamamlandığı hususlarında bilimsel verilere dayalı ve önceki raporları da irdeleyen ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınmalı, kıyı kenar çizgisinin idare tarafından belirlenmiş ve yöntemince kesinleştirilmiş olması halinde bu kıyı kenar çizgisi bilirkişiler aracılığı ile mahalline uygulanmalı, kıyı kenar çizgisinin idare tarafından belirlenmemiş veya yöntemince kesinleştirilmemiş olması halinde ise 28.11.1997 tarih 5/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı gibi kıyı kenar çizgisi mahkemece usulüne uygun şekilde tespit edilmeli, bu tespit yapılırken 13.03.1972 tarih ve 7/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklanan kıyı şeridinin nasıl tespit edileceğine dair kural ve yöntemler ile 17.04.1990 tarih, 3621 sayılı Kıyı Kanunu’nun 4. maddesindeki tanımlar ve 9. maddesi hükmü gözönünde tutulmalı, aralarında bu konuda uzman ziraat, harita mühendisi ve jeolog veya jeomorfologların bulunduğu yeni bir bilirkişi kurulu oluşturularak, dava konusu taşınmazların bulunduğu yere ilişkin, memleket haritası, en eski tarihli askeri haritalar, hava fotoğrafları getirtilip tüm kayıtların uygulanması sağlanmalı, gerektiğinde değişik kodlardan toprak örnekleri alınıp analizler yaptırılmalı, mevsimsel etkiler de gözönünde tutularak bilirkişilerce kıyı kenar çizgisi saptanmalı, fotoğrafçı bilirkişiye çekişmeli taşınmazların niteliğini gözlemlemeye imkan verecek şekilde fotoğrafları çektirilmeli, beraberde götürülecek 3 kişilik fen bilirkişi heyetine uygulanan tapu kaydı ve vergi kayıtlarının kapsamını belirten ve keşfi takibe imkan veren, taşınmazlar üzerinde bulunan zeytin ağaçlarının yerlerini de gösterecek şekilde harita düzenlettirilmeli, bilirkişilerden yan kesit krokisi düzenlemeleri istenmeli, fotoğrafçı bilirkişi tarafından çekilecek fotoğraflar üzerinde taşınmazların konumları işaretlettirilmeli, bundan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmelidir.’ gereğine değinilmiştir. Mahkemece, bozmaya uyma kararı verilerek yeniden yapılan yargılama neticesinde davanın kısmen kabulüne, dava konusu 435,439,440,445,446 parsel sayılı taşınmazların tespit gibi tesciline, 436 parsel sayılı taşınmazın 15.11.2016 tarihli fen bilirkişi raporunda A harfi ile gösterilen bölümün tescil harici bırakılmasına, kalan bölümünün 1/2 paylarla … ve … adına, 438 parsel sayılı taşınmazın aynı raporda B harfi ile gösterilen bölümün tescil harici bırakılmasına, kalan bölümün … adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş; hüküm, davacı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece her ne kadar, bozma ilamına uyularak, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de, bozma gereklerinin tam olarak yerine getirildiğini söyleyebilme olanağı yoktur. Şöyle ki, öncelikle, Yargıtay (kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin 04.02.2021 tarihli ve 2017/2211 Esas 2021/769 Karar sayılı geri çevirme ilamı ile, Tapu Sicil Müdürlüğü ile Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Tapu Arşiv Dairesi Başkanlığı’nın dosya arasında bulunan yazısında Mayıs 1289 tarih 337 sıra nolu kayda rastlanılmadığı belirtildiği halde dosya içerisinde anılan kaydın iki farklı tercüme örneği bulunduğu, bunlardan birinde açıklama yokken, diğerinde kaydın “tasdikli yoklama kaydı olduğunun belirtildiği tespit edilerek, Tapu Sicil Müdürlüğü ile Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Tapu Arşiv Dairesi Başkanlığı’na, kaydın sözü edilen tercüme örnekleri de eklenmek suretiyle bu kaydın tesisinden itibaren tedavüllerinin ve varsa tesis ve ifraz haritalarının mevcut olup olmadığının ve mevcut ise söz konusu kaydın tasdikli mi yoksa tasdiksiz mi olduğunun sorularak tespit edilmesi istenilmiş ise de, gelen yazı cevabından kayıttaki çelişkilerin giderilemediği anlaşılmaktadır. O halde öncelikle, dosyaya sunulan tercüme kayıtlarının daha detaylı ve Yargıtay denetimine açık bir şekilde yeniden araştırılması, kaydın tapu kaydı mı yoksa tasdikli yoklama kaydı mı olduğu belirlenmeli, yoklama kaydı ise daha sonra tedavül görüp tapu kaydı niteliği kazanıp kazanmadığının tespit edilmesi gerekmektedir. Ayrıca, 23.10.2014 tarihinde, 2 harita mühendisi, 1 fen memuru, 3 ziraat mühendisi,3 jeoloji mühendisi bilirkişilerinin katılımı ile gerçekleştirilen keşifte, Mahkemece yapılan gözlemde, 440 parselin içinde zeytin ağaçlarının bulunduğunun ancak zeminin uzun senelerdir kullanılmadığının, 435 parselin kenarlarında muhtelif zeytin ağaçları olduğunun, ortasının çukur olduğunun, ekim izine rastlanılmayıp makilik alan olduğunun, mevcut durumu ile ekime elverişli olmadığının, 436 parselin içinde zeytin ağaçlarının olduğunun, deniz tarafındaki kısmında küçük bir alanda çayırlık olduğunun, 439 parselin tamamen çalılık olduğunun, dikensi çalılar olduğunun, uzun süredir kullanılmadığının, içinin gezilemeyecek halde olduğunun, 446 parselin içinde muhtelif zeytin ağaçları olduğunun, altlarının temiz ve bakımlı olduğunun, düze yakın sürümü yapılmamış bir zemine ait olduğunun, 438 parselde hiç ağaç bulunmayan kısmen ekim yapıldığının, diğerlerinin uzun süredir ekim yapılmadığının görüldüğünün keşif zaptında belirtildiği,yine keşif sonrası alınan ziraat bilirkişileri tarafından düzenlenen 30.10.2014 tarihli raporda, 435 parsel sayılı taşınmazın zemininin 20-30 yıldır sürülmediği, ihya edilmemiş olduğu, uzun süredir muhdesatındaki zeytin ağaçlarında dip sürgün temizliği ile bakımlarının yapılmamış olduğu, 436 parsel sayılı taşınmazın, 20 seneyi aşkın süredir tarla tarımının yapılmamış olduğu, tamamına yakınının makilik ve fundalık durumunda olduğu, yüzeyinde humus kalıntıları olduğunun tespit edildiği anlaşılmaktadır. Ziraat bilirkişi raporunun bir bütün olarak incelenmesinde, az yukarıda belirtilen 435 ve 436 parsel sayılı taşınmazlarla birlikte dava konusu diğer taşınmazlarda zilyetlikle kazanım şartlarının oluşup oluşmadığı hususunda tereddütler ortaya çıkmıştır. Bu durumda, gerek davalıların dayanağı olan kaydın geçerli olup olmadığının yeterince araştırılmadan karar verilmiş olması, gerekse, davalıların zilyetlikle kazanmaya ilişkin koşullarının oluşup oluşmadığı hususunun yapılan keşif, mahkeme gözlemi ve bilirkişi raporu uyarınca teredütsüz olarak ispatlanamamş olması sebebiyle, mahkemece verilen kısmen kabul kararının hüküm vermeye elverişli olmadığı ortadadır. O halde, Mahkemece yapılacak iş, öncelikle, az yukarıda bahsi geçen kaydın tasdikli olup olmadığı, tapu kaydına dönüşüp dönüşmediğinin ayrıntılı ve denetime elverişli şekilde araştırılması, kayda değer verilip verilemeyeceğinin açıklığa kavuşturulması, oluşacak sonucu göre de; davalıların sunduğu vergi kayıtları dava konusu taşınmazlara uygulanmış olmasına rağmen, az yukarıda açıklanan mahkeme gözlemi ve ziraat bilirkişi raporu uyarınca, vergi kayıtlarının zilyetlikle birleştiğine dair tereddüt hasıl olduğundan, doğru sonuca varılabilmesi için, gerekirse yeniden, mahallinde yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen, davada yararı bulunmayan şahıslar arasından seçilecek yerel bilirkişi ve aynı yöntemle belirlenecek taraf tanıkları, 3 kişilik zirai, 3 kişilik jeolog, 3 kişilik fen bilirkişi kurulu ve beraberde götürülecek fotoğrafçı ile keşif icra edilmeli, keşif sırasında dinlenecek yansız bilirkişi ve taraf tanıklarına davalıların dayandığı kaydın ve vergi kayıtlarının tesisinden itibaren tüm tedavülleriyle birlikte okunup yerel bilirkişilere hudutları zeminde tek tek gösterilmeli, özellikle kayıtta belirtilen … ve Hasan ile kayalık hudutlarının neresi olduğu hususu üzerinde durulmalı, bilirkişilerce gösterilemeyen hudutlar için taraflara tanık dinletme imkanı sağlanmalı, bilirkişi ve tanıkların zeminde gösterdikleri hudutlar teknik bilirkişiye haritasında işaretlettirilmeli, dinlenecek tüm yerel bilirkişi ve tanıklardan taşınmazların öncesinin ne olduğu, taşınmazlar üzerinde zilyetliğin bulunup bulunmadığı, varsa hangi tarihte ve ne zaman başladığı, zilyetliğin sürdürülüş biçimi, ekonomik amaca uygun olarak kullanılıp kullanılmadığı, kimden kime ve nasıl intikal ettiği, çekişmeli 436, 438, 439 ve 446 parsel sayılı taşınmazların hangi tarihte ve ne amaçla iş makinesi ile temizlendikleri etraflıca sorulup maddi olaylara dayalı olarak açıklattırılmalı, bilirkişi ve tanık sözleri komşu parsel tutanak ve dayanaklarıyla denetlenmeli, yargılama sırasında toplanan delillerin tutanağın edinme sebebi sütunundaki beyanlara aykırı düşmesi halinde tespit bilirkişileri tanık sıfatıyla dinlenilip aykırılığın giderilmesine çalışılmalı, 3 kişilik zirai bilirkişi kurulundan arazilerin eğimi, toprak yapısı, bitki örtüsü, imar ve ihyaya konu edilip edilmediği, edilmişse imar ve ihyanın ne zaman başlayıp tamamlandığı hususlarında bilimsel verilere dayalı ve önceki raporları da irdeleyen ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınmalı, oluşacak sonucua göre, bu şekilde vergi kayıtlarının taşınmazları kapsayıp kapsamadığı ve zilyetlikle kazanma şartlarının oluşup oluşmadığı kesin olarak belirlenmeli ve zilyetlik ile birleşmeyen vergi kaydının hukuki değer taşımayacağı hususu da gözönüne alınarak bir karar verilmesi olmalıdır. Tüm bu hususlar düşünülmeden, eksik inceleme ve araştırma ile karar verilmesi yanlış olup hükmün açıklanan nedenlerle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile Yerel Mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/1 maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 30.11.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.