Yargıtay Kararı 9. Ceza Dairesi 2020/6852 E. 2021/1292 K. 11.03.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 9. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2020/6852
KARAR NO : 2021/1292
KARAR TARİHİ : 11.03.2021

Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi
Suç : Tefecilik yapma, tehdit, hakaret
Hüküm : Mahkumiyet, beraat(Sanık …)

Dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Sanıklar …, … ve …’ın müdafii tarafından, sanık … beraat etmesine rağmen 31/03/2015 tarihinde dosyaya sunulan süre tutum dilekçesinde sehven sanık …’in ismine yer verildiği, ayrıntılı temyiz dilekçesinde ise, sadece haklarında mahkumiyet hükmü kurulan sanıklar Müslüm ve Mustafa’nın isminin yazıldığı anlaşılmakla sanık …’in hakkında tefecilik suçundan kurulan beraat hükmünün sanık … müdafii tarafından temyiz edilmediği kabul edilerek tebliğnamedeki düşünceye iştirak edilmemiştir.
Sanık … hakkında tefecilik suçundan kurulan beraat hükmüne yönelik katılan Hazine vekilinin; sanıklar …, … ile … hakkında tefecilik suçundan kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik sanıklar müdafilerinin ve katılan Hazine vekilinin (Vekalet ücreti yönünden), sanık … hakkında tehdit ve hakaret suçlarından kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik sanık … müdafiinin temyiz itirazlarının incelenmesinde:
İddianame içeriğinde yer alan; sanık …’ün alacağını tahsil edemediği için kendisinin kullandığını beyan ettiği telefonundan 14/08/2012 ve 19/08/2012 tarihlerinde iki defa müşteki …’a mesaj atarak ”Sen kimsin lan beni sikintiya koyuyon p.zevenk, lan cevap ver lan senin bak şimdi evine gelirim senin kafan gozunu patlatirim serefsiz p.zevenk, demek adliyeye gidersin nerdesen ben gelim beraber gidelim serefsiz beni adliyeylemi korkutuyosun sen nerdesin simdi” şeklindeki sözlerle tehdit ettiği iddiası karşısında, iddianamede tehdit olarak nitelenen eylemin sübutu halinde yağmaya teşebbüs suçunu oluşturabileceği anlaşılmakla, 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un 12. maddesi uyarınca eylemleri nitelendirme ve kanıtları değerlendirme görevinin üst dereceli Ağır Ceza Mahkemesine ait olduğu, delillerin birlikte takdir edilmesi bakımından tefecilik suçundan açılan kamu davalarının sanıkların iştirak halinde hareket ettikleri de dikkate alınarak birlikte görülmesinde zorunluluk bulunduğu gözetilerek görevsizlik kararı verilmesi gerekirken yargılamaya devamla yazılı şekilde hükümler kurulması,
Yasaya aykırı, sanıklar müdafilerinin ve katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 11/03/2021 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY GEREKÇESİ

Mersin 6. Asliye Ceza Mahkemesince sanıklar …, …, … hakkında “Tefecilik yapma” suçundan ve sanık … hakkında “Hakaret” ve “Tehdit” suçlarından cezalandırılmalarına, sanık …’ın “Tefecilik yapma” suçundan beraatine dair hükümlerin temyizi üzerine Dairemizce sanık …’ün “Tehdit” olarak nitelenen eyleminin “yağmaya teşebbüs” suçunu oluşturabileceği ve bu suçtan yargılama görevinin Ağır Ceza Mahkemesine ait olup tefecilik ve hakaret suçlarından açılan davaların da birlikte görülmesinde zorunluluk olduğundan bahisle bozulmasına karar verilmiş ise de tefecilik suçu bakımından bozma yönündeki çoğunluk görüşüne katılmamaktayım. Şöyle ki;
5271 sayılı CMK’nun 190/1. maddesinde; “duruşmaya, ara verilmeksizin devam edilerek…..ancak zorunlu hâllerde davanın makul sürede sonuçlandırılmasını olanaklı kılacak surette ara verilerek hüküm verileceği” hükmü yer almakta olup ‘yargılamanın hızlılığı(kesiksizliği) ve usul ekonomisi’ Anayasa’nın da kabul ettiği bir ilkedir. Nitekim, Anayasanın 141/4. maddesinde; “davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir” düzenlemesi ile ifade edilmiştir. Yargılamanın uzaması, ‘usul ekonomisi’ kuralına aykırılık teşkil edeceği gibi, mağdur ve sanık haklarını da zedeler. Gecikmiş adalet, kamuoyu nezdinde yapılan yargılamanın haklılık duygusunun azalmasına neden olur. Bu suretle, uzun süren yargılamalar ayrıca Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinde ifadesini bulan ‘adil yargılanma hakkı’nın bir sonucu olan ‘makul sürede yargılanma hakkı’nın ihlali anlamına gelir.
Somut olayda sanıklar …, …, … ve …’a isnat edilen “Tefecilik yapma” suçunun gerek suç tarihi gerekse delilleri sanık …’e isnat edilen hakaret ve tehdit suçlarından farklı olup dosya kapsamına göre tefecilik suçu ile diğer iki suçun yargılamasının birlikte yürütülmesini gerektirir bir zorunluluk mevcut değildir. Mahkemece yapılan yargılama neticesinde sanıklar …, …, … hakkında “Tefecilik yapma” suçundan cezalandırılmalarına, sanık …’ın “Tefecilik yapma” suçundan beraatine karar verilmiş olup, mahkemece delillerle iddia ve savunma, yapılan yargılama göz önünde tutularak tahlil ve takdir edilmiş, sübutu kabul olunan fiillerin unsurlarına uygun şekilde tavsif ve tatbikatı yapılmış bulunduğundan, kurulan mahkumiyet hükümleri ile delilleri takdir ve gerekçesi gösterilmek suretiyle verilen beraat hükmü usul ve kanuna uygun olduğundan hükümlerin (katılan hazine vekilinin vekalet ücreti talebi yönünden düzeltilerek) ONANMASI gerekir. Delilleri ve suç tarihi farklı olan eylemlerin yargılamalarının bu aşamadan sonra birlikte yürütülmesi dava zaman aşımı yakın olan “Tefecilik” suçunun zaman aşımına uğramasına sebebiyet verme ihtimali olduğu gibi beraatine karar verilen sanık … yönünden de gereksiz yere dava baskısı altında kalmasına neden olacaktır.
Anlatılan nedenlerle sanıklar …, …, … hakkında “Tefecilik yapma” suçundan cezalandırılmalarına, sanık …’ın “Tefecilik yapma” suçundan beraatine dair hükümlerin esastan incelenerek (katılan hazine vekilinin vekalet ücreti talebi yönünden düzeltilerek) ONANMASI gerektiği düşüncesinde olduğumdan sayın çoğunluğun tüm suçlardan açılan davaların birlikte görülmesinde zorunluluk olduğundan bahisle hükümlerin bozulmasına ilişkin görüşüne katılmıyorum.