YARGITAY KARARI
DAİRE : 9. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2020/8625
KARAR NO : 2021/1672
KARAR TARİHİ : 24.03.2021
Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi
Suç : Tefecilik, 5464 sayılı Kanun’a aykırılık
Hüküm : Diyarbakır 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 2015/385 Esas, 2015/979 Karar sayılı kararıyla aynı suçtan açılan davanın CMK 223/7 maddesi uyarınca reddine
Dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Dairemizin 2020/6234 Esas sırasında kayıtlı dava dosyası ile temyize konu bu dava dosyası arasında sanık ve suçlar yönünden fiili ve hukuki bağlantı olduğundan birlikte ele alınarak yapılan incelemede;
01/06/2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 241. maddesinde atılı suçun; “Kazanç elde etmek amacıyla başkasına ödünç para veren kişi, …” biçiminde tanımlandığı, bu düzenlemeye göre suçun oluşması için sanığın yalnızca bir kişiye ödünç para vermesi yeterli olup, bu işi meslek haline dönüştürüp dönüştürmemesinin öneminin bulunmadığı, tefecilik suçunun ekonomi, sanayi ve ticarete ilişkin suçlar bölümünde topluma karşı suçlar kısmı içinde bulunduğu, anılan Kanun’un 43/1. maddesi, suçun mağdurunun aynı kişi olmasını suçun zorunlu unsuru haline getirmiş iken, 08/07/2005 tarihinde yürürlüğe giren 5377 sayılı Kanun’un 6. maddesi ile anılan madde ve fıkraya eklenen “Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır.” hükmü ile zincirleme suçun kapsamının genişletildiği ve mağduru aynı kişi olsun ya da olmasın maddenin son fıkrasındaki istisnalar dışındaki tüm suçlarda zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasının mümkün hale getirildiği, bu nedenle suçun temadi ettiğinden ve birden fazla kişiye ödünç para verilmesinin tek suç oluşturduğundan bahsedilemeyeceği, ancak suçun zincirleme olarak işlenmesinin olanaklı olduğu gözetildiğinde;
Bilgisayar ekipman parçaları ve kontör satışı yapan sanığın belirli bir faiz karşılığında muhtelif kişilerin nakit ihtiyacını karşılamak veya kredi kartı borçlarını ötelemek amacıyla POS cihazlarından ödünç para vererek tefecilik suçunu işlediği iddia ve kabul edilen olayda, UYAP kayıtlarına göre; sanık hakkında 12/03/2015 tarihli iddianameyle açılan kamu davasında, 2009 yılında işlediği iddia edilen tefecilik suçundan Diyarbakır 3. Asliye Ceza Mahkemesince 03/11/2015 tarih ve 2015/385 Esas, 2015/979 sayılı Karar ile mahkumiyetine karar verildiği, keza temyize konu bu dosyadaki suç tarihinin 2009 ve 2010 yılları, iddianame tarihinin ise 16/11/2015 olması karşısında, dosyalar arasında sanık yönünden hukuki ve fiili irtibat bulunduğu, sanığın eylemlerinin kül halinde zincirleme tefecilik suçunu oluşturabileceği gözetilip, anılan dosyaların incelenmesinden, mümkünse dosyaların birleştirilmesinden, iddianame ve suç tarihlerine göre hukuki kesintinin gerçekleşip gerçekleşmediğinin, zincirleme suç hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının ve mükerrer dava olup olmadığının saptanması, zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerektiğinin belirlenmesi halinde suçun sübutu halinde sanığın hukuki kesinti bulunmayan eylemlerinin bir bütün halinde zincirleme tek tefecilik suçunu oluşturması nedeniyle TCK’nın 3/1 ve 61/1. maddeleri de gözetilerek hukuki durumunun belirlenmesi, her iki dosyada bulunan sanık hakkında Vergi Tekniği Raporunda ismi geçen kişilerin tanık sıfatı ile bilgi ve görgüsüne başvurulması, sanık hakkında tefecilik yapıp yapmadığına yönelik olarak kolluk araştırması yapılmasından sonra sanığın hukuki durumunun tespiti ve tayini gerekirken eksik araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi,
Kanuna aykırı, katılan hazine vekili ile o yer Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görülmüş olduğundan, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi de gözetilerek 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 321. maddesi uyarınca hükümlerin BOZULMASINA, 24/03/2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.