Yargıtay Kararı 9. Ceza Dairesi 2021/15271 E. 2023/8424 K. 13.12.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 9. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2021/15271
KARAR NO : 2023/8424
KARAR TARİHİ : 13.12.2023

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2015/308 E., 2016/84 K.
SUÇ : Çocuğun cinsel istismarı
HÜKÜM : Mahkûmiyet
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma

Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteklerinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteklerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:

I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Çorlu Cumhuriyet Başsavcılığının 14.12.2015 tarihli iddianamesi ile sanığın beden veya ruh sağlığını bozacak şekilde çocuğun cinsel istismarı suçundan cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmıştır.

2. Çorlu 2. Ağır Ceza Mahkemesinin, 25.02.2016 tarihli ve 2015/308 Esas, 2016/84 Karar sayılı kararıyla sanığın çocuğun cinsel istismarı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 6545 sayılı Kanun ile değişik 103 üncü maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi, 103 üncü maddesinin üçüncü fıkrasının (c) bendi, 43 üncü maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası ve 53 üncü maddesi uyarınca 12 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.

II. TEMYİZ SEBEPLERİ
A. O Yer Cumhuriyet Savcısının Temyiz İsteği
Sanığın beraati yerine mahkûmiyetine dair hüküm kurulmasının usul ve kanuna aykırı olduğuna ve dilekçesinde belirttiği diğer hususlara ilişkindir.

B. Sanık Müdafiinin Temyiz İsteği
Sanığın istikrarlı savunması, mağdurenin değişen beyanı ve müştekinin beyanı nazara alınmadan hüküm kurulduğuna, dosya kapsamında mağdurenin değişen ve çelişkili beyanları dışında her türlü şüpheden uzak, kesin, somut ve açık bir maddi delil bulunmadığına, şüphenin sanık lehine değerlendirilerek beraatine karar verilmesi gerektiğine ve dilekçesinde belirttiği diğer hususlara ilişkindir.

III. OLAY VE OLGULAR
Temyizin Kapsamına Göre;
Mahkemenin Kabulü
1. Kayden 29.12.1999 doğumlu olan ve suç tarihinde dokuz-on yaşlarında olan mağdure sanığın öz kızıdır. Çerkezköy Devlet Hastanesi tarafından Çerkezköy Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilen 14.09.2015 tarih ve 5807 sayılı yazıda, mağdurenin hastane görevlileri ile yaptığı görüşmede aile içi cinsel istismara maruz kaldığını beyan ettiği bildirilerek suç ihbarında bulunulması üzerine yapılan soruşturma sonucunda sanık hakkında kamu davası açılmıştır. Sanık savunmasında suçlamayı reddetmiş, derslerine daha çok çalışması ve dışarıda fazla vakit geçirmemesi gibi konularda ona yaptığı baskı nedeniyle kızı mağdurenin kendisine iftirada bulunduğunu ileri sürmüştür.

2. Mağdure, Çerkezköy Cumhuriyet Başsavcılığının talimatı üzerinde Polis tarafından CD ortamında sesli ve görüntülü olarak kaydedilmek suretiyle alınan 14.09.2015 tarihli ifadesinde, “Kendisi on yaşlarında iken babası sanığın cinsel organına eli ile dokunduğunu, bu tutum ve davranışını iki yıl kadar sürdürdüğünü” beyan etmiş iken Mahkeme önündeki anlatımında, “Davaya konu edilen olayların gerçekte yaşanmadığını, sanık babası ile sık kavga etmesi, onun kendisini çok bunaltması, dışarı çıkmasına kızması ve bütün bunlardan korku duyması nedeniyle gerçekte yaşamadığı, uydurduğu bu olayı önce annesine, daha sonra muayene olduğu doktora anlattığını, çok sinirli bir yapısı olduğu ve sakin kalamadığı için böyle bir yola başvurduğunu, şikâyetçi olmadığını” beyan etmiştir.

3. Mağdurenin annesi …, “2015 yılı Mart ayına kadar herhangi bir işte çalışmadığını ve sürekli olarak evde olduğunu, mağdure ile eşi olan sanığın (evde) yalnız kaldıkları dönemin fazla uzun süreli olmadığını, mağdurenin sürekli dışarı çıkmaya, dışarıda fazla vakit geçirmeye eğilimli olması ve babası sanığın bu konuda ona izin vermemesi nedeniyle aralarında sürekli tartışma yaşandığını, bir dönem mağdureyi yabancı dil kursuna kayıt ettirdiğini, onun bir süre kursa gittiğini ancak daha sonra kurstan derslere devam etmediğinin bildirildiğini, bunun üzerine mağdure ile tartıştıklarında onun sinirlenerek babasının kendisine sarkıntılık yaptığını, cinsel organını daha önceki dönemlerde ellediğini söylediğini, bu durumu daha önce neden söylemediğini sorduğunu ancak onun bir şey söylemediğini, bu konuyu eşi sanık ile de konuştuğunu ve mağdurenin söylediklerinin doğru olup olmadığını sorduğunu, eşi sanığın böyle bir şey olmadığını, kesinlikle mağdureye böyle bir yaklaşımda bulunmadığını söylediğini ve kızları mağdureye neden bu şekilde isnatta bulunduğunu sorduğunu, mağdurenin hiç bir şey söylemeden ağladığını, kızı mağdurenin küçüklüğünden beri çok sinirli bir yapıya sahip olduğunu, sinirlendiğinde olmamış şeyleri olmuş gibi anlattığı durumlarla da karşılaştığını ancak daha önce onun bu şekilde beyanda bulunduğuna şahit olmadığını, (bu olaydan) bir ay kadar sonra sinirli hareketleri devam ettiği için psikiyatriste gittiklerini, mağdurenin orada da aynı şekilde suçlayıcı beyanda bulunmuş olduğunu sonradan öğrendiğini, sanıktan şikâyetçi olmadığını” beyan etmiştir.

4. Küçük mağdurenin ifadelerinin alınması sırasında hazır bulunan psikolog …., gördüğü kadarıyla mağdurenin sağlıklı olduğunu ancak kendisini anlatırken bir tereddütte olduğunu düşündüğünü, somut olay nedeniyle babası sanığa yönelik beyanda bulunmaktan çekiniyor olabileceğini ifade etmiştir.

5. Mağdure hakkında Çerkezköy Devlet Hastanesinde düzenlenen 15.09.2015 tarih ve 37 barkod sayılı raporda, yaşadığı travma nedeniyle bir dönem sık sık rüyalar gördüğünü, hâlen bu gibi rüyalar görmediğini anlattığı ifade edilmiş, kendi isteği dışında şikâyet yoluna gidilmiş olması nedeniyle öfkeli olduğu tespiti yapılmıştır.

6. Adli Tıp Kurumu (ATK) 6. İhtisas Kurulunca mağdurenin muayenesi sonrasında verilen 20.11.2015 tarih ve 4350 sayılı kararda, 14.06.2010 tarihinde mağduru bulunduğu (çocuğun cinsel istismarı) olayı nedeniyle eylem sonucunda beden ve ruh sağlığının bozulup bozulmadığı, beyanına itibar edilip edilemeyeceği sorulan 24.12.1999 doğumlu mağdurenin 18.11.2015 tarihinde yapılan muayenesinde ve dava dosyasının incelenmesinde ifadelerine itibar edilmesine engel teşkil edecek mahiyet ve derecede bir akıl hastalığı ya da zeka geriliği tespit edilmediği, yine aynı tarihte Kurul tarafından yapılan muayenesinde mağduru bulunduğu olaydan kaynaklanmış ruh sağlığını bozacak mahiyet ve derecede olan (travma sonrası stres bozukluğu) denilen psikiyatrik bozukluğun tespit edildiği, dolayısıyla; mağdurenin 14.06.2010 tarihinde mağduru bulunduğu olay nedeniyle ruh sağlığının bozulduğu, beyanlarına itibar edilebileceği, 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu uyarınca ruhsal tedavisinin yaptırılmasının sağlanmasının ve koruma tedbiri uygulanmasının uygun olacağı mütalâa edilmiştir.

7. Her ne kadar sanık aşamalardaki savunmalarında suçlamayı reddetmiş ise de, öz çocuğu olan mağdurenin ona yönelik iftira atması için makul hiçbir sebebin bulunmaması, atılı suçun gizlilik koşullarında işlenmesi ön plana çıkan özel niteliği, mağdurenin bu olayın yargıya intikal etmesine karşı tepkili oluşu ve kovuşturma aşamasında ifadesini bu durumun etkisiyle değiştirdiğinin anlaşılması, psikolog ….’nin yukarıda aktarılan değerlendirmesi ve bütün dosya içeriği göz önüne alınarak sanığın savunmasının suçtan ve cezadan kurtulmaya yönelik olduğu değerlendirilmiş ve savunmaya itibar edilmemiştir.

8. Mahkemece, toplanan delillerin birlikte değerlendirilmesi sonucunda, sanığın 24.12.1999 doğumlu olan kızı olan mağdurenin on yaşlarında olduğu dönemde, ev ortamında onun cinsel organına cinsel dürtülerinin etkisi altında temas ettiği, bu tutum ve davranışını birden çok kez gerçekleştirdiği ve böylece kızı mağdureye karşı zincirleme olarak cinsel istismarda bulunduğu sabit kabul edilmiştir. Sanığın bu şekilde sübut bulan eyleminin çocuk mağdureye karşı 5237 sayılı Kanun’un 103 üncü maddesinin birinci fıkrası ve üçüncü fıkrasının (c) bendinde tanımlanmış olan kendi alt soyuna karşı cinsel istismar suçunu oluşturduğu, sanığın bu eylemini aynı kasıt altında birden çok kez gerçekleştirdiği değerlendirilmiştir.

9. Sabit görülen suçun işleniş biçimi, meydana gelen zararın ve tehlikenin derecesi, sanığın kastı, güttüğü saik ve amaç, eylem sırasındaki ve eylemden sonraki tutum ve davranışları, mağdurenin rahatsızlığının derecesi ile bütün dosya kapsamı göz önünde bulundurularak temel cezanın belirlenmesinde takdiren alt sınırın esas alınması, sanığın cinsel istismar suçunu birinci derecede kan hısımlığı bulunan mağdureye karşı işlemiş olması gözetilerek bu suç nedeniyle verilen cezanın 5237 sayılı Kanun’un 103 üncü maddesinin üçüncü fıkrasının (c) bendi gereğince yarı oranında artırılması, sanığın cinsel istismar suçunu kızı mağdureye karşı aynı kasıt altında ve farklı günlerde birden çok kez gerçekleştirmek suretiyle zincirleme olarak işlemiş olması nedeniyle aynı Kanun’un 43 üncü maddesi uyarınca, olayın özellikleri ve istismarın mahiyeti gözetilerek cezasında takdiren 1/4 oranında artırım yapılması, cezanın sanık üzerinde göstereceği olası etkiler gözetilerek takdirî indirim maddesinin sanık yararına uygulanması, yasal olanak bulunmadığından sanığın cezasında başkaca artırım veya indirim yapılmasına yer olmadığına, sonuç cezanın süresi ve niteliği itibarıyla yasal olanak bulunmadığından hükmün açıklanmasının geri bırakılması, seçenek yaptırım veya erteleme hükümlerinin uygulanmasına yer olmadığı sonuç ve kanısına varılmıştır.

10. Zaman bakımından uygulama: suç tarihinden sonra yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun ile 5237 sayılı Kanun’un 103 üncü maddesi değiştirilmiş ve yeniden düzenleme yapılmıştır. Değişiklik öncesi Kanun metninin uygulanması hâlinde sonuç cezanın şu şekilde tayini gerekmektedir: sanığın eylemine uyan aynı Kanun’un 103 üncü maddesinin birinci fıkrası gereğince 3 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, eylemi koruma ve gözetim yükümlülüğü bulunan birinci derecede alt soy hısmına karşı gerçekleştirmiş olması nedeniyle aynı maddenin üçüncü fıkrası gereğince cezasında 1/2 oranında artırım yapılarak 4 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, eylemin zincirleme olarak gerçekleştirilmiş olması nedeniyle aynı Kanun’un 43 üncü maddesi uyarınca cezasında takdiren 1/4 oranında artırım yapılarak 5 yıl 7 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, eylem sonucunda mağdurenin ruh sağlığının bozulmuş olması ve mağdurenin kişiliğinden kaynaklanan teşdit sebebi gözetilerek aynı Kanun’un 103 üncü maddesinin altıncı fıkrası uyarınca takdiren 16 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, cezanın sanık üzerinde göstereceği olası etkiler gözetilerek aynı Kanun’un 62 nci maddesi uyarınca cezası takdiren 1/6 oranında indirilmek suretiyle sanığın sonuçta 13 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmesi gerekecektir. Değişiklik sonrası düzenlemenin sanık yararına olduğu gözetilmiş ve hukuki süreçte belirtildiği şekilde hüküm kurulduğu anlaşılmıştır.

IV. GEREKÇE
Olayın intikal zamanı, mağdurenin çelişkili ve ayrıntı içermeyen soruşturma aşamasındaki beyanı, sanığın aşamalardaki istikrarlı savunmaları ve bu savunmaları doğrular mahiyetteki mağdurenin kovuşturma aşamasındaki beyanı ile şikâyetçi …’in anlatımları ve tüm dosya kapsamı nazara alındığında, sanığın üzerine atılı suçu işlediğine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilerek atılı suçtan beraatine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde mahkûmiyetine dair hüküm kurulması hukuka aykırı bulunmuştur.

V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Çorlu 2. Ağır Ceza Mahkemesinin, 25.02.2016 tarihli ve 2015/308 Esas, 2016/84 Karar sayılı kararına yönelik o yer Cumhuriyet savcısı ve sanık müdafiinin temyiz istekleri yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,

Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,

13.12.2023 tarihinde karar verildi.